• Normalleşiyor muyuz (!) ne?!!

    Gündem değişiyor. Her şey eski moduna dönüyor, döndürülüyor. Ekonomi düşünülüyor. Mağazalar, cafe'ler, bar'lar açılıyor. Sanki çok lazımmış ya da insan hayatından değerliymiş gibi. Vak'a sayısı azalmıyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor. Ben şahsen daha da artacağını düşünüyorum. Kendi muhitimde yürüyüşe çıktığımda (ki iyi eğitimli tiplerin oturduğu, sosyo-kültürel olarak da iyi diyebileceğimiz bir ...

Rufus Wainwright

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Sesi hüzünden öldüren gay Mesih "RUFUS WAINWRIGHT"

Tori Amos konseri hayatımı değiştirdi desem yanlış olmaz. Şu an su yazıyı okuyorsanız Tori Amos Türkiye ’ye geldiği içindir. Her neyse bu konser sayesinde, konser sonunda, tanıstıgım bi arkadaşımdan ilk duydum Rufus'u. Araştırmadım belli bi vakte kadar. Fakat ondan sonra da kendime ait bir bilgisayarım ve internet bağlantım olamadığı için ve duyduğum arkadaşımdan rica ettim bana çekip göndermesi için. Tori dayanışması buna kadirmiş:) O da gönderdi. Ve hayatım kaydı (bu cümleyi bir de radiohead için derim ben). İlk dinlediğim şarkısı “In My Arms” idi. Ki farkında olarak açmamıştım, ama adam ağzı acık bırakan bi sesle ve çok iyi bi melodiye sahip olan şarkıyı yer yer hüzünün dibine vurarak söylüyordu (ayrıca asıl olarak bakınız “this love affair”). Piyano ağırlıklı, bazen gitarla eşlik eden Rufus Wainwright su ana kadar 4 albüm çıkarmış bulunmakta. Ve benim favorim “This Love Affair” gibi kusursuz derecede vurucu bir parçanın ardından “ gay messiah” ve “memphis skyline” gibi 2 muazzam parçayla devam etmesi acısından son albümü “Want Two” dur.

Kelebek kıyafetinin iğreti durmadığı tek adam olduğunu düşündüğüm bu içli adam son albumunde “Want Two” nun son sarkısında Antony & The Johsons ‘dan tanıdıgımız Antony ile düet yapmıslar. Ki kendisi de Antony & The Johnsons ‘ın Mercury Prize ödüllü “i am a bird now” adlı albümünde bir şarkıya katılmış durumda.

Su an aklıma ilk gelenler olarak; SHREK ’de “Hallelujah” ile , BROKEBACK MOUNTAIN ’da “King of the Road” da düet yaparak ve “The Maker Makes” de piyanonun başına geçip hassas sesiyle içinize dokunarak, I AM SAM ’de ise Beatles cover ‘ı “Across The Universe” (hayranlık uyandıran bir coverdır) ile katılmış oluyor film müziklerine.

Bu üretken adamın diskografisi:

1998-“rufus wainwright” 2002-“poses” 2003-“want one” 2004-“want two”

HIRKA 06 Ağustos 2006  

Red Elvises

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Ulaş'tan Red Elvises

Sibiryanın soğukluğunu kalbine gömen sıcacık kafadarlar topluluğu… İstanbul'a şarkılarında sık sık yer veren ve çok seven grup… Votka, blues, elvis! Red Elvises…

Daha önce Ankara Saklıkent'i ayağa kaldırdılar, "hello from istanbul" die bi şarkıları var. Bundan başka: i wanna see you bellydance var, hatta "bellydance" kelimesini Türkiye'ye geldikten sonra öğrenmişler. My love is killing gibi romantik ve dalga geçici iç yarıcı bi şarkıları var, hepsinin tipi elvis gibi.

www.redelvises.com  

Puressence

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Mehmet Akyüz'den "P-U-R-E-S-S-E-N-C-E"

I'm sick of sleeping, I'm so sick of sleeping here, Though I'm happy when I keep my eyes closed. [Sick Of Waiting]

En çok sevdiğiniz şarkılar sizi hep en kötü hissettiğiniz zamanlarda bulur, en çok seveceğiniz gruplar da… İçinizde tuttuğunuz birşey vardır, bir türlü yüreğiniziden, ağızınızdan fırlatıp atamadığınız, sürekli büyüyen bir çığlık.

Sonra bir yerde tesadüfen bir şarkı duyarsınız. Kulağınızdan değil de göğsünüzden girmeyi tercih etmiştir o şarkı. Önce içinizi doldurur sonra da gözlerinizden sıvı olarak dışarıya akmak ister. Fizikten hatırlayın, madde gaz halindeyken daha yoğunlaştığı zaman sıvı olur. [Ya da başka birşey, şu an hiç bir önemi yok zaten, en yakın fizik öğretmeni kilometrelerce uzakta olmalı.]

Time comes down very hard No matter how you try You'll never get by [How Does It Feel?]

Gecede yüz kereden fazla dinlemeye başlarsınız. Ya sigara yakıp, boşluğa bakarak kült bir filmin baş karakteri havasına bürünürsünüz ya da Bridget Jones gibi yırtınarak ağlarsınız. O şarkı artık siz olmuşsunuzdur. Mümkün olan her yere onun sözlerini yazarsınız, web forumlarına [Kimse okumaz ama ne farkeder ki], icq infonuza, mail imzanıza, web sayfanıza [Aranızda web sitesi olmayan var mı hala?], panonuza iliştirdiğiniz bir kağıda…

James Mudriczki [Adamın soyismini yazmak okumak kadar zor, copy-paste yaptım]'nin grubu Puressence da bana böyle bir şarkı verdi işte : How Does It Feel?. Grup Manchester'in Failsworth kentinde yaşayan dört genç tarafından kuruldu. Solistleri bu garip soyisimli adam, diğerleri ise Kevin Mathews[bass], Neil McDonald[gitar], Tony Szuminski[davul-yaşasın copy-paste]. Onları daha önceden It Doesn't Matter Anymore adlı şarkılarından hatırlıyor olabilirsiniz, hani şu ateşlerin, suların havalarda uçtuğu, James'in titrek sesli vokalinin içlere işlediği videosu olan. Şansızlığım, o şarkının grubun Only Forever albümündeki pop şarkılarından biri olmasıydı. Oysaki o döneme ait çok sağlam, damara nüfuz eden şarkıları da vardı grubun.

I don't know why the wind blows, I don't know why the trees grow, I don't know why there's black snow, At the end of my rainbow. [Black Snow]

Özel şarkıdan bahsediyorduk. İşte o şarkıdan sonra biraz korkarak diğer şarkılarını denersiniz o grubun. Heran hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz çünkü. Puressence bana bu hayal kırıklığını hala yaşatamadı, hiçbir boş şarkıları yok geçmişlerinde ve şu anlarında, açıkcası ilk kez Depeche Mode'un tahtının sarsıldığını hissettim. How Does It Feel'in etkisinden kurtulurken diğerlerinin çekimine kapıldım : Sick Of Waiting, Black Snow, Prodigal Song, All I Want, Walking Dead, Analgesic Lovesong, London In The Rain, Emotion[Burada sanırım Puressence ateşini yeniden yakan duygu'ya teşekkür etmeliyim.]

They'll turn the lights down when I die They'll turn the lights down when I try And it's good to know you're with somebody Half as good as me They'll put a statue up outside Just like the pharaohs did And then they'll all know I was somebody. [Turn The Lights Out When I Die]

Grubun hikayesine geri dönelim. James ve Tony aynı okulda yakın arkadaşlarken muhtemelen Kevin ve Neil'i etrafta görüyorlardı. Farkına varmaları ise dörtlünün aynı otobüsle Stone Roses konserine gitmesiyle olabildi. James'in bu durumla ilgili yorumu şöyle : "Bu bana Üçüncü Türden Yakınlaşmalar filmini hatırlatıyor, bir şekilde aynı tepeden aşağıya itildik."

James o dönemde de şarkı söylemekteydi ama diğerleri herhangi bir enstrümanı tutmayı bile bilmiyorlardı[17 Yaşlarındalar o zaman]. Roses basçısı Mani'den etkilenen Kevin bass gitar alarak başlattı ateşi, bunu diğerlerinin kendi enstrümanını alması ve James'in sesini kullanırken başka insanları taklit etmesinden vazgeçmesi izledi. Hergün biraraya gelip saatlerce çalıştılar, akıllarındaki şarkıları yapana kadar. Kendilerine isim olarak o dönemde Manchester'in bir çok yerinde kağıttan harflerle yazılmış bir sloganı seçtiler : P-U-R-E-S-S-E-N-C-E.

Grup ilk single'larından itibaren geçmişlerini yansıtan, hücrelerinizin yapısını değiştirebilecek şarkılar yazmaya başladı, bunda James'in titreşen, gruba kimlik kazandıran sesinin etkisi de büyüktü. Diskografik gelişmeleri de şu şekilde oldu :

1992 – Petrol Skin – EP [2 Damn Records] 1996 – Puressence – Album [Island] 1998 – Only Forever – Album [Island] 2002 – Planet Helpless – Album [Island]

Son albümleri Planet Helpless benim o hezeyan parçamı taşıyan albüm işte. Albümdeki diğer şarkılar da önemli çapta hasar yaratan cinsten.

Someone should trying to tell me, I'm on the run 5 weeks 7 days, I need a gun [Walking Dead]

Açılış parçası Walking Dead işyerinizde dinlememeniz gereken omuriliğinizle oynayan bir parça. Prodigal Song ise "Neden bir grubu severiz?" cevap veren sözlere sahip : "Anlatsam da inanmazsın, en iyisi perdeyi kapat ve mutlu olduğumu düşün".

If I told my story Then you wouldn't believe me Cos the things they see Kinda hard to perceive So I stop my talking Now draw back the curtain And think in minded that I'm Happily certain Happily certain [Prodigal Song]

Analgesic Lovesong James'in sevdiği marş türü parçalardan biri. Strangers karanlık atmosfere sahip, Ironstone Isodora gibi sert ritimleri olan bir şarkı. Tüm şarkılar sevdiğim ve çok kullandığım "arıza" olma özelliğini taşıyor aslında.

Onları duyan herhangi biri Manchester'dan çıktıklarını anlayabilir ama bir şekilde uzaklar onlar, bu yüzden yakınlar.  

Pearl Jam

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

İlker Yıldırım'dan "Pearl Jam"

Eddie Vedder ve Jeff Ament’la 8 Haziran 1992 Pink Pop Festivali konseri sonrası yapılan röportaj:

Ten albümünü yaklaşık 1 yıl önce çıkartmış olan Pearl Jam Avrupa’da turlamaktadır. Pinkpop’daki Pearl Jam performansı grubun tüm ateşini, gücünü ve müzikal farklılığını seyirciye aktarmıştır. Kişisel olarak çok sevdiğim ve milyonlarca insanı da kendine bağımlı hale getiren grubun 1992’deki röportajını çevirmeyi ve müzikseverlerle paylaşmayı bir görev bildim çünkü böylesine bir grubun ilk büyük konserlerindeki heyecanını herkesin anlamasını, belki biraz nostaljiyle karışık Grunge’ın “Altın Çağ”ını bir anlığına hayal etmesini istedim.

Ayrıca 60.000 kişinin katıldığı festivalle ilgili bazı ayrıntılar da yer almakta. (http://www.pinkpop.org/1992.htm linkindeki röportajın çevirisidir.)

PEARL JAM, PINK POP FESTİVALİ, 8 HAZİRAN 1992, LANDGRAAF/HOLLANDA

LINE UP: Lou Reed Pearl Jam David Byrne Soundgarden The Cult Hallo Venray Buffalo Tom PJ Harvey Rowwen Hèze The Family Stand

PEARL JAM PLAYLIST:

Even Flow Why Go(Rain)/Jeremy Deep Alive Black Leash Once Porch Suggestion/Pulled Up Rockin’ In The Free World  

Eddie Vedder ve Jeff Ament’la 8 Haziran 1992 Pink Pop konseri sonrası yapılan röportaj:

Eddie şov harikaydı, şimdi nasıl hissediyorsun?

Eddie:  Nasıl hissedebilirim ki? Bilmiyorum. Daha önce bu kadar çok insana çalmamıştık. Gerçekten değişik bir şey. Büyük bir kalabalık ve enerjinizi kanalize ediyorsunuz. Ve yıllar boyunca dinlediğimiz  Soundgarden, Lou Reed ve David Bryne gibi isimlerin  arasında çalmak… gerçekten acayip bir şey.

Lütfen anlatır mısın, gerçekten aklın karışmış gibi.

Eddie:  Şu resimlere bir baksana… Bu resimleri sana göstereceğim…Niye böyle hissettiğimi sana göstermek istiyorum.Bu kadar çok insanı görmek insan üstünde baskı yaratıyor.

Eminim ki buna tüm gün boyunca bakıyorsunuzdur…bütün gün…Çok insan var.(Gülüşmeler).Biliyorsunuz ki hep küçük klüplerde çalıyoruz. Ve küçük klüplerde de çalmaya devam edicez ama…

Eddie: Bu Jeff…

Jeff: Selam.Nasılsınız?

Bir, iki  derken tüm grup. Bir hımm diyorsunuz. Ben bunu bir karşılaşma olarak adlandırdım, beş vahşi boğanın bir sahne üzerinde olması gibi.

Jeff:  İşte biz buyuz…

Pardon ?

Jeff:  Çok fazla Hemingway okuyoruz; İspanya ve İspanya’daki boğa güreşleri hakkında okuyoruz ve İspanya’ya gidemedik böylece boğa güreşini yeniden yaratmak için beş herif toplandık. Eddie: ( Ne söylüyosan söyleyebilirim.)

Şimdi Eddie… anlamadım?

Eddie:  Hemingway’den aşırı derece ilham alıyoruz.

Sahnede bu çalışınızı nasıl görüyorsunuz ve bana 50.000 izleyiciye çaldığınızı söylemiştiniz…

Eddie:  Bunun etkisi azalıp 3, 4 gün geçince belki bir yorumda bulunabilirim ama şimdi değil…

Jeff:   Ya da 3, 4 yıl sonra.

Eddie:  Belki 3, 4 yıl sonra.

Jeff:  Eddie’deki şu resimlere baktığımızda ne kadar muhteşem zaman geçirdiğimize dair bir bakış açısı verebilir…

Şimdi Eddie… Vedder yani soyadın Flemenkçe’yi çok andırıyor.

Eddie: Evet, ben de düşünüyorum, hımm, eee,Danimarka, evet Flemenkçe…

Evet, hemen hemen Hollanda ama bu değişik bir ülke, Danimarka.

Eddie:  Tamam ama çok da önemli değil çünkü Hollanda’daki insanlar bize karşı gerçekten çok iyi davrandılar, Tivoli ve Utrecht gibi yerlerdeki insanlar aile gibiydiler, biliyor musun, adı Erik olan, hepsi, bütün bu insanlar, aile gibiydiler, muhteşemdiler.

Hollanda’daki izleyici kitlesini memleketiniz Amerika’dakinden farklı kılan nedir?

Eddie:  Evet, benzerlikler de her zaman var ama Hollanda’daki insanlar birçok özgürlüğe sahipler ve çok iyi kullanıyorlar ve bugün taşınma üstüne düşündüğümüzü söylediğimde gerçekten niyet etmiştim… mesela … özellikle Utrecht  gibi bir yer…listenin en tepesinde.  

Orion

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Yidi ve grubu "Orion"

Orion'un geçmişi ta 1995'e kadar uzanır. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi'nin müzik grubu olarak Yıldırım Erdemli ve Oğuzhan Çağlar tarafından (vokal, gitar) Tirbuşon adı altında kurulurlar. 1997 senesine kadar kadroda bazı değişikliklerle devam eder Tirbuşon'un çalışmaları ve konserleri ve bütün kadrolarda Barış Dincer bas gitarıyla yanlarındadır.

       

                       YIDI                                                       Kenan

Sonra okuldan mezun olunur ve İstanbul kadrosu oluşturulur Kontrast adı altında. 1997 yazından 1998 Kasım'ına kadar çalışmalar yapılır ve biri Mimar Sinan Üniversitesi Bahar Şenlikleri ve diğeri Altunizade Erkek Yurdu bünyesinde olmak üzere 2 konser verilir ve Yıldırım ile Barış'ın askere gitmeleri sebebiyle çalışmalar sona erer. 2003'e kadar bireysel olarak müzik çalışmalarına devam eden Yıldırım ve Barış bu yılın Şubat'ında Türkçe Rock tarzında kendi bestelerini yapmak üzere Orion'u kurarlar.

      

                     Barış                                            Gökhan   Türkçe sözlü rock müziği dalında özgün bestelerini icra eden Orion, rock müzik hayranlarının dünya çapında en kalabalık nüfusa ulaştığı 20.yy'ın son zamanlarındaki armonik yapılara yakın tarzda bir müzik anlayışı içindedir. Bu anlayışı, yaşamdan kesitler taşıyan şarkı sözleri özgün müzikleriyle harmanlayıp sunmaktadır.   Orion, müziğin uluslararası literatürde bir "eğlence" biçimi ve sanatı kabul edilmesinden yola çıkarak, dinleyicisine günümüz tabiriyle "pozitif enerji" yüklemeyi görev saymaktadır. Konserlerinde izleyicilerine sahneden aktardıkları olumlu hava ve neşeli bir ortamın sağlanması, en önemli önceliklerinden biridir.   Detaylı bilgi için "eğlenceli" resmi siteleri olan http://www.gruporion.com 'a uğrayabilirsiniz, hatta uğramışken şarkılarını da indirebilirsiniz.

Oasis

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

nida the strange'den "Oasis" oasis dinlerken böyle isin içinden çikamama durumlari var hep içimde… hani radiohead dinlerken biliyorum ki ; biseyler senin kontrolundan çikabilir..aglarsin bagirirsin… thom yorke un o muhtesem sesi adami kendinden geçirir..enstrumanlar ise "ya hala var iyi çalan adamlar "dedirtir adama..

blur dinlerken neselenirsin asik deilsen eger ;asiksan blur dinleme zaten zirzir dolanirsin ortalarda…"park life park life" esliginde aglayip "abi sevgilimle el ele bu sarkilari dinlerdik böhüüü" diyen adamlar dolu ortalik simdi…

ama oasis kesinlikle farkli…

yani asikken ya da gayet bekarken dinleyince oasis i degisen tek sey nefret duyma dürtüsü ya da sevme dürtüsü oluyor…

bir kere adamlarin sesi o kadar iyi ki ( her ikisininde ) yani "allah belani versin lan sevgili " diyebilirsin de" seni özledim lan allahin belasi " da diyebilirsin..

hani oasis tam parabol grubu… müzikleri de öyle…. dans ederken bi anda yerine çöküp kalabilirsin… hani "beatles feomeni" kesinlikle adi geçmesi gereken bir grup varsa o da beatles tir oasis ten bahsederken su konumda… müzik çok kaliteli ne olursa olsun…sözler insani eglendirebilir düsündürebilir…tek bir amaca hizmet yok…hersey konu olabilir.. ilk albümden bu yana bu böyle..

"brit rock / alternative rock dinleyenler ölsünnnn bööööö" diyen arkadaslara ise bu müzik (onlarin iddia ettigi gibi)piyasa olmadan çok önce kendi dinledikleri zartlarin ve zurtlarin yeterince piyasa oldugunu ve müzigin genelde ana çikis noktasinin britanyanin o güzel buram buram yesil delicesine ask ve ihtiras kokan topraklari oldugunu hatirlatirim… sex pistols da ingilizdi ozzy osbourne de sonuçta… ya da elton john=)

oasis insanin limitlerini zorlayan bir müzik yapiyor kesinlikle… yani kahve içerken ve bira içerken dinlenebilir bi grup sevilesi özlenesi bir grup…

neyse son albüm geldi de özlem dindi biraz…"lyla " her ne kadar çogu oasis fanina "çok vasat" gelsede bence oasis için muhtelem bir geri dönüs parçasi idi… müzigi güzel vokali güzel sözleri tam oasis in yaz sarkilarina göre filan felan…

ama daha önemli birsey var ki kesinlikle " the importance of being idle…" aileniz dahil herseyin yalan oldugunu anlatiyor…sevgiliniz dostlar vsvsvs…. hani gerçek olanlarin acimasizligi belkide ama hayat yeterince acimasiz zaten..aksini iddia eden gitsin green day filan dinlesin derim ben hani teenage "sevgilim bana pas vermiyooooorrr" gruplari =) emo kidler homo kidler filan hani 😛

neyse sarkiya dönersek müzigiyle sözleri ve "oscar wilde "vari göndermeleri ile… ve unutmadan harika "siyah-beyaz" klibi ile (klip oasis in bugüne dek çektigi en iyi klip bence "wonderwall " la birlikte )…. böyle hayati sorgulamak isteyen arkadaslara nacizane tavsiyem sarkinin sözleri ile birlikte oasis in klibini izlemeleri… ne de olsa kocaman adamlar olduk ve artik herseyin bir sevimlilik noktasi var 🙂 hayati çok sevimli göstermiyen bir klip ama ayni zamanda mizahi açidan ele alinirsa en sevimsiz sey bile çok sevimli olabilir … aysel gürel in kimi insanlara sevimli gelmesi gibi 🙂

oasis in "go let it out "sarkisi hakkinda dedigi gibi..

"is it any wonder why princes & kings are clowns that caper in their sawdust rings and ordinary people that are like you and me we're the keepers of their destiny "

bir de "Radiohead" demiş Nida, bakalım ne demiş?

herşeyin sebebi.. başlangıç noktası… pop art… kesişen kümeler.. birleşimler.. ayrılıklar.. anlamsızlıklar.. anlamlar… sırat köprüsü.. ömür törpüsü… yaşanmışlıklar.. özlenenler.. kavuşulamayanlar.. tanri olma becerisi.. tanrıdan kaçma becerisi.. gerçekler .. yalanlar.. deyimsizlikler.. öznelerin anlam yitirişi.. güzelliğe haksızca bir serzeniş.. uzaklaşmak isteği.. sarılma isteği.. sonsuzlukta yer aramak.. çevir sesi…  

Nouvelle Vague

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

NOUVELLE VAGUE

Nouvelle Vague “yeni dalga” anlamına geliyor Fransızca’da. Bir sinema akımı olsa da jazz ve bossanova türünde cover yapan bir grubun adı.

’80 lerin başarılı şarkılarını,bunları hiç dinlememiş bayan vokallere bossanova tarzında söyletmişler. Yorumlar harika olmuş tabi. Tamamen kendi ürünleri sonuçta. Kimi şarkılara aslından bile güzel olmuş demek mümkün. Hele ki “too drunk to fuck”(dead kennedy’s klasiği olsa da) sürekli dinlenip, sürekli içmek istetecek bir şarkı olmuş. Aradaki kahkahalar da daha bir güzel yapmış şarkıyı. Söyleyen hatunu kutlamadan edemiyorum tabi:)

Merve Çardak  

New Model Army

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Utku Uluer'den NEW MODEL ARMY'nin son bombası "Carnival"

Bazı gruplar insanlar üzerinde çok farklı etkiler bırakır. Bazı gruplar vardır içinizde hissedersiniz. İçinize işleyen melodiler, ruhunuzun aynası sözler. Bazen, bu bazı gruplar sizi yüzüstü bırakırlar. Gerekçeleri de değişimdir ama bunu içinize  sindiremezsiniz. İşte o gruplardan biri ile ilgili yazmayacağım bugün. New Model Army benim için bu gruplardan biri hiç bir zaman olmadı. 25 yıldır hep oradaydılar; duruşları, müzikleri ve  şarkı sözleri ile her zaman taviz vermemenin yıkılmaz bir kalesi oldular. Muhafakar bir grup hiç olmadılar, hep arayışları oldu, bir insanın tüm güçlü ve zayıf  yanlarını barındıran ama her zaman bulabileceğiniz güçlü ve kararlı bir dost olarak New Model Army’nin hala orada olduğunu bilmek gerçekten güzel.

Açıkçası "Eight" albümü benim için hayalkırıklığı olmuştu. Ardından Justin Sullivan solo albümünü çıkartınca ve Sullivan and Friends isimli konserler etrafta dolaşmaya başlayınca sanırım bir dönemin daha sonuna geldik diyordum içimden. Ancak önce Lost songs albümü, Istanbul’daki Ankara’daki konserler ve müjdelenen albüm yüreğime su serpti.

Gruptan Dave Blomberg’in 12 yıl aradan sonra gruptan ayrılmasının grubun müziğini negatif bir etkileyeceğini düşünmüyorum. Nedense Dave Blomberg’i hep Nelson ve Justin Sullivan’ın punk rock yaklaşımlarına tezat oluşturduğunu düşünüyordum ki bence yeni albümde bu daha açık belli oluyor. Dave Blomberg’in yerini Marshall Gill almış. Grubun yeni gitaristi, son albüm üzerinde çalıştıkları studyonun ses mühendisi tarafında önerilmiş. 

Yeni albüme geldiğimiz de ise, çok farklı bir New Model Army albümü yok. Eight albümünde eksikliğini hissettiğimiz ve bence grubun en güçlü olduğu ritm yine ön plana çıkmış ve tabiki albüm daha güçlü ve iyi olmuş. Tabi yine her New Model Army albümü gibi şarkı sözleri kesinlikle okunması gereken ve üzerinde düşünülmesi gereken sözler ki New Model Army’e ucundan bulaşmış herkes bunu bilir. Ancak bütün bunların yanında oldukça karanlık bir yanı daha var albümün. Okuduğum bir kaç röportaj ve fan sitesinde hepimizin özlemi olan yeni bir Thunder and Consolation albümü müjdeleniyordu. ‘Consolation’da  yer alan ama bu albümde yer almayan iki gerçek var. Birincisi Robert Heaton’un enerji dolu insanı nereye alıp götüreceği belli olmayan davulu ve yoğun folklorik ezgiler. Bu arada artık dünyaya daha farklı bakan olgun bir Justin Sullivan ve en sevdiğim basçılardan Nelson yeni albümdeki performansları kayda değer. Ayrıca davulcu Micheal Dean performansını arttırıyor. Özellikle  Island şarkısında Nelson neden en sevdiğim basçılardan birisi olduğunu ortaya koyuyor, hepinize  tavsiye edeceğim  Brother ile birlikte en iyi son dönem New Model Army şarkısı ‘Island’.

Albümde yine New Model Army’den beklediğimiz  politik eleştiriler ve şarkı sözlerinde çoğu grubun satış kaygıları ile dokunamadıkları noktalar var.

Red Earth, İngiltere’nin muhafazakar yapısını eleştiren ve göçmen politikasına göndermeler yapan Another imperial day ve Prayer flags şarkıları albümün eleştiri dozu yüksek şarkıları. Bu arada albümde diğer  albümlere nazaran daha fazla keyboard kullanıldığını söyleyebiliriz. Keyboardçu Dean White  ayrıca 2 şarkıda da gitar çalmış. Albümün kapanışı olması gerektiği gibi davul ile başlıyor. Micheal Dean daha önce Robert Heaton’un davul teknisyenliğini yapıyordu. Bir şekilde ustasına, yani davul hocasına saygı anlamınıda taşıyan bu davul girişi ve Justin Sullivan’dan dostuna adadığı albümün kapanış şarkısı ‘Fireworks Nights’. And it was gone ile noktalanan şarkıda Robert Heaton için anlamlı bir veda.

New Model Army’nin  25 yıllık müzik serüveninde  9. albümü için söylenecek en doğru söz , kesinlikle sevenlerini hayalkırıklığına uğratmayacak olduğudur sanırım. Artık yeni bir dönem açacaklarını söylemeyebiliriz ama politik duruşları ile bir dönemi kapatmaya kararlı, taviz vermeyen haliyle New Model Army ailesi sizi dostluğa, düşünmeye ve paylaşmaya hala davet ediyor. And tomorrow brings another train

1.   Water 2.   BD3 3.   Prayer Flags 4.   Carlisle Road 5.   Red Earth 6.   Too Close To The Sun 7.   Blue Beat 8.   Another Imperial Day 9.   LS43 10.  Island 11.  Fireworks Night  

NIN

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

marion siLver'dan Reznor ve NIN

Grup 1989 yıLında Trent Reznor tarafından kuruLdu..5 yaşında piyano çaLmaya başLayan Reznor; yaşı iLerLedikçe, Elektronik enstrümanların keskin ve agresif kullanımını teşvik eden endüstriyel müziğin ilk dönemlerini keşfetti. Lise eğitiminden sonra ünversiteye girmiş,biLgisayar mühendisLiği okumaya başLamıştır,ikinci senesinden sonra sıkıLdım müzikLe iLgiLi bişeyLer yapmak istiyorum diye haykırarak okuLunu bırakmıştır( iyi ki de bırakmıştır yoksa nerden tanıyacaktık bu dahi şahsiyeti )

Bir dönem yerel gruplarla çaldı, ayrıca bir keyboard dükkanında çalıştı ,kayıt stüdyolarında görev aldı. Böylelikle müzik yapımının her aşamasında teknik bilgiye de sahip oldu.”Pretty Hate Machine” iLe kemik bir dinLeyici kitLesini oLuşturdu.

İkinci NIN albümü için Los Angeles'a taşınan Trent Reznor, burada ünlü yönetmen Roman Polanski'nin Charles Manson tarafından öldürülen eşi Sharon Tate'in öldürüldüğü adı LanetLi eve çıkan evi tutup burayı stüdyo haline getirdi.

'Closer'a çekilen klip ve şarkı sözleri nedeniyle Trent Reznor, 1990'ların alternatif rock camiasının en büyük seks sembollerinden biri oldu. Reznor;Oliver Stone imzaLı “ NaturaL Born KiLLers”ın soundtrack’ını da hazırLadı. David Lynch'in 'Lost Highway'i için 'The Perfect Drug'ı kaydetti.

1999 yılında double CD "Fragile" ile geri dönen NIN, bir yıl sonra remix albüm "Things Falling Apart"ı yayınladı.

Live performansların yer aldığı "And All That Could Have Been" 2002'de piyasaya sürüldü. Bütün şarkı sözlerini kendisi yazmakta oLup, konserLerinde yanına eLeman aLmaktadır…Kendisi aynı zamanda mariLyn manson'un kankasıdır. dinLemenizi şiddetLe tavsiye ederim.   

Nazan Öncel

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Arızalılar Kulübü müdavimlerinden Ozan, Nazan Öncel'i anlattı… Aslında HİÇ gidilmez!!! Ama “göç” hep vardır…

Tarih 90’larin başıydı. Ve bir velettim ama taa o zamanlarda (böyle dediğime bakmayın çok yakin gelmekte halen) kaset kapağında böyle saçları kahve-kızıl olan kıvır kıvır bir kadın sonradan da yapacağı gibi bazısının politikasına sokuyor(ilk örnek: aynı nakarat) ve de Türkçe anlatımda bir daha hiçbir şarkı sözü yazarından göremediğim, basit kelimelerle sanatsal cümleler kurma bazında harikalar yaratan aşk şarkıları yapıyor. Nazan Öncel müzik kariyerine “bir hadise var” ile devam ediyor… Son dönemlerde bazı ileri zekâlar(!) daha onu yeni tanıyor… Tamam çok sıkı dinleyicisi olamadım bende, ama hep Nazan vardı! Geçen günlerde, Nazan öncel’in eski firması tam anlamıyla bir güzellik yapıyor ve “göç”’ten başlayarak içine “demir leblebi” ve “sokak kızın”’ı da barındıran bir toplamayla Nazan’ın bir toplamasını yayınlıyor. Ben çıktığı ikinci günün akşamı alıyorum ve tekrar saadete eriyorum, çünkü “göç” ü ben uzun suredir bulamadım, bulan var mıydı bilmiyorum. Zaten bende var olan “demir leblebi”’nin yanına bir de “sokak kızı” ve “göç” ekleniyor. Ben yaklaşık iki haftadır “göç” ‘ü dinliyorum, yeni dinlediğim için üzülmenin yanında sindirerek dinlediğim için seviniyorum bile… Albüm Nazan ’ın gitmekli şarkılarından olan (tapılası şarkılardır bunlar) “gidelim buralardan” ile açılıyor. Şarkıya yorum yapmayacağım zaten yapsam 2 küsur sayfa yazsam yine bitiremem:) zaten başka dünyalara garip bir şekilde geçmişken “sen beni öldürüyorsun” ile hepten dağılıyorsunuz. Bu kadın gerçekten yaptığı müziğe içini koyuyor! Eğlencesi ironici (isterse tabi) romantizmi ise pek bir dağıtan şarkılar yapıyor. 3’üncü şarkı geldiğimizde biraz toplanıyoruz; biraz neşe, biraz mutluluk ve çocuksal bir huzur…”bir şarkı tut” ile tekrar dağılıyorsunuz ve ben albümdeki dağıtan şarkıları ardı ardına dinleyince sarhoş oluyorum!

  “Bir şarkı tut senin olsun    Bir şarkı tut benim olsun    Yalnızlık yalnızlıktır    Zor dayanıyorum…”

“Ağlama gönlüm” de içinizi acıtıyor ve gerçekten sanatın anlatabilme gücü olduğunu kavrıyorsunuz. “nazlı ay” ile aynı etki sürüyor ve bu parça bana hep bir ağıt gibi geliyor, Nazan hisli bir şekilde ağıt yakıyor…

“Aşk her yerde göç her mevsim   Uzanamadım ellerine   Biraz çocuk kalsaydım   Elinden su içseydim   Beni sevseydin sevseydin   Konuşmasan da anlardım   Gel odalarıma uykularıma   Gel bana”

Albüme adını veren “göç”’ten bir kısım… bu şarkıya ne derseniz deyin (tıpkı diğer şarkılarda olduğu gibi) dinlemeden etkisi olmayacaktır üzerinizde. Ki zaten Nazan söylememiş olacak ve o sesin duygusunu yaşayamamış olacaksınız. Ve sonra ”işiniz gücünüz yok mu yani “ile biraz toparlanabiliyorsunuz. “çocuk kalbim” ile tekrar ayni havaya girip, “vesaire” ile albüm hayata kırık ama hafif toparlar modda bırakıyor.

Koskoca bir Nazan Öncel albümü böyle bitiyor. “göç” benim bu güne kadar dinleyip bıkmadığım, ıssız ada sorusuna göre götüreceğim 3 albümden biri olduğu kesin! Bence siz de kendinizi Nazan’dan mahrum etmeyin, bırakın o sizi zaten anlar…

15.44 Cumartesi

Nazan Öncel diskografi 1978-sana kul köle olmuşum-kader bu çekeceksin 1980-yağmur duası 1992-Bir hadise var 1994-Ben böyle aşk görmedim 1995-Göç 1996-sokak kızı 1999-Demir leblebi 2004-Yan yana fotoğraf çektirelim

golddust86@gmail.com

Ozan Güler 07 Ocak 2006