• Normalleşiyor muyuz (!) ne?!!

    Gündem değişiyor. Her şey eski moduna dönüyor, döndürülüyor. Ekonomi düşünülüyor. Mağazalar, cafe'ler, bar'lar açılıyor. Sanki çok lazımmış ya da insan hayatından değerliymiş gibi. Vak'a sayısı azalmıyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor. Ben şahsen daha da artacağını düşünüyorum. Kendi muhitimde yürüyüşe çıktığımda (ki iyi eğitimli tiplerin oturduğu, sosyo-kültürel olarak da iyi diyebileceğimiz bir ...

a simple plan

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

a simple plan  

Kara film deyince aklınıza ne gelir bilemem ancak bir filmi kara film olarak tabir etmek istiyorsak; basit bir olayın üzerinden yürütülen planlar silsilesinin kaçınılmaz sonucu olarak tarif etmek hiç de zor olmasa gerek. 

Pek de çok bu tür film yapılmıyor veya çok az yapılıyor ve veya kalitelisini bulmak gerçekten zor.Ama kaliteli bir kara film izlemek  istiyorsak – ki bu siteyi ziyaret edenler için ideal bir film bu – biçilmiş kaftanın ta kendisidir A Simple Plan…   Yapılırsa böyle yapılır cinsinden olan filmimiz 1998 ABD Yapımı ve 121 Dakika.Yönetmenimiz Sam Raimi (filmlerini saymak gerekirse ; Spider Man 1 ve 2,3.sünü yönetecek,The Gift,For Love Of The Game,Evil Dead I ve II,The Quick And The Death, Darkman,Army Of The Darkness,The Hudsucker Proxy.) Aslında yönetmenin çektiği filmlere bakılırsa pek de bu türün özelliklerini başaracak gibi görünmüyor çünkü hep farklı tarzlarda filmlerle haşır neşir olmuş.Sadece bir film türü üzerinde yoğunlaşıp uzmanlaşmaya çalışmamış.Örneğin Quantin Tarantino gerilim,aksiyon ve bol kanlı filmlerin aranılan yönetmenidir çünkü bu tür filmlerle çok ilgilenmiş ve hatta kendine bir tarz oluşturacak kadar uzmanlaşmıştır.Bir filmin Tarantino'nun elinden çıkıp çıkmadığının tespiti için kamera açılarına,ışığa,mizansene,aksiyona ve kanlı sahneleri bakılması yeterde artar.Çünkü film kendini otomatikman izleyiciye kendini kimin nasıl yaptığını anlatıyor Tarantino filmlerinde.Oysa Sam Raimi hani tabiri yerindeyse her ipte oynamış o yüzden bu tür kara filmleri kotarır mı diye bi soru aklımın bir yerinden geçti ancak filmi izleyince e kadar yanıldığımı anladım.Demek ki önyargılı davranmayıp objektif yaklaşmak her zaman iyidir gibi bir anlam çıkarmak – kendim için – hiç de yabana atılmayacak bir erdemlik ifadesi.   Başrollerinde Bill Paxton (Bazı filmleri; U-571,Titanik,Twister,Alien II,Apollo 13 vs.)Bridget Fonda (Bazı filmleri; Kiss The Dragon,Lake Placid,Jackie Brown,The Godfather III vs.)Billy Bob Thorton (Bazı filmleri; Bandits,Monster's Ball,The Man Who Was't There,Armegeddon,U Turn vs.) Görüldüğü üzere adı sanı duyulmuş oyuncuların ortaya çıkardığı muhteşem bir kara film şöleniki izlenmeyi gerçekten hakediyor.   Filmimizin konusuna gelince;   Olaylar bir yılbaşı öncesinde Minnesota’daki küçük bir kasabasında geçer.Bu kasabada yaşamını sürdüren Hank'in güzel bir karısı ve yöredeki hububat değirmeninde iyi sayılabilecek bir işi vardır.Bir gün Hank'in çalıştığı firmaya Hank’in ahmak kardeşi Jacob davetsiz misafir olarak çıkagelir.Yanında zenci düşmanı arkadaşı Lou da vardır.Arabayla yolda giderken yakınlarda bir uçak kazası meydana gelir ve düşen uçağın enkazını görmeye giden Hank,Jacob ve Lou,çürümüş bir cesedin yanında bir çanta bulurlar.Bu çantanın içerisinde 4 milyon dolar vardır.Basit bir plan yapılır ancak planlar pek de sanıldığı kadar yolunda gitmeyecektir…   Dediğim gibi basit bir plan ve sonunu bir türlü kestiremeyeceğimiz bir kara film örgüsü.Tüm oyuncular gerçekten insan üstü çaba sarfetmişler film boyunca.Üç tiplemenin de ne kadar gerçekçi oyunculuk kurgusu içerisinde bulunduğu seyretmeden tarif etmek güç.Bu yüzden filmi hem konusal olarak hemde oyunculuk olarak üst seviyeyi çıkarmak gerektiği inancındayım.Üstelik olayların ne kadar tarifsiz bir biçimde ilerlediğini görmek seyirciyi bir sonraki sahnede neler olup biteceğini anlamakda zorluyor.Mantıksal bir sonuca varıyorsunuz aslında olay kurgusunda,bir sonraki sahnede,ancak filmi sürpriz yapan tarafı olayları hiç de düşünmediğiniz -mantıksal olarak- bir yola sokuyor ve daha da film karmaşıklaştırıyor,ve daha da sürpriz tarafı oyuncuların bu karışıklığı ve kaosu yüzünüze bir şamar gibi vuran oyunculukla ifade edebilmeleri.Özellikle filmin iki erkek oyuncusu o kadar şaşkınlar ki film boyunca sizde ağzınız açık onların ne yapacaklarını bekliyorsunuz çünkü ne yapacakları konusunda herhangi bir izlenim alamıyorsunuz oyunculardan.Herşey olup bitince "vay be" diyor insan.Benim aklıma hiç gelmemişti diyorsunuz.Bu yüzden enteresan bir film bu.   Çoğu kara film türünde görüldüğü üzere özensiz ve başarılamamış planlar,gizlenen paralar,mücevherler,plan sahiplerinin birbirine attığı kazıklar,parayla beraber değişen davranışlar,beklenmeyen olaylar,boş yere yok olan hayatlar bu filmde de ön planda.Paranın nasıl insanları dost iken düşman yapabildiğini gözümüzün ta içine kadar sokuyor bu film.Parayla sorunu olanlar için ideal aslında.

Filmin ilginç yanlarında biri de -daha doğrusu manidar-başta parayı kabul etmem diyen Fonda'nın planların ve olanların asıl sorumlusu olmasıydı.

Ve aklıma şu soru takıldı filmin sonunda;

Lidyalılar parayı icat ederek iyi mi yaptılar kötü mü yaptılar?

Galiba cevabı bu filmde saklı…

EsKaTaLoGyA

Se7en

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

SEVEN (1995)

Son olarak "Zodiac" adlı filmiyle izlediğimiz genç yönetmen David Fincher'ı uluslararası platformda başarıya taşıyan "Yedi", karanlık bir atmosferde gelişen entrikasıyla, izleyiciyi gerilime sürükleyen bir fim. Seri cinayetler işleyen dahi bir katil, birbirinden oldukça farklı karakterdeki iki cinayet dedektifi ile kedi-fare oyunu oynuyor. Daha kıdemli olan polis, artık günlük hayatının sıkıcılığından bıkan müzmin bekar William Somerset (Morgan Freeman) ise katili bulup bir hafta yani yedi gün içinde emekli olmak istemekte.Yeni ortağı genç ve ukala David Mills (Brad Pitt) ise daha serbest çalışıyor ve Somerset'in yerine geçmeye hazırlanıyor. Beraberce, yağmurun devamlı yağdığı, olayları açık seçik görme ruhunun ve yeteneğinin sekteye uğradığı karamsar bir şehirde katili yakalamaya çalışıyorlar. Yedi günahın izinde cinayetlerini işleyen bu zeki katili yakalamak ise sadece felaketin sonunu hazırlamaktan başka işe yaramıyor. ONUR KILAVUZ'UN YORUMU:

"Seven filminin yönetmeniydi" diyerek hatırlatırdım arkadaşlarıma David Fincher'ı. Halbuki o kendini, kendi ismiyle tanıtacak çok şey yapmıştı. Alien³ (1992), The Game (1997), Fight Club (1999), Panic Room (2002) gibi her biri defalarca izlenesi filmlerin yönetmen koltuğundaki isim Fincher. Fakat tanınması "Seven" filmi ile olan yönetmen bu filminde bizleri germeyi ve şaşırtmayı çok iyi başarıyor. Özellikle finaldeki Brad Pitt'in oyunculuğu ile hatırlarım bu filmi, ayrıca da hiç çekinmeden izlemeinizi ısrarla tavsiye ederim. O yüz ifadesi, içinde bulunulan durumu bu kadar mı iyi aktarabilir. Gerilim filmlerinden hoşlanmasanız bile final sahnesindeki Brad Pitt'in oyunculuğu için izlenebilecek bir film. Olağan dışı bir finali olduğunu da ekleyelim. Eğer izlemiş ve beğenmişseniz size şiddetle önerebileceğim bir film daha var ; Resurrection 1999 (Christopher Lambert)

Onur KILAVUZ oklavuz@gmail.com

   

Se7en

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

EsKaTaLoGyA'dan "Se7en"

Öncelikle izlediğim en iyi David Fincher filmi olduğunu söylemem gerekir ki bence bunu fazlasıyla hakediyor.Film 1995 yapımı. Başrollerinde Brad Pitt ve Morgan Freeman oynuyor.Ki bence Brad Pitt ve Morgan Freeman ı birlikte meşhur eden bir film.Özellik yönetmenin geçiş sahnelerindeki ustalığı hemen göze çarpıyo.Bi de film boyunca devamlı yağmur yağıyo ki karanlık bir film olmasıda filme ayrı bir hava katıyo.Katilin kimliğinin filmin sonuna kadar ustalıkla gizlendiğini es geçmemek lazım.Kafamı gerçekten karıştırıp bir o kadar da zorladığım yegane filmlerden biri.Konusuna gelince; Dedektif Mills (Brad Pitt) şehre yeni atanan genç bir dedektif, Dedektif Sommerset (Morgan Freeman) emekliliğine bir ay kalmış zeki bir dedektif.Esas oğlan işe yeni başladığı ilk günden itibaren seri bin katilin peşine düşüyor ve olaylar seri katilin katlettiği insanların ve kendisinin bulunması için bıraktığı ipuçlarının etrafında dönüyor.7 ölümcül günahı işleyenleri kendi vahşi yöntemleriyle öldüren bir seri katil ve onun peşindeki iki dedektifin hikayesi anlayacağınız.En iyi kurgu dalında 1996'da ödüle aday olan film bu ödülü alamamıştı unutmadan söyliyim.Özellikle sürpriz kötü adamı ve çarpıcı finali ile bence gerilim başyapıtlarından biri.Katili kimin oynadığını söylemiyim.Sürpriz olsun.Eğer izlemediyseniz çok ama çok şey kaçırmışsınız demektir.

 

Rezervuar Köpekleri

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Punkerland'den "Rezervuar Köpekleri"

Tipik bir Tarantino filmi uzun ve içi boş diyaloglar, dehşetle örtülü komedi sahneleri, sempatik gangsterler. Tek ortak özellikleri aynı radyo kanalını dinlemek olan bir grup suçlu bir mücevher deposunu çalarlar. Fakat polis peşlerine o kadar çabuk düşer ki bir muhbir den şüphelenirler.

Film boyunca bu suçluların pisikolojik durumları anlatılır. Film soygunun hemen sonrası ile başlar ve olayın öncesine gangesterlerin ikna edilişine kadar gider.

Filmde topluca cafe den çıkış sahnesinde çalan 1970 li yılların "little green bag" şarkısı çok hoş. Bence Tarantino müüziği sinemadan daha çok seviyor. Birgün sinemayı bırakır ama müziği asla. Bunu yaptığı her flimde görebiliyoruz.

Bu flimdeki en önemli eksiklik soygun anının flimde gösterilmemesi ama filmin bütün konusunun bu sahneye dayandırılmasıdır.

Tarantino'nun diğer filmlerinden bazılarının isimleri şöyle :

1)  PULP FICTION 2)  JACKIE BROWN 3)  KILL BILL VOL I 4)  KILL BILL VOL II  

Pi

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

EsKaTaLoGyA'dan "Pi"  

Şu matematik olayına bir türlü kanım ısınmamıştır vesselam. Ama evren denen boşluğun gizeminde bence metamik en belirgin yapıtaşı.Evveliyatında evrenin ilk yaratılışı dikkat edilirse rakamlarla ilişkinlidir.Bütün kutsal kitaplarda sayılarla ilgili ilginç veriler bulunduğu hepimiz tarafından bilinmektedir.Gerçekten de sayılar hayatımızın bence farkedilmeyen ve görülmeyen sırlarıdır.

Bu açıklamalara hitap eden enteresan bir film Pİ.Akıllarınızı zorlayacak sinirlerinizi zorlayacak yer yer kendinizi rakamların içinde kaybedeceğiniz damardan bir film bu.Acayip kasıldım izlerken çünkü hipotezlerden hem ben hemde başrol oyuncusu olan Sean Gullette (Max) nin başı dönmüştür eminim.Film 1998 Yapımı.Yönetmeni Requim For A Dream ve Below adlı filmlere imzasını atan şu anda ise The Fountain adlı filmi çekmekte olan Darren Aronofsky.Pİ filmi onun ilk filmi.Filmin çok küçük bir bütçe olan 50.000 USD ye mal edildiğini belirtmeden geçemeyecem.Bu kadar küçük bir maliyetle insan beyninin sınırını zorlayan bir filme imza atmak gerçekten meşakatli bir o kadar da zor bir uğraş çeşidi bence.Ama ortaya o kadar enfes bir sanal gerçek karışımı sunulmuş ki içine girmemek neredeyse imkansız.Biraz dikkatli ve konsantre izlendiği taktirde bünyede sağlam zararlar vereceği apaçık.Filmin siyah beyaz olması ise tam bir kült filmi olmayı amaçladığını gözümüzün içine sokuyor.Dikkat edilirse sinema tarihinin kült filmleri hep siyaz beyaz çekilmiştir.Örnek vermek gerekirse Citizen Kane(Yurttaş Kane) The Man Who Wasn't There (Orada Olmayan Adam) Schinder's List (Schinder'in Listesi) sayılabilir.O yüzden siyah beyaz karışımı hem çok yalın hem de odaklanmak açısından idealdir.İzleyici değişik renkler etrafında verilecek mesajı alamayabilir,ancak ortada sadece iki renk varsa mizansen daha açık ve farkedilir olacaktır.Filmin Sundance Film Festivalinde en iyi film dalında ödüle layık görüldüğünü belirtmekte fayda var….   Filmin konusuna gelince Max bir matematik dehasıdır.Sorunlu bir kişiliği sahiptir ve ömrümün son on yılını tabiat olaylarını sayılarla açıklamaya çalışmaktadır.Bu kodu bulmuş ancak çözememiştir.Herşey tek bir sonuca götürmektedir.Bu sonuç ile insanlar belki de birbirlerini öldüreceklerdir.Max bu zincirin ilk halkasını kırmayı denemektedir.Olaylar Pİ sayısının ekseninde gelişmektedir anlayacağınız.   Baş ağrısı ile sorunu olan arkadaşlara filmi bir kaç tane baş ağrısı ilacı içerek izlemelerini tavsiye etmekten başka çarem yok çünkü kafa da o paranoyak sahnelerde kullanılan iç gıcıklayıcı müzik(drum'n base) acayip yoruyor bünyeyi.Filmin farklı bir boyutu ise borsayı anlamak için bu şifreyi bulanın dünya nimetlerini tamamen ele geçirecek olması,bunun peşinde kapitalizmi simgeleyen wall street adamları ve dünyayı kendilerinin kurtaracağına inanan ve dünyaya hakim olmak isteyen Yahudiler.Gerçek dünyadaki sonu gelmeyen bir güç savaşını anlatılmakta.Özellikle filmin sonu gayet karışık.Hangi sahne sanrı hangi sahne gerçek anlaşılmıyor.   Dikkatle izlenildiğinde filmin neresinden itibaren sanrı neresinden itibaren gerçek olduğu tam anlaşılmasada bir ipucu vereyim.Max filmin sonlarına doğru(kafayı sıyırdığı sıralarda) Sol'un evine gidiyor ve felç geçirip öldüğünü öğreniyor.Orda salona ilk girdiğinde Go tahtasının üstünde Sol'un rakamlar yazdığı kağıt yok.Sonraki sahnede o kağıt var.Yani o sahneden itibaren sanrı diyebiliriz.Ve sanrılar son sahneyle bitiyor.Jenna ile bankta oturdukları sahne gerçek tabiki…   Filmin ilginç bir yanıda sondaki (bazen aralardaki) kafasını sürekli delme olayı eski bir inanışa dayanması.Beyne ne kadar baskı yapılırsa beynin o kadar çok çalışacağı inanışı varmış.Dagobert'in (600 lü yıllarda Frank kralı) kafatasında da böyle oyuklara rastlanmış.Max'de beynini daha fazla çalıştırmak için beynini oymuş olabilir.Dahası bilgisayar hatasının bilgisayarın içinde oluşan böcekle ifade edilmesi ve bence en basit fakat zekice hazırlanmış ayrıntı.Klavyedeki enter tuşunun return olması da ilginç. Bilindiği üzere sayılar doğada zaten varolan şeylerdir.Biz matematik teoremlerini icat etmiyoruz ki.Sadece olanları bulmaya çalışıyoruz ve her doğru hareketimizde onlar bize anlamlı bir şekilde"GERİ"dönüyorlar.Vesselam arıza filmlerin arasına kendini kanıtlayarak giren bu filmi baskı ve şiddetle izlemenizi öneririm.   Max Der ki;   "Annem küçükken günese bakmamamı söylemisti, bi gün baktım ve.."

Old Boy

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Volkan Karakaya'dan "OLD BOY"

Tarantino'nun çabalarıyla Cannes'da büyük jüri ödülünü kazandı.

İnsanın ağzında pas tadı, suratındaysa ekşi bir ifade bırakan Japon menşeli film.

Şiddet ve gizem…gerilen sinirler, kasılan mide…

Güney Kore filmi… Kara film..    

Mulholland Drive

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

MULHOLLAND DRIVE

Dahi yönetmen David LYNCH'in bu filmi için, filmi anlatan, açıklayan kitaplar bile yazılmıştı. İlk izleyişte anlamak oldukça zor, tipik bir Lynch filmi, "her film anlaşılacak diye bir şey yok" tarzında bir şey söylemiş zamanında, bu film de bu cümlesini tam destekler nitelikte. Kesinlikle konsantre bir şekilde izlemenizi tavsiye ediyorum, ama uyarayım izlediğinize pişman da olabilirsiniz.

Onur KILAVUZ oklavuz@gmail.com  

May

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Kırılanlar ve delirenler üzerine bir film "MAY"

Hep güzel şeyler isteyen bir kız vardır. Önce kayan gözü üzer kendini sonra arkadaşları kırar kalbini, dalga geçerler, ergenlik döneminde bir hediyeyle değişir herşeyi, porselen bir bebek….

Asla görmediği kadar mükemmel olan..sırdaşı olur bu bebek, konuşamasa da dertlerini bebeğe anlatır May…

Hep güzel şeyler olmasını ister, bir gün aşık olur. Erkek o kadar mükemmeldir ki, güzel ellerine takılır kalır. Herşeyini verir ama aldatılır, ardından en iyi arkadaşında moral arar ama arkadaşı da lezbiyendir, "belki" der ve .dener kendi cinsiyle. Yine kaybeder ve bir gün doğru olanı bulur karışmış aklıyla: "kendi elleriyle mükemmeli yaratmak."

Film, kırılanlar ve delirenler üzerine…

Berk K. (metalikdunya)

 

Kötü Eğitim

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Ozan Güler'den Kötü Eğitim (la mala edicion)

Konusu eşcinsellikten öte, papazların nasıl görevlerini istismar edip, uçana kaçana dinsel kimliklerini kullanarak taciz, tecavüz, yapabileceklerinin göstergesiydi. Filme Pedro Almadovar çektiği için gitmiştim ki gerçekten fazlasıyla memnun kaldım. Olayların kurgusu harikaydı, Ayrıca hatta Gael Garcia Bernal (motosiklet günlüğünde de kendini ispatlayan) oynuyor başrolde Fele Martinez ’le birlikte. Bu film hakkında zaten çok şey yazılmaz yazılırsa tadı kaçar dahası zaten baya bir komplike olay örgüsü vardır, seyretmek gerekir hemen…

Ozan  

Konuş O’nunla

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Konuş Onunla "Hable Con Ella"

Usta yönetmen Pedro Almadovar ’ın çektiği film, 2 hasta kadın sayesinde tanısan 2 adamın dostluk hikayesiyle başlıyor. Marco (Darío Grandinetti)  matador sevgilisi Lydia (Rosario Flores) komaya girince  ve hasta bakıcı Benigno (Javier Camara) ile tanışır. Benigno 4 senedir komada olan Alicia ’ya bakmaktadır. Ve daha sonra Benigno ‘nun bir olaya karışması olayların netleşmesine yol acar. Almadovar ’ın ustalığını bolca hissettiğimiz filmin DVD ‘sinde ise ayrıca Almadovar filmin her sahnesini açıklamaktadır. Seyretmesi mükemmel bir film!

 Ozan

Gold_dust_86@hotmail.com