• Normalleşiyor muyuz (!) ne?!!

    Gündem değişiyor. Her şey eski moduna dönüyor, döndürülüyor. Ekonomi düşünülüyor. Mağazalar, cafe'ler, bar'lar açılıyor. Sanki çok lazımmış ya da insan hayatından değerliymiş gibi. Vak'a sayısı azalmıyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor. Ben şahsen daha da artacağını düşünüyorum. Kendi muhitimde yürüyüşe çıktığımda (ki iyi eğitimli tiplerin oturduğu, sosyo-kültürel olarak da iyi diyebileceğimiz bir ...

Born into Brothels

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Kalküta’nın Çocukları "Born into Brothels"

2005 yılının en iyi belgesel oscarını alan film, ülkemizde ilk önce film ekimi sayesinde seyredilebildi (daha doğrusu yer bulunamadı, çünkü inanılmaz bir yoğunluk vardı). Ancak su günlerde taksim’de gezerken bir sinema’nın bu filmi gösteriye soktuğunu gördüm ve 2 gün sonra gittim.

Film, Kalküta adlı yerin genelev sokağında yasayan hayat kadınlarının çocuklarının hayatını belgeliyor. Dahası bu belgeseli çeken fotoğraf sanatçısından,  çocuklar fotoğraf eğitimi alıyor ve bu dünyayı kare kare bölüyorlar ve gerçeküstü ilginç, üzüntülü, neşeli pek çok imgenin birbirine girdiği bir tablo çıkıyor…

 Ozan

gold_dust_86@hotmail.com  

Heat

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Dorian Gray'den "Heat"

Yönetmen: Michael Mann Oyuncular: Al Pacino (Vincent Hanna), Robert De Niro (Neil McCauley), Val Kilmer (Chris Shiherlis), Jon Voight (Nate), Tom Sizemore (Michael Cheritto), Diane Venora (Justine), Amy Brenneman (Eady), Ashley Judd (Charlene) 1995 ABD yapımı, 172 dakika

Biri hırsız, diğeri polis olan ama birbirine çok benzeyen iki adamın hikayesi. Vincent Hanna,  hiç uyumadan "geceleri bile" suçluların peşinde koşan bir işkolik olduğu için iletişim kuramadığı (üçüncü) karısı, ve üvey babasının ilgisinden muzdarip olduğu için psikolojik olarak sorunlu olan üvey kızı ile bir "afet bölgesinde" (kendi tabiri) yaşıyor. Haydut Neil McCauley ise "ateşi hissettiğinde 30 saniye içine bırakıp gidemeyeceğin hiçbir şeye bağlanma" düsturu nedeniyle hayatını yalnızlığa vakfetmiş ve bunu da "disiplin" olarak adlandıran, en az Hanna kadar işkolik, ilkeli ve akıllı biri. Yeni bir ilişkiye başladığı Eady ile, son vurgununu yaptıktan sonra Fiji adasında inzivaya çekilmek istiyor.

Böylesi sıradan ve özelliksiz görünen bir hikayeyi, sinema tarihinin en iyi suç filmlerinden biri haline getiren şey, elbette yönetmen Michael Mann'in ustalığı. Dramatik yapıyı kurarken adeta filmdeki kahramanları kadar titizlikle çalıştığı belli olan Mann, ne hırsızın ne de polisin tarafını tutuyor. Seyircinin hemen hepsinin sempati duyduğu bu iki adam, karşı karşıya geldikleri efsanevî sahnede de görüldüğü üzere "iki testiden birinin kırılmasının kaçınılmaz olduğu" bir hayat seçmişler. Yönetmen de dramatik olarak bu durumun üzerine odaklanıyor.

Ama asıl ustalık elbette görsel yapıda. İki buçuk saatlik süresine rağmen seyircisini bir an bile sıkmayan, temposunu hiç düşürmeyen, (başta 15-20 dakikalık çatışma sahnesi olmak üzere) unutulmaz birkaç sahneye sahip bir film bu. Kara film geleneğine paralel olarak hemen tüm karakterlerini derinlemesine işleme çabası da ayrıca takdire şayan.

Filmin Notu: 7 Gönül Notu: 10 Arıza Notu: 8  

Halloween

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

HALLOWEEN (2007)

Eski serinin filmlerini izlemiştim, 2007 yapımı olan bu filmi de dün akşam izledim ve eski versiyonlarında sürekli bahsi geçen ancak bize birebir aktarılmayan olaylar bu filmde ele alınmış, filmin ilk yarısı Michael Myers'ın küçükülüğünü ve nasıl bir cani katile dönüştüğünü, onunla ilgilenen doktorun hikayesini anlatıyor. Filmin ikinci bölümünde ise Halloween serisi fun'ları için zevkli alışıldık başlıyor, çünkü Myers bildiğimiz tarzda devam ediyor. Belirtmem gereken bir nokta da şu; filmin ilk bölümünü yani Myers'ın küçüklüğünün anlatıldığı bölümünü bir Halloween fanatiği olarak biraz yadırgadım, ancak film ilerledikçe sizi bağlamayı başarıyor ayrıca küçük Myers'ın yaramalıkları hayli geriyor insanı gerilim çok iyi verilmiş.Eski bir kült yapıma başka açıdan baktığınızı hissediyorsunuz, zaten son kısımda da soğuk duştan kurtulup alışık olduğmuz şekilde filme devam ediyoruz. Kısacası fanatiklerinin mutlaka izlemesini tavsiye ediyorum. Pişman olmazsınız.

Onur KILAVUZ oklavuz@gmail.com

   

Hair

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

beatles maniac'tan HAIR

Toplumun normalleri.. Anormalleri!!!… Özgürlük… Arkadaşlık… Sevgi…Aşk… İnsanlık…  Bağlılık… Fedakarlık… Savaş karşıtı gençler… Çiçek çocuklar…

Hair, herkesin içindeki gizli kalmış veya bastırılmış hippie'nin ortaya çıkmasını sağlayacak, insan oldugunu hatırlatacak, gerçekte ne kadar özgür olup olmadıgını sorgulatacak ve ayrıca müzikleriyle büyüleyecek bir film..

Herkesin en az bir kez izlemesi gerektigini düşündügüm filmlerden biri.. Bayan Arıza'dan Hair'e devam… Bende iki laf etmek isterim. Hair, çekildiği dönem çok ilgi görmemiş, sonrasında kült olmuş müzikaldir, bir dönem filmidir Hair. Yönetmen Milos Forman'dır. Filmdeki oyuncular arasında Treat Williams, John Savage, Beverly D'angelo, Annie Golden, Dorsey Wright, Don Dacus, Cheryl Barnes, Melba Moore, Ronnie Dyson sayılabilir. Soundtrack'i de lezizdir.  

Good Will Hunting

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

GOOD WILL HUNTING

Lise yıllarında iken her hafta sinemaya gitmeye çalışırdım.O zamanlar tabi böyle VCD DVD ve diğer teknolojik ilerlemeler daha keşfedilmediğinden daha çok ünlü olup gazetelere manşet olan aktör ve aktristlerin filmlerine gitmeyi tercih ederdim. Adana'da Galleria içerisinde bulunan 8 Adet Sinema salonu vardı o zamanlar. -şimdi kapandı-Gene hafta sonlarının birinde bugün de gidim güzel bi aksiyon filmi izleyim dedim.Şimdi tam hatırlamamakla beraber Galleria'ya gittiğimde bi aksiyon filmine gireceğim diye düşünüyodum,gişeye gittim.Salon 4'e bi bilet dedim.Gişedeki bayan o filme ait bileti verdiğinde yüzündeki şaşkın ifadeye bi anlam verememiştim.Şaşırdım ama şaşırdığımı belli etmek istemedim.Neyse fazla uzatmiyim filmin saati geldi.Ben salona girdim saatime baktım daha on dakka war filme.Bekledim elimde popcorn ile beraber.Lan bekle bekle kimse gelmiyo anlayamadım.Filmin saati ne sabah, nede akşam, günortası anlayacağınız.Allah allah dedim bunda bi iş war dedim ve biletime baktım acaba saati mi şaşırdım salonlarımı şaşırdım anlamak için biletin üstünde SALON 4 GOOD WİLL HUNTİNG SAAT:14/30 yazıyordu.Ulan dedim ne şans war bendede kimsenin girmediği bi filme girmişim, o zaman anladım gişedeki bayanın bana neden tuhaf tuhaf baktığını.Aslında o an çıkabilirdim dışarı ama içimden bi ses olum çıkma war bunda bi enteresanlık kal ve izle dedi beğenmezsen gidersin özgür irade olum dedi içimdeki ses ve ben o sese kulak verdim iyi ki de wermişim…

Yıllar sonra bu satırları yazarken insanın kaderinde bazı zamanlarda ufacık dokunmaların ruhuna ne kadar huzur verdiğini anladım.Çünkü o filmde anlamıştım kader denen muammanın ne kadar bilinmez olsa da önemli olanın içindeki özgür irade ve karar verme yetisi olduğunu…

Efenim filmimizin adı yukarıda beyan edildiği gibi GOOD WİLL HUNTİNG…Üzerine çok ama çok şey sölenenebilecek bence bir başyapıt.Hala izlemediyseniz hep bir yanınınızın eksik kaldığını kabul edebilirsiniz.Başrollerinde bu filme tanıyıp sevdiğim MATT DAMON ve Ölü Ozanlar Derneği ile bütünleşen ROBİN WİLLİAMS.Tabiki aykırı filmlerin yönetmeni özgünlüğü ile tanınan GUS VAN SANT…

Bence bu film hakkında ne kadar yorum yaparsanız yapın cümlelerin gücü karşı tarafa anlatmak isteyeceğiniz şeyleri sölemeye yetmeyecektir.Duygusal olarak görüp görebiliceceğiniz ve herkesin kendisinden bi parça bulucağı ender filmlerden biri.Keşke o çocuk ben olsaydım diyeceğinize adım kadar eminim.Sadece filmin can alıcı sahnelerini belirterek yorumlarıma son veriyyorum AMA eğer bi film müptelası iseniz ve hala bu filmi izlemediyseniz SİZE DİYECEK Bİ KELİME BULAMIYORUM…

*** Robin Williams'ın parkta Will Hunting ile karşılıklı diyaloğu (Burayı bence özümseyerek izleyin)

*** Senin suçun değildi diyerek ittiği ve sonunda sarıldıkları sahne

*** Bilgeçlik, ukalalık yapan arkadaşını küçük düşürmeye çalışan üniversiteli genci zekasıyla adeta çökerten sahne

*** Ufacık bi resimden Will'in yaptığı süper kombinasyonlu ruh tarifi

*** Esas kızla öpüştükleri sahne

*** Ben Affleck'in birgün kapını çalıcam ve sen olmayacaksın dediği ve daha sonra ewe gidip Will'i bulamadığı sahne vs.

İşin aslı o kadar çok özgün bir sahne anlayışı war ki bence her sahnesi ayrı ayrı yorumlamaya değer…

Bir dip not olarak filmin orjinal ismi Good Will Hunting yani İyi Niyet Avcısı.Filmde Matt Damon'ın ismi Will Hunting idi.Yani bir de İyi Will Hunting oluyor.İlginç bir film adı seçimi ve bence akılane.We kendimden bi itiraf o filmi izledikten sonra saçlarımı WİLL HUHTİNG gibi yapmaya çalıştım ama beceremedim.

Herkese iyi seyirler… EsKaTaLoGyA…   

Glengarry Glen Rose

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Dorian Gray'den "Glengarry Glen Rose"

80'li yılların sonlarında emlak komisyoncuları arasında tavan yapmış rekabeti, göz kamaştıran bir "sahicilikle" anlatıyor "Glengarry Glen Rose".

Yazar koltuğunda, 1984 yılında drama dalında Pulitzer ödülü alan kendi oyunundan uyarladığı senaryo ile büyük usta David Mamet… Yönetmen koltuğunda; arıza kelimesinin cisimleşmiş hali olan pulp suç romanları yazarı Jim Thompson'ın "After Dark, My Sweet" romanından kendisinin yaptığı (ve başka bir yazının konusu olan ) uyarlama ile dikkatimizi çekmiş genç yetenek James Foley… Al Pacino başta, Jack Lemmon, Jonathan Pryce, Kevin Spacey, Alec Baldwin, Ed Harris, Alan Arkin gibi isimlerden müteşekkil "mind blowing" bir oyuncu kadrosu… Ve satışların kötü gitmesi üzerine merkez bürodan gönderilen Alec Baldwin'in "ya adam gibi satın, ya da defolun!" şeklinde özetlenebilecek bir konuşma yaptığı, babası yaşındaki Jack Lemmon'a "sen kendine satıcı mı diyosun orospu çocuğu!" diye zılgıt attığı, insanın her hatırladığında krize girmesine vesile olabilecek sayısız diyalog ve sahne…

Bu ve bunun gibi birçok artıya sahip, bizde pek bilinmemesine, batıda ise ısrarla görmezden gelinmesine rağmen seyredenin bir daha unutmadığı müthiş eğlenceli bir film.

Özellikle ofiste herkesin satış becerisine ve cool duruşuna gıpta ile baktığı ama cilalı dış görüntüsünün altında belki de diğerlerinden bile daha sefil bir yaşamı olan Ricky Roma karakterinde Pacino çok başarılı.

Filmin Notu: 8 Gönül Notu: 10 Arıza Notu: 7

1992 ABD yapımı, 100 dakika

“Gemide” ve “Laleli’de Bir Azize”

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Bilhan Erden'den "Gemide" ve "Laleli'de Bir Azize"

üniversite öğrencilerin senaryosunu hazırladığı ve usta oyuncuların ücretsiz rol aldığı bu iki filmin konusu şöyle…

gemide ; bir gemide çalışan kaptan yardımcısı ve 2 arkadaşından oluşan 4 kafadar gemide esrar içip fantezilerini anlatıp dururlar…gelişen olaylar sonucu içlerinden birisi diğerlerini de oyuna getirerek pezevenklerin elinden bir fahişeyi kaçırır ve gemide saklarlar…gemide filminde bu bi grup herifin tam bir arıza hikayesi geçmekte…

lalelide bir azize de ise gemide filminde konu olan pezevenklerin yaşadıkları arıza olaylar geçmektedir…tabi onlarda kaptırdıkları fahişeyi arar dururlar…

birbirini tamamlayan bu iki filmi erkan can ın mükemmel ötesi oyunculuğu bol küfürlü ve geyik replikleri ile benim açımdan en arıza filmler klasmanında ilk sıralarda…

özellikle ve özellikle filmin repliklerini çok ama çok iyi dinleyin…

Funny Games

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

FUNNY GAMES

Öncelikle rahatsız edici bir film olduğunu söylemeliyim, yeni versiyonunu daha önce seyretmiştim, geçen gün de eski versiyonu elime geçti ve izledim, Namomi Watts severler tabiiki yeni çekilen versiyonu tercih edeceklerdir. Film germeyi başarıyor, ancak bazen izleyiciyi de biraz buhrana sokuyor diyebilirim, uzun beklemeler, uzun diyalogla, araya serpiştirilmiş izleyici ile paslaşmalar var. Şu anda yeni çekilmiş versiyonu vizyonda.

Onur KILAVUZ oklavuz@gmail.com  

Full Metal Jacket

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

EsKaTaLoGyA'dan "Full Metal Jacket"

Ya bu adam bir dahi ya da bir deli.Stanley Kubrick den söz ediyorum tabi.İnanılmaz bir sinema karakteri yaratmış kendine ki deli ile dahi arasında gidip gelen bir yolculuk bu.Anlamsızlığı anlam katmış bence.Aklımda kalan filmleri arasında başrolünü Jack Nicholson ın oynadığı eski bir öğretmenin çok büyük bir otelin kış sezonunda kazan dairesine bakma görevini üstlenip burada kitap yazmak isterken otelin geçmiş gizemine dayanamayarak deliye dönen bir adamın hikayesi The Shining (Cinnet) ve bir sistem eleştirisi kıvamındaki A Clockwork Orange (Otomatik Portakal) sayılabilir.Ancak bence en önemli filmi bana sorarsanız yorumunu naçizane yapacağım Full Metal Jacket (Aslında filmi türkçeye çevirirsek ortaya Tam Zırhlı Mermi gibi anlamsız bi cümle dizini çıkıyor bu yüzden bence orjinal ismini kullanmak dahi iyi.)

Şunu belirtmekte fayda var.Bugüne kadar kaç tane Vietnam savaşını anlatan film seyretmiş olursanız olun,eğer bu filmi izlemediyseniz bence savaş konusunda derinlemesine düşünmemişsiniz derim.Savaşın yıkım gücünü,insanlar üzerindeki psikolojik etkisini,çevreye verdiği tahribatı,geçmiş ve geleceği sorgulamayı bu film ile birlikte anlamdırmamız daha makul.Film iki aşamalı öncelikle Vietnam savaşına gidecek askerlerin eğitim aşaması ikinci bölümde Vietnam savaşının içyüzü.Film 1987 Yapımı.Bu yılda böyle bir film yapmak gerçekten imkanlar dahilinde çok güç.Elde olan teknoloji ile varılabilicek o yılda bence son durak burası.

Çekimi,sekansları,geçiş sahneleri,patlama ve savaş sahneleri gerçekten günümüze yakın bir teknolojinin kullanıldığı izlenimi veriyor.Eğer yapım yılını bilmeseniz,bu filmin 2000 yılından evvel yapıldığı aklınızın hiç bir ucundan geçmez.Yönetmen tabiki Stanley Kubrick,başrollerini, Matthew Modine-Adam Baldwin ve Vincent Donofri'o paylaşıyor.

Filmin can alıcı sahnelerine gelince.İlk bölümde eğitim alan şişman askerin bölümün sonuna doğru sergilediği psikolojik delilik.Adamın öyle bir bakışları var ki tuvalette korkmamak için duygularınızın çoktan ölmüş olması gerekir.Bu kadar bakışlarından ürktüğüm bir adama hayatımda hatırlamıyorum.Etkileyici bir sahne…Matthew Modine'nin şapkasında yazılan Born To Kill (Öldürmek için Doğ) ile göğsünde taşıdığı barış rozeti kendi içinde tezat olmasına rağmen gerçekten anlamlı.Beyninle hükmettiğin bedenine kalbinle hakim olmak ancak ve ancak bu kadar mükemmel bir mizansenle anlatılabilir ki bu askerin bu konu ile ile ilgili komutanına verdiği cevap taktire şayandır bence.Filmde her duyguyu yaşamak olası.Ağlamak,gülmek,tıksırmak,sinirlenmek anlayacağınız tekdüze bir hikaye değil hayatın her yönünü işleyen bir kumaş sanki.Filmde bir savaş karşıtlığı olduğu besbelli.Gelişen olaylar neticesinde kendini barışa adamış bir askerin bile sonunda ateş ettiğini düşünürsen varın bu filmin felsefesini ve psikolojik etkisini siz düşünün…

Film için söyleyeceğim son söz müziklerine dikkat edilmesi. Ortaya mükemmel bir savaş harmonisi çıkarmışlar.

Ve en son sahnedeki ROLLING STONES ''PAINT IT BLACK"  

Fucking Amal

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Uyuyor musun'dan "Fucking Amal"

98 yapım İsviçre filmi. Filmin orjinal ismi: “Fucking Amal”. Amerika’da “Show Me Love”, Türkiye’de “Beni Sev” adıyla yayınlandı. Çok tatli bir film, çok keyifli. Alexandra Dahlström (Elin)’ün oyunculuk yeteneğinden kaynaklanıyor galiba. Oldukça doğal oynamış ve rolüne çok yakışmış. Bir de filmde iki kızın bütün okul arkadaşlarının ve kasabanın kötü gözle bakmasına aldırmadan birlikte olmaları, filmin sonunda insana keyif veriyor.

Amal hikayemizin geçtiği kasabamızın adı. Elin, bu kasabanın pasifliğinden sıkılmış bir kızdır. Çünkü gençlik dergilerinde bir şey moda olduğunda, daha bu kasabaya gelmeden demode olmaktadır. Elin arkadaşları içinde oldukça popüler ve güzel mi güzel bir kız.

Hikayemizin kahramanlarından bir kızımız daha var: Agnes. Kasabaya taşınalı 1,5 yıl olmuş ama henüz hiç arkadaşı yok. Arkadaş kurmakta zorlanan bu kızımız gizliden gizliden Elin’i seviyor. Biraz utangaç ve bunu Elin’e söyleyemiyor. Daha sonra pek bir gizliliği kalmıyor tabi. Agnes’in doğum gününde Elin onu öpünce ikisinin de hayatı değişiyor.