• 7 Mart->Stage Box – Duman & Therapy & Dolu Kadehi Ters Tut & Emir Can İğrek & Al York & Sülfür Ensemble

    "Stage Box" Epifoni Organizasyonuyla İlk Kez 7 Mart'ta Volkswagen Arena'da. Kurulduğu günden bu yana yerli-yabancı sanatçılar ile ses getiren festival ve konserlere imza atan Epifoni, 2020'nin ilk festivali "Stage Box"da rock müziğin efsaneleri ile son dönemin ilgi çeken genç müzisyenlerini aynı sahnede buluşturuyor. Dünya'nın Efsane Gruplarından Therapy? "Stage Box" İçin İstanbul'a Geliyor. Türk ...

  • 12 Nisan-> Birlikte Guzel Sunar: Archon Angel feat. Zak Stevens (Savatage)

    Savatage, Trans-Siberian Orchestra ve Circle II Circle’dan tanıdığımız efsane vokal Zak Stevens, yeni projesi Archon Angel ile, Birlikte Güzel Sunar: Rock Off Event Series kapsamında 12 Nisan'da IF Performance Hall Beşiktaş’da! Progresif metalin en önemli gruplarından sayılan SAVATAGE’ın en önemli albümlerinde vocal yapmış olan Zak Stevens, yeni projesi olan Archon Angel’dan ...

  • 5 Nisan-> Birlikte Güzel Sunar: Haggard 30. Yıl Konseri

    Dünyanın en kalabalık ve kapsamlı senfonik rock/metal grubu Haggard, 30. Yılını Birlikte Güzel Sunar: Rock Off Event Series kapsamında Türk hayranlarıyla kutluyor! Birlikte Güzel Sunar: Haggard 30. Yıl Konseri Dünyanın en kalabalık ve kapsamlı senfonik rock/metal grubu Haggard 1991 yılında Almanya'da kuruldu. 16 kişilik bir kadroyla çıkarttıkları ve kendilerini dünyaya tanıttıkları 1997 ...

  • 12 Mart-> Progresif ve Melankolik muzigin ingiliz temsilcilerinden Antimatter, 12 Mart’ta Dorock XL Kadıköy’de sizlerle

    Fighting for a lost cause, Paranova, Stillborn Empires gibi hitlere sahip Antimatter, 20. yil turneleri kapsaminda uzun bir aradan sonra İstanbul'da. 2. İndirimli Dönem Bilet Fiyatları: Ayakta - 65.00 TL

  • Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • 20 Şubat->Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

Rock’n’Coke 2006

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Berna Bulat'tan "Rock'n'Coke 2006"

Cuma gunu isten istifa edip, aksaminda gidip bugun oglen dondugum festivalle ilgili usensem de bisiler yaziyim bari : )

Gecen seneden farkli olarak tuvaletler inanilmaz temizdi ki bunun nedeni erkek ve kadin tuvaletlerinin ayrilmasiydi. Pis erkekler : )

Her cesit ve her fiyata yemek vardi, bira 5 YTL idi.

Guvenlik her zaman ki gibi kendilerine ogretilenin disinda baska problem ciktiginda cozum getiremeyen, sorunu ogrendigine en yakin cozumle cozmeye calisan robotlardan olusmustu.

Sabah sandvic aldim yarisini yedim diger yarisi elimde arabaya gittim iceri girerken yiyecek sokamazsiniz dedi herif bana. Ben de icerden aldim zaten dedim (yani parami sana kira odeyen bi markaya verdim sonucta) burada yiyip girebilirsin dedigi anda tum sandvici adamin agzina tikistirip bogulmasini hayal ettim. Onun verdigi gazla sandvici herife firlattim, sanirim ogrendiklerinde suratina sandvic firlatilinca ne yapmasi gerektigi yoktu.

Lunaparkta yine Crazy Dance vardi binip binip gulmekten geberdim.

Burn sahnesi bu sene cok kalabalik ve coskuluydu.

Hava gecen seneye gore oldukca iyidi, cok az yagmur yagdi, cumartesi oglenden sonradan itibaren hep gunesliydi.

Rockn Coke sunucusu Izzet Oz sevgili genclerle baslayan cumleleriyle bize eglenceli dakikalar yasatti.

Her cesit insan vardi yas ortalamasi muhabbetlerine katilmiyorum, 10.000 kisiden bir ortalama cikartmak imkansiz. Soyle bi yorum yapabilirim gelenler oldukca rahatti, kucuk kiz ve erkeklerin simdi ozenme zamanlari bi sure sonra o da gecer. Kelebek, melek ve seytan olmus kizlar da birer renk sonucta : ) Cokk kalabalikti.

Cumartesi Hayko Cepkin makyajiyla bogurerek sarki soyledi (berbat), Yuksek Sadakat ilk defa dinledim, fena calmiyorlar ama Burn sahnesinde yine ilk defa dinledigim Direct T cok daha iyidi; cello violin ve keman esliginde soyledikleri Beatles coverleri ve kadinin vokali cok begendim. Biraz Nirvana'ya ozenmisler ama buna esinlenmek de diyebiliriz tabi, bayagi Nirvana coveri da yaptilar. Mercury Rev'i uzaktan duydum o sirada balonun ordaydim, pazar gunu ben de binecektim ama cok sira vardi binemedim eminim o kadar yuksekten etrafa bakmak cok guzeldir. Gogol Borello mukemmel bir gorsel solendi ve cok eglenceliydi. Ne manyak tipler onlar yahu. Sebnem Ferah'i pek sevmiyorum ama gecen seneye gore daha dusuk geldi performansi bana. Kasabian'in sahne performansi cok iyi degildi, gereksiz uzatmalar oldu ama iyi caliyorlar, sadece vokalin gotunun biraz inmesi gerekiyor bence. Muse icin onceden yer tutmak isteyenlerden dolayi bayagi kalabalikti. Muse nasil caliyor oyle ya, uc sarkidan sonra arkadaslara ben one gidiyorum dedim, ucuncu siraya kadar ilerledim. Bliss'i caldiklarinda bliss nasil bir hismis anladim. Albumleri yeni ciktigindan dolayi insanlar sarkilarina biraz yabanciydi. Kelime yok anlatmaya…

Pazar Direct-T, Vega geciyorum Reamonn cokkk duygusal ve cokk ictendi, o kadar guzel bir atmosfer yarattilar ki anlatamam. Sisters of Mercy'nin saatinde onlar calmaliydilar bence, S.o.M o kadar kotuydu ki cadir alanina kactik duymayalim diye. Duman'da nerdeyse tum insanlar ayaga kalkti, onlar bile sok oldu, yikildi etraf, Duman'i kac kere izledim bilmiyorum, hepsi de birbirinden guzeldi. Placebo'da ben ben degildim artik, Brian'in kafasini koparasim geldi, keske Bitter End calsa dedigim anda Bitter End'e girmeleri kafa kopartma istegimi daha da artirdi. Space Monkey caldiklarinda Brian'in ruh hali cok daha baskaydi. Ilk bisten sonra bir cover caldilar giden varsa onun kime ait oldugunu soylebilir mi? Konser 20 years ve manyak gitar sololariyla sona erdi.

Rock İstanbul

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Tuçe'den Rock İstanbul izlenimleri

19-21 Haziran tarihleri arasında 3 gün 2 gece boyunca, Kilyos, Solar Beach’te gerçekleşen Rock İstanbul hakkında bir izleyici olarak izlenimlerimi paylaşmak istedim. İki kafadar, üçüncümüzün bize yetişememesi üzerine Fenerbahçe stadının arkasında özel servislerle saat 13:30 civarında Kilyos’a vardık. Girer girmez, Yıldız Teknik üniversitesinden arkadaşlar çadır alanında bize yardımcı oldular. Çadır kurma işleminin ardında konserlerin olacağı yere gidelim dedik. Çadır alanına girişle konser alanına giriş arasında 600-700 metre vardı sanırım. Benim yol hesabım pek iyi değildir (neyse). Ama iki alana da girerken didik didik aramaları biraz bunaltıcıydı – hem bizler için hem de güvenlik görevlileri için. Çok bunalıp yoruldular. Bi ara gene bi şey için çadıra dönmüştüm. Sigaraları bitmişti, paylaştık. 🙂 Neyse, konser alanına girdik, zaten sadece rockistanbul için kurulmuş bi alan değil. Ben de daha önce çeşitli etkinlikler olduğunu duymuştum. Büyükçe bir bina, bu binanın alt katında duşlar ve tuvaletler var, üst katında da büyük bir kafe var. Yürümeye devam ediyoruz. Aşağıda dj set lerin gerçekleştirileceği sahne var. Ayrıca uzun bir bar burada. Bu bar tesislere ait. bir üstte denize karşı, üzeri katılmış (dairesel bir şekilde) izleyici alanın çok da büyük olmadığı bir sahne ile karşılaşıyoruz. Girerken de aldığımız program ve krokiden anlıyoruz ki Pazar günü Anathema’nın çıkacağı sahne budur! Biz bir oha çekip, nasıl yaa.. o kadar insan gelecek, buraya sığılmaz diyoruz ve Pazar gecesi haklı çıkıyoruz. Bunun da bir üstün de ise 3. sahne (ana sahne diye devam etmeyi uygun buluyorum) var. Burası da basketbol alanı üzerine yapılmış, ama Anathema’nın sahnesine kıyasla daha geniş izleyici alanına sahip. Sonra bir durup etrafımıza bakıyoruz.. manzara muhteşem. Ama hemen ardından düşünüyoruz.. sesler karışacak galiba.

İlk olarak programa göre, 1-2. sahne olarak adlandırılan sahne de IQ çıkacaktı, ama ben izlemedim. Ardından Tatufly geliyor ki onu da izlemiş değilim. Sonra Pickpocket vardı, ki ben haz etmem, adamlara gıcığım, duydum ve kaçtım. Çünkü saat 14:15’de ana sahne de Suitcase çıkacaktı. İsmini duyduğumuz adamları izleyelim dedik. Solistin sesi hiç fena olmamakla beraber yine de bana çok öznel gelmedi. Muse’un gelişini sebepsiz yere iptal ettiği bir festival de ‘Time is Running Out’ coverlamak da ilginç oldu ve nerdeyse birebir söylediler. Hele ki bir Depeche Mode cover ı vardı ki, ohaa bu ne taklit dememize neden oldu. Kendi şarkılarını söylerken solistin nasıl bi şey olduğunu anlamak mümkün. Ardından gene ana sahnede Direc-t sahne aldı. 2002 Roxy birincisi olan grubun yılan hikayesine dönen albümleri de sonunda çıkmıştı ve albümden sonra ilk defa izleyecektim. Ama benim için tam bir hayal kırıklığı, şimdiye kadar izlediğim en kötü Direc-t konseriydi. Ne Bilge tam olarak coştu (işte sonlara doğru kendine geldi diyim ben size) ne de dinleyici. Bi kaç konser sonrasında zaten Rock İstanbul’a gelen kitlenin yüzüp güneşlenmekten konserlerde coşmaya hali kalmıyordu sanırım, çünkü inanılmaz eğlenen bir kitle maalesef yoktu. Direc-t sonrasında Aslı sahne alırken ben gelen arkadaşı karşılamak için çıkıp çadırlara gittim. Çadırlardan Aslı’nın sesi çok güzel geliyordu, çoğunlukla cover yaptı, ama “haydi hep beraber” modu insanları rahatsız etti. Daha sonra ana sahnede Ferdidun Düzağaç ve Teoman vardı ama ben o arada 1-2. sahneye geçtim. Bu ara belirtmek gerek, 3. sahne hazırlanırken, 1-2. sahne de konser oluyordu, bu şekilde seslerin karışması engellenmiş oluyordu, ama gece bu durum geçerli değildi maalesef. 1-2. sahnede, saat 18:00’e kadar olan konserler bar ya da amatör diye adlandırılan grupların yarım saatlik performanslarına ayrılmıştı. Biz de saat 15:30’da Alt konseri izledik. Tabii ki çok iyilerdi. Yarım saat bana yetmedi. Bağırıp çağırmalarımız dinlediler ve ‘Siyah’la sahneden indiler. Ben Çilekeş (Chilekesh) konserinde nereye kaçacağımı bilemedim (saat16:30-17:00 arası). Ama türün sevenleri için iyi bir konser oldu diyebilirim. Ve sonrasında saat 18:15’te Fairuz Derin Bulut çıktı. Tam formlarındaydılar. Benim ikinci izleyişimdi, ilkin de biraz sinirliydiler, o yüzden bu konserde çok eğlendik. Bu konser 45 dakika sürdü. Ama bi 45 dakika daha olsa gene yetmezdi. Konser sırasında, alt sahneden (B sahnesi) updıs sesleri geldiği için, buna da laf etmeden geri kalmadılar. 1-2 sahnede sonra Dorian (2004 Roxy ikincisi) çıktı ben gene kaçtım, ve Cem Köksal (21:45-22:30) için geri döndüm. Bu konser de festivalin en sağlam konserlerinden biri oldu. Hemen ardından ana sahnede (3. sahne) Hundred Reasons (22:30-23:30) vardı. Pek heyecanla bekliyordum, birkaç şarkısını dinlemiş ve sağlam bir performans beklemekteydim. Tam bir hayal kırıklığı, ama tamamen teknik sorunlardan kaynaklı: solistin sesi, müzik aletlerinin seslerinin gerisinde kaldı. Sesini duyamadık o güzel sesli solistin. Orda hopladı zıpladı şovunu yaptı ama ses pek gelmiyordu. O koca sahneden ses gelmedi! Çok acıydı… Heyecanla Queensryche beklemeye başladık. 00:00 da başlaması gereken konser 01:30 gibi başladı. Artık ayaklarımız acıyordu, ama yine de hopladık zıpladık. Çok çok iyi bir konser oldu. Yorgunluktan ölen ben konseri sonuna kadar izleyemedim.

2. gün (20 haziran), sabah 1-2. sahnede ilk olarak Eskişehir’den Gevende çıkacaktı. Ama bir gece öncesinde solistiyle telefonda konuştuk ve çıkmayacaklarını, çünkü kendilerinden katılımcı parası istendiğini söyledi. Onlarda da çıkmayarak bunu protesto edeceklerdi. Sonra programda Frozen Tear (11:30-12:00) görünmekteydi ama izlemedim, sonraki grup Disenchant (12:30-13:00) çıktı. Bu grup da Dream Theather coverlayıp coşturdu. Sırasıyla R.U.J, Playground, Park çıktı ama ben o sırada Adidas’ın çadırında dinlenip oradaki dj’i dinlemeyi tercih ettim. Çok iyi bir dj vardı, brit pop, indie, electronic indie, trip-hop ve 80’ler çok iyi şeyler çalıyordu. Ana sahnede performanslar 14:15’te Düş Sokağı ile başladı, 15:45’te Ceza sonra da 17:15’te Aylin Aslım (Süt’lü) yer aldı. Aylin Aslım öncesi 1-2. sahnede Gripin (16:30-17:15) vardı. İlk defa dinledim, biraz daha dinlemeden yorum yapmak haksızlık olur ama Aylin Aslım için erken ayrıldım. Aylin Aslım sahne de çok güzeldi. J Ayrıca gayet iyi bir performanstı ama ben Ankara’da Tindersticks öncesi izlediğim Aylin Aslım’ı tercih ederim. Yine de çok güzel bi konserdi (ben kıyafetinin de hatası oldum. Erkekler neler düşündüler artık bilemiyorum). Diğer sahne de Bülent Ortaçgil’e kadar Ogün Sanlısoy olması gerekiyordu. Ama Bulutsuzluk Özlemi’nin gelmemesi nedeniyle o konser kaydırıldı. Asıl bomba ise, Ogün Sanlısoy sonrasında sahne alacak olan Erkan Oğur’du. Biz Morlardan sonra bir kısmına yetişebildik, o da büyüleyiciydi. Sıralamaya devam edersek, ana sahnede (3. sahne) 18:45’te Bülent Ortaçgil vardı. Artık yakmayan ama yine de gülümseyen güneşin eşliğinde, harika bir Ortaçgil konseriydi. Ardından 20:30’da (21:30’a kadar) Mor ve Ötesi vardı. Harun’un t-shirtünün önünde ve arkasında ‘Gelme Bush’ çıkartması vardı. Ağırlıkla son albüm ‘Dünya Yalan Söylüyor’ dan şarkıları söylediler. ‘Bir Derdim Var’ la başlayıp, Cambaz’la bitirdiler. En kalabalık konserlerden biri oldu. Hemen sonrasında 1-2. sahneye indiğimizde Erkan Oğur vardı. Bu arada Anathema için gelenlerde yavaş yavaş önlerde saf tutmaya başlamışlardı. Bizse o kadar fanatik Anathema dinleyicisi olmayarak biraz Starsailor dinleyelim bari diyerek, yukarı ana sahneye döndük. Starsailor (21:50-22:50) ‘Poor Misguided Fool’ la başladı. Bir iki şarkı sonra solist, tek gitarla U2 – One söylemeye başladı ve şarkıyı Alcoholic’e bağladı. Bu arada gitardan garip sesler gelince hiçbir müzik aleti olmaksızın herkes bir ağızdan şarkıyı söyledi. Ardından solist haricindeki grup elemanları sahneye dönerek ‘Four to the Floor’ çalarlarken biz Anathema’nın sahnesine yöneldik. Bu arada Starsailor için de epeyce bir gelen olmuştu. 22:50 de çıkması gereken Anathema’nın sahne alması teknik aksaklık nedeniyle baya gecikti. Ama çıkışları da muhteşem oldu. Açılışı Fragile Dreams’le yapıp, Pink Floyd cover’ı Comfortably Numb’la bitirdiler ama bis yapmayı da bildiler. Tabii gecikme nedeniyle diğer sahnede Faithless konseri de başlamıştı ve sesler de karışmaya.. Solist bunun üzerine de baya bir laf edip seyirciyi gaza getirmeyi bildi. Fakat bir arkadaşımız Anathema’nın basçısını sigara alırken yakalayıp fotoğraf çektirirken öğrendik ki, kendisi Faithless izlemeye gitmekteydi. J Biz de yavaştan Faithless’a yöneldik.. Herkes hoplayıp zıplıyordu. ‘We’re one’ şarkısında izleyiciyi de şova katmasını bildiler.. Türün sevenleri pek bir eğlendi. Bu iki gün içerisinde ise, bize gelen telefonlarla İstanbul’da şiddetli yağmur olduğunu öğrendik ama Solar Beach günlük güneşlikti. Kimi zaman hava kapattı, ama yağmur hep teğet geçti.

3. gün günlerden pazartesi olmasının da etkisiyle bir önceki kalabalığın yarısı bile yoktu. Bizde de her sabah 8:30 da güneş tarafından uyandırılmamızın getirdiği yorgunlukla kendimizi Adidas çadırına ve dj.in güzel seçimlerine bıraktık. Benim için canlı performanslar 15:30’da Found Deep’le başladı. Bu arada ana sahne de 14:15’te Zardan Adam çıkmıştı, sonrasında ise İhtiyaç Molası (15:45-16:30) sahneye çıktı. Az kişi vardı maalesef, daha önce izleme fırsatı bulmuş olduğum için istekle gittim ama monitörlerde sorun vardı ve cızırtı çok rahatsız ediciydi. İzleyen sayısının ve teknik sorunların olması İhtiyaç Molası açısında ciddi bir kayıptı. İhtiyaç Molası sonrası bir heves 1-2. sahneye yönelip MBM izlemek istedik ama MBM’in hiçbir elemanını ortalarda görmedik. Sorabileceğimiz birileri de denk gelmedi. Yani MBM konseri olmadı, neden olmadı onu da bilemiyorum. Sonra biz de ana sahneye döndük. Replikas (17:15-18:15) çıktı. Bu adamlar iyiler de, benim bir sorunum var. Yani türü de seven sayan biriyim ama, benim için Replikas olmazsa olmaz değil. İyilerdi yine de.. cidden. Seyirci sayısı da daha fazlaydı, hatta bis bile yaptılar. REplikas’tan sonra 1-2. sahnede Manga (18:15-19:00) yer aldı. Türkçe rap yapan arkadaşları ben pek dinlemeyebilecek zevke sahip olmadığım yorum yapamayacağım. Benim için en iyi konserlerden biri olan Mono ise, saat 20:00 de ana sahneye çıktı. Birçok kişi bu Mono’nun ‘Life in Mono’ yu söyleyen Mono zannetmesi ama onların olmadığının anlaşılmasıydı. Sigur Ros ve God Speed You Black Emperior’ı anımsatan tarzlarıyla, bazı dinleyicileri konserin başında kaçıran Mono, yine de pazartesi gününün en kalabalık konserlerinden biri oldu. Bir saatin nasıl geçtiğini anlamadık bile. Grup elemanlarının seslerini bile duymamış olmamız da ayrıca ilginçti. Kişisel olarak tüm konserler arasında Mono konseri benim 1 numaram oldu. 1-2. sahnede yer alan Evergrey’e (20:30-21:30) yaklaşan yağmurun habercisi olan rüzgar ve şimşekler eşlik etti. Böyle bir ortamda da Evergrey hayranlarına doyumsuz bir konser verdi. Rock İstanbul’un sürprizlerinden biri olan Müslüm Gürses konseri için ana sahneye giderken, Evergrey konseri devam etmekteydi. Bu arada da yağmur yavaştan başlamış ve bir sağnağa dönüşürse Müslüm Baba izleyebilir miyiz diye bizi kaygılandırmaya başlamıştı. Uzun tezahüratlar, alkışlar sonunda Müslüm sahneye çıktı. Paramparça ile başlayıp, Murathan Mungan şarkıları albümü için söylediği ‘Olmasa Mektubun’ şarkısı ile devam edip, bir iki kendi şarkılarından söyledi. “Nirvana isteriz, Pearl Jam de isteriz” tezahüratlarını bir süre izleyip bir anlam veremeyen Müslüm Baba, Paramparça’yı bir kez daha söyleyerek yarım saatlik performansın ardından sahneden indi. Ben de hayatımda bir kerecik de olsa Müslüm Gürses konseri izlemiş oldum, yine de basında ve Rock İstanbul’un web sitesinde Müslüm Baba performansına dair çıkan asparagas haberlerde şehir efsaneleri arasında yerini aldı. Ama keşke gerçek olsaydı dedirtti. Genel olarak bakacak olursak da organizasyonda çok ciddi sorunlarla karşılaşılmadı.

Geçen seneki H2000’den sonra herkes bu konuda kaygılıydı ama konserler açısında -bi kaç gecikme dışında- sorun çıkmadı. Ama çok az yemek çeşidi vardı, bira pahalıydı (5 milyon). Çadır alanı ile konser alanı arasında kontrolsüz bir alan vardı ve arabasıyla gelen insanlar burada kendi içkilerini içtiler. Biz arabasızlar da hiç sarhoş olmadan bir festival geçirmiş olduk.  

Radiohead

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Radiohead Turkish'in en aktif üyesi Selcuk Kalyoncu'dan

23 Ağustos 2009, Radiohead, Prag Konseri

Aslinda anlatilmaz yasanir ama yine de bikac bisi yazmak gerekir diye dusundum.

Konser heyecani zaten 1 hafta oncesinden abuk sabuk ruyalar gormekle baslamisti. (Radiohead konserinde iken konser alanina havadan tekerlekli jet-ski inmesi vs. oeh diyerek gecistirdim bunlari).

Konser gunu geldi catti. Mukemmel bi sekilde yanlis tramvaya binerek konser alani yerine ebesinin orekesinde bi yere gidip sonra taksiye atlayarak konser alanina gitme faslina hic girmiyorum 🙂 Isin ozu, 17:15 gibi konser alanindaydim, 17:30 gibi ise iceri girmistim. Biletin uzerinde saat olarak 19:00 yaziyordu ama on grup mu yoksa konser baslangici mi belli degildi.

On grup demisken hemen yeni paragrafa basliyim 🙂 Konserden bir gun once sans eseri, on grup olarak Moderat'in cikacagini ogrendim. Super bir surpriz oldu. [Bilmeyenler icin Moderat: Apparat ve Modeselektor'un (ikisi de almanya cikisli) ortak bir projesi. Elektronik agirlikli muzik yapiyorlar. Hatta agirliklisi fazla. ]. Velhasil kelam moderat saat 18:30'da sahneye cikti. ($ak$ak$ak).

Moderat'in setlist'ini yazmaya gerek yok. Gayet güzeldi. Radiohead cikana kadar gayet guzel dinlendi. Islik veya wuuuu sesleri gelmedi hic bi zaman kimseden. 19:30 gibi sahneden indiler ve sahne Radiohead icin hazirlanmaya basladi.

Gecen sene Rock Werchter konserindekine yakindi sahne. Ama biraz daha iyiydi. Yine Tibet bayragi vardi piyanonun onunde ve yine sahnenin tepesinden asagiya dogru inen florasan irisi seyler vardi (ki ben bunlari gokyuzunden gelen yagmur damlalari olarak goruyorum, in rainbows'dan serbest cagirisim, bilmem ne kadar tutarli).

Sahnenin tepesinde 3tane de kameraman vardi. Onlarin cektikleri goruntuler ayni anda arkadaki ekranlara veriliyordu. Cok guzeldi gercekten. Sahnenin kurulmasi bi omur gibi geldi. Veeeee sonunda abiler sahne aldilar ($ak$ak$ak$ak$ak$ak$ak$ak$ak$ak$ak$ak)

Aslinda bundan sonrasi ruya gibi. Transa gecmis gibiydim. Playlist'le beraber aklimda kalanlari biraz yazicam.

1) 15 Step Az cok bununla giris yapacaklarini tahmin ediyorduk. 2) There There Bunu tahmin etmiyordum. Sahne onune trampetler gelince tabi cogu kisi there there diye bagirmaya baslamisti 🙂 3) Weird Fishes/Arpeggi Burada gokyuzune ciktim 4) All I Need 5) Lucky Aslinda bu da az cok surpriz oldu. ama cok da leziz oldu, uzun zamandir dinlemedigimi farkettim 6) Nude Nude calarken herkes bi dinginlesti, sakinlestik, su ictik :p 7) Morning Bell 8) 2+2=5 9) A Wolf At The Door Bu da hic beklemedigim sarkilar arasinda idi 10) Videotape Tam da bu satiri yazarken iTunes'da videotape calmaya basladi, kara gücler! Bisi yazmiyorum bu sarki ile ilgili 11) (Nice Dream) Iste gecenin en buyuk suprizlerinden bitanesi buydu. The bends'den hic sarki beklemezken nice dream girmesi! cok guzeldi cok 12) The Gloaming Thom Yorke dansi gorduk burda 🙂 13) Reckoner Hastasiydim, gittikce daha fazla hastasi oluyorum 14) Exit Music (For A Film) Iste bittigim an buydu. Exit music yada fade out calmalarini hic beklemezken Thom Yorke akustik gitari ile calmaya basladi. O an agzimdan cikan kelimeler "eywaaah" oldu. fazla soze gerek yok. exit music… (Not: Prag konserinden 2 gun once avusturya'da fade out caldiklarini okudum. Sanirim fade out calsalardi toparlayamazdim, hayirlisi olmus) 15) Bangers + Mash Burda salyalar sacarak dansettik. sahneye 2.bi bateri kucugu geldi Thom Yorke icin. Hem caldi hem soyledi hem tepindi. Biz de eslik ettik 16) Bodysnatchers Heralde en cok bekledigim sarkilardan birisi bu idi. Gitarlari takip edebilene ask olsun 17) Idioteque Thom Yorke dansi, 2. seans

• Bis-1

18) Pyramid Song Bu sarkiyi Franz Kafka icin caliyoruz dedi Thom abi. Ilginc baska bir nokta Johhny Greenwood'un gitari keman yayi ile calmasi idi. 19) These Are My Twisted Words Iste yeni bir Radiohead sarkisi. Thom Yorke yeni bi sarki calicaz dediginde geyik yapiyo, kesin paranoid android calicaklar diye dusunmustum. Ama hakkaten yeni sarki imis. 🙂 Ben begendim. Indirmek isteyenler icin link: http://cdn.virtek.com/Waste/TheseAreMyTwistedWords.zip 20) Airbag Bas gitarlarina kurban oldugum sarkisini caldilar yine. Colin Greenwood caldikca ben costum. Cok guzeldi 21) The National Anthem Evde tek basima dinlerken bile kendimden geciyorum. Konserde ne haldeydim varin siz dusununun. 22) How To Disappear Completely E national anthem'in uzerine bole bisi gerekirdi 🙂

• Bis-2

23) The Bends Tam da 2.bis'in ilk sarkisi! O kadar surpriz oldu ki. Leziz oldu leziz 24) True Love Waits Bu bildigimiz true love waitS'den cok farkli idi. Thom piyano basinda idi. Johnny ise bi taraftan efektlerle oynayarak mix benzeri bisiler yapiyordu. Efektler everything is in its right place'e cok benziyordu ki bi sonraki sarkinin o oldugunu, dolayisi ile de konserin son sarkisinin geldigini anlamistim 25) Everything In Its Right Place Gecen sene ki Rock Werchter'de (ve genelde konserlerde) oldugu gibi bu sefer de final sarkisi bu oldu. Caldilar caldiler ve gittiler. Thom Yorke'un efektlerden gelen sesi devam etti bi sure. Sonra 2 kisi gelip ayni anda onlari kapattilar ve konser bitti.

Yine mi bitti ya diyerek offlayarak pofflayarak disari ciktim. Taksiye atladim, otele gittim. Konser fotolarina vs baktim hemen 🙂 Sonra bi sonraki konser ne zamanmis diye baktim ama su anda bisey yok. Umarim seneye tekrar gitmek nasip olur.

Hamis 1) Konserin bootleg'i internete mevcut. Indirmek isteyenler icin link: http://www.megaupload.com/?d=4YYV6AX8 Hamis 2) Anlatim bozukluklari, dusuk cumleler ve biri digerini tutmayan satir baslari icin kusura bakilmaya Hamis 3) Evet paranoid android calmadilar. Nasil oldu ben de anlamadim.

NILS PETTER MOLVæR

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Mine Melody'den NILS PETTER MOLVæR kritiği

Muhtesem bir ses ziyafetiydi bence..sadece muzik degil ses efendim:)

Aslinda saksafon ve trompet gibi uflemeli calgilari pek sevmem ben..bana hep dunyanin en gereksiz muzigini yaptigina inandigim Kenny G'yi hatirlatirlar. Ama her yigidin yogurt yiyisi ayridir, bazi amcalar da biseyi cok farkli kullanir da bizi onceki duygularimizdan arindiriverir bi guzel ..Nils amca da bence trompeti benim dusundugum halinden cikarmis..

Bir trompetci (nils amca), bir gitarist, bir baterist, bir dj ve turntable'ci amcadan terkip grup bize bol ambiansli bambaska boyutlara goturen bi konser dinlettiler saolsunlar..

Nils amca'nin onunde ikide bir ayak degistirdigi Roland pedal'a anlam veremedim ilk, zira trompet elektro-trompet olacak degildi..uflemeli calgilarin ampli cikisi yok..ee ne bu pedallar derken, onunde trompet'in agzini bi ona bi ona tuttugu hatta bazen trompet basini icine soktugu mikrofonlar dikkatimi cekti..kabloyu takip etmedim tabi..meger mikrofondan cikan sesler pedalla proses ediliyomus efendim..aman ne guzel..bunu kesfettikten sonra bi sure yaramazlik yapmak gecti icimden..ve ozellikle o trompetten cikardigi bir sesi elde etmek icin elimle onu yaparken bastigi pedala basmak istedim..Yapsam nolurdu acaba:)

Arada oryantalist arada tam kuzeyli sesli trompet ve elektronik efekt yagmuru arasinda bateri isin icine girdigi zaman gercekten hem manen hem bedenen kaptiriyosunuz olaya..ama bateri genelde uzun suren hi-hat ve tom'lar olarak kaldi..oysa muzigin snare ile yukseldigi yerleri cok severim ve bence bu olmaliydi..bu da benim gorusum..snare insanin ruhuna ruhuna basar dimi:)

Velhasil konser, konserdi, guzeldi.. bis yaptik yine geldiler.. pek iyi oldu:)  

Nick Cave

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Gül Göze, Nick CAVE'i anlatıyor.

Dun aksam Nick Cave konserindeydim.

Adami kanli canli karsimda gorurdugumde heyecanlandim bir sure gozlerime ve kulaklarima inanamidim. Iste sahnedeydi, karsimdaydi, inanilmazdi; siyah takim elbisesi beyaz gomlegi ile oyle cool ve karizmatik gorunusu vardi ki insanustu bir varlik izlenimi uyandiriyordu. Sarkiya baslamadan hello dedi biz de hello dedik, herkes sus pus olmustu, söz birligi etmis gibiydik; onu kizdirmak istemiyor, buyu bozulsun istemiyorduk. Sinirli ve hircin biri olarak bekliyordum ama oyle biri olmadigini daha sonra anladim. Ummagimiz bir sekilde vurmustu bizi beklenmedik espriler patlatlatiyordu biz de ona kahkahalarla cevap veriyorduk. Ikinci sarkiya baslayinca kucuk bir ciglik kopardim bu benim sarkimdi ‘Red Right Hand’ ..Bu sarkiyi dinlerken sarkiyla ilgili bir anim canladi gozlerimde. Iki sene once Omerli’ye H2000 festivaline arabayla gidiyorduk, halet-i ruhiyem dususe gecmis pike ucusuyla yere calimak uzereydi Red Right Hand’i dinleyelim demisti arkadas hic bir seyle ilgilenecek halde degildim, kulagima melodiler degiyordu ben izin vermiyordum ama ruhuma ulasmaya basarmisti, ilk defa dinliyor gibiydim, gozyune bakmis gunesin batisindan sonra ki renkleri saskin bakislarla seyretmeye baslamistim kendimi daha iyi hissetmis her seyi unutmus, baska bir aleme gecmistim…

Piyanoda müthişti bazen kizgin dalgalar gibi kopuruyor bazen sut liman oluyordu sigara ustune sigara yakiyor,hicbirini bitirmeden atiyordu. Haydi ayaga kalk diyordum icimden salinarak ritm tut ve sarkini soyle sahnede daha da doymak istiyordum ona.. Henry’s Dream’i arkadasima Gul’e armagan ettim.. ‘Erkan simdi gokyuzunden izliyordur’dedi olen esini anarak. Konseri bitisinde selam verip ayrildilar ama biz oyle bir tempo tuttuk ki geri gelip bir kac sarki daha soylediler. Grubuna ve kendisine ayakta alkislayarak ciglik cigliga tesekkur ettik. Bir hayalim daha gerceklesti seni gercekten gordum ve dinledim Nick Cave tesekkurler.  

Megadeth

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Melih Sancar'dan Megadeth Konseri Kritiği

-Kurban'in Symphony of Destruction'un bir bolumunu calip sahneden ayrilmasi ile Megadeth teknik ekibi hummali bir sekilde sahneyi kurmaya basladi.

-Bu sirada on saflarda yer edinmeye calisan bizler yaslari 15 ile 18 arasinda degisen 'clubber' tipleri mumkun oldugunca arkalara gonderme derdindeydik 🙂

– Gitarlarin ve basin sound check islemleri bitti fakat davulun basindaki herif oturdugu yerden kalmak bilmedi…

-Saat 21:30'a yaklastiginda, sahneye her duman verilisinde bu sefer grup cikiyor zannedilip galeyana gelindi.

-Fakat davulun basindaki teknisyen hala bir trampet'e bir altolara vurup duruyordu…

-Bu arada banttan System Of A Down calinmaya baslandi ve bircok kisi tarafindan yuhalandi ve islikla protesto edildi… Boylece adamlara Turk Rock dinleyicisinin nasil baktigini bire bir gormus olduk 🙂

-Saat 22:00 gibi once sahne karardi ve Shawn Drover davulun basina gecti. Birkac saniye icinde Dave ve digerleri hizli bir sekilde Blackmail the Universe'I calarak sahneye daldilar…

-Tam listeyi ve siralamayi hatirlayamiyorum ama sunlari caldilar. Blackmail the Universe, Skin o'My Teeth, In my Darkest Hour, Die Dead Enough, A Tout Le Monde, She Wolf, Hangar 18, Kick the Chair, Scorpion, Sympony of Destruction, Tornado of Souls, Trust, Peace Sells, Holy Wars. Eger tam playlist'I gercek siralamasi ile not almis veya hatirlayan birisi varsa buraya yazarsa sevinirim. Ben de iTunes'da oyle bir playlist olusturacagim.

-Dave, kendilerini konser alanina getiren aracin soforu yuzunden gec cikmak zorunda kaldiklarini soylerek ozur diledi…

-Dave'in neseli gunune denk geldik herhalde.. Cunku eleman oradan oraya kosturup duruyordu. Dave, kot pantolon ve kirmizi bir t-shirt giymisti. Diger grup elemanlarinin siyahlar icinde oldugunu gozonune alinca en arkalardan konseri izleyenlerin bile Dave'I rahatlikla ayirt edebilmesi mumkundu…

-On sag tarafta acilan ve Megadeth kelimesi ile olusturulmus bir anagram tasiyan bir pankarti Dave guzel buldu ve o pankarti hazirlaylanlardan istedi…

-Bazi sarkilarda sololari Dave, bazilarinda ise Glen atti. Dave'in elinde surekli Flying V sekilli ESP'ler vardi.

-Son sarki olarak Holy Wars'I caldiktan sonra seyirciyi selamlayip, pena dagitip sahneden ayrildilar. Ve bis yapmadilar. Gerci seyirci de ilginc bir sekilde bis yapmalari icin oyle aman aman tezahurat da yapmadi yani. Bu arada bu selamlama toreni sirasinda arkadan banttan Silent Scorn caliyordu.

-Konser saat 23:30 gibi bitti. 🙁

Benden bu kadar. Benim hatirlayamadigim detaylari baska arkadaslar da eklerlerse sevinirim.

Melih Sancar  

Gogol Bordello

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Gogol Bordello

22.Haziran.2008 Santral İstanbul'da öğleden sonra Efes Pilsen One Love Festival'indeyiz sahneye çıkan gruplarla çoşmuşuz enerjmizi sonuna kadar harcamışız Shantel'de bitirmişiz ve Gogol Bordello'yu dinleyecek takatimiz kalmamış artık saat 23:00'te çıkacak olan grup elemanları 23:25 olumuş hala meydanda yok,  biri bir kaç kez gelip mikrofonu kontrol ediyordu.  Huzursuzlanan bazı seyirciler ıslık çalıp protesto yapmaya başlamışlardı. Bazı arkadaşlarımız bekleyemediği için gittiler.

Açıkçası Gogol Bordello'yu tanımıyordum. Biraz daha dayanıp kim olduklarını görmek istiyordum. En azından bir iki şarkı dinleyip giderim diye düşünüyordum. Sunuculuğu üstlenen kişi gelip mikrofonu eline alıp beklemeye değer bir grup olduğunu belirten bir şeyler söyledi pişman olmayacaksınız dedi. Ve sonuda grubun elemanları göründü deri yelek giymiş başında renkli bantı ile kemancı dede, kovboy şakpalı gitarist, davulcu  akordeoncu ve vokalist Eugene Hutz elinde şarap şişesi ile mor kıyafetleri ile görününce bir alkış koptu.

Şarkılarından birinin isminin 'Start Wearing Purple' olduğunu bayan ariza söylemişti. Ve sahnede bir şenlik havası esmeye başladı grup elemanları çok renkliydiler ara sıra iki japon kız gelip dans edip şarkıya eşlik ediyorlar ordan oraya koşaraka dans ediyorlardı. Gözlerimi alamıyordum yerime çakılmıştım sonra sallanmaya başladım müzik eşliğinde.

Bir çok etnik çingene punk şarkıları, sahne şovları ile şarkıdan şarkıya geçiyorlar, ilgimizi dağatmamıza izin vermiyorlardı, sürpriz doluydular. Sonra kağıt bardakları fırlattı bir elemanları votka ikram etti.  Ve final şarkılarını Sulukule'ye ithaf ettiler. 'Sulukule'nize kültürünüze sahip çıkın' mesajı verdiler  f..k of Mc Donald's f..k of Ramada diyerek Sulukule'nin yıkılıp yerine modern binalar yapılmasını eleştirdiler. Şarkıları ve gösterileri ve votkaları ile Bizi çok iyi ağırladılar biz de onları…

Gül Göze  

Dream Theater

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Melih Sancar'dan Dream Theater

Dun aksam bir yandan Rock Republic festivali kapsaminda Doro ve In Flames Sariyer'de caliyorken Parkorman'da Dream Theater sahne aldi. Iste konserden bazi notlar;

– Disarida yaklasik olarak 1.5 saat yilan gibi kivrila kivrila ilerleyen bir kuyruktan sonra 20.45 gibi iceriye girebildim. Ve hemen Petrucci'nin calacagi yere mumkun olabildigince yakin bir yere konuslandim 🙂

– Hic ihtimal vermezken grup 21.15 gibi neredeyse hic gecikme olmadan sahneye cikti. Cikar cikmaz As I Am'i caliyorlardi.

– Baslarda hic hiz kesmeden Fortune in Lies, Panic Attack gibi tempolu sarkilar ile devam ettiler.

– John Petrucci, konser boyunca gitar ile yapilabilecek her turlu saklabanligi yapti diyebilirim. Fretboard'u ustten tutup calmaktan tutun da Myung'un basina sulanmaya kadar 🙂 Bir ara Jordan Rudess'in piyanosu esliginde kisa bir solo atti.

– John Myung her zamanki gibi "Gozlerimi kaparim, vazifemi yaparim" seklinde takiliyordu. Adamin konser boyunca Bass'in fretbourd'u disinda bir yere baktigini gormedim desem yalan olmaz herhalde…

– Mike Portnoy muhtesemdi. Tam anlamiyla costu ve costurdu. Zaman zaman davulu ayakta caliyordu. Bagetleri ile surekli olarak bizleri gaza getirdi. Hatta bazen bir eliyle sarkiyi calmaya devam ederken, diger eliyle bagetini havada sallayarak bizleri bir maestro gibi yonetiyordu. Rock tarihinde seyirci ile bu kadar etkilesime giren kac tane davulcu vardir bilemiyorum. Adam her haliyle bir gun once izledigimiz Dave Lombardo'nun tam tersiydi.

– Jordan Rudes konsere yeni oyuncaklari ile gelmisti. Ozellikle Sacrified Sons'da bol bol kullandi. Bir ara cesitli klasik eserlerden derleme yaptigi (hatta arada "Daha dun Annemizin…" sarkisini da caldi) bir piyano solosu yapti.

– James LaBrie bence bircok konserde oldugundan daha hareketli ve coskuluydu. Bircok konserde oldugu gibi sarkilarin vokal partisyonlarinin disinda hep kulise gitti. Konser sonunda "gelecek sefer geldigimizde gorusuruz" diyerek tum milleti gaza getirdi.

– Hatirladigim kadariyla As I Am, Fortune In Lies, Panic Attack, Endless Sacrifice, Learning to Live, Sacrified Sons, The Root of All Evil (Bu sarkinin bir bolumu This Dying Soul'a mi benziyor?), In the name of God, Just Let me Breathe, The Spirit Carries On, Solitary Shell'i caldilar.

Bir kere bis yaptilar ve o zaman da Metropolis Pt. 1'i caldilar.

– Konserin ortasinda bir 15 dakikalik mola verdiler.

– Zaman zaman sololari Petrucci ve Rudes'in ayni anda simultane calmasi tam bir virtuozite gosterisiydi.

– Endless Sacrifice'in sonunda Portnoy sarkiyi saglam bir soloyla bitirdi.

– John Petrucci, hemen her sarkida gitarini degistirdi. Solitary Shell'i ise cift fretboard'lu bir 12 telli ile caldi.

– Izleyici kitlesi cok farkli yas gruplarindan olusuyordu. Grup genel olarak gosterilen ilgiden fazlasiyla memnun gorunuyordu.

– Portnoy, konser boyunca saga solu tukurup durdu. John Petrucci'nin neden Mesa Boogie'lerinin ustunu seffaf bir pleksiglas ile orttugu boylece daha net anlasildi 🙂

– Grup yeni albumden Sacrified Sons'u kesinlikle orijinalden daha iyi caldiler. Bir an once o sarkinin konser versiyonunu edinmek lazim.

– Ses duzeni kesinlikle kusursuzdu. Hemen hemen her notayi duydum diyebilirim.

Benden bu kadar. Unuttugum, akladigim ya da yanlis yazdigim birseyler varsa konsere katilan arkadaslar beni duzeltebilirlerse sevinirim.

Melih Sancar  

Dream Theater

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

4 Temmuz 2009 Dream Theater Istanbul Konseri

Gectigimiz Cumartesi Dream Theater konserini izlemek icin Macka Kucukciftlikpark'daydik. Mekan komik bir yer. Sanki donme dolaplari, carpisan arabaları arkaya ve yanlara itip bir bosluk acmislar ve orasi sahne olmus gibi:) Arkadasimla Besiktas'la bulusup 8 gibi alana geldigimizde Cynic sahnedeydi. Cok fani oldugum bir grup degil ama gayet iyi caldilar. Bu arada biz de bol bol bira tuketip havaya girmeye basladik.

Hava kararinca kalp atislarimiz dogal olarak hizlandi. One ilerlemeye calistik ama nafile sahneye 25 metre kala tikandik. Adamlar In The Presence of Enemies ile girdiler olaya. Tam mallasmisken ustune Beyond this life ve misunderstood, son albümden A nigtmare to remember vs dagildik. Bu arada onumdeki mal cifti yakmak istedim cunku 1.dakkada sirta cikip konser seyredelim moduna girip gorus acimi mahvettiler. Hos bakislarimla ittirerek yana gectim kibarca:) Bu arada egim berbat. Ayrica sahnenin yan tarafinda ekranlar olmadigi icin bir cok kisi icin konseri seyretmek eziyet oldu.Ses sistemi de iyi degildi bence ama adamlar cok iyi kardesim.

Hollow years calinca millet ask moduna girdi hatta cakmak yaktik Scorpions ortami olsun diye:) Dakikalar geciyordu ve hala As I am calmadi icin deli olmaya baslamistim. Awake albumunden brkac parca caldiktan sonra sevdigim parcalarindan olan Solitary Shell'e gectiler. Ustune gecenin Metallica ambiyanslı dakikalarına gectik:A rite of Passage ve Pull Me Under. Pull Me Under bir nevi Sad But True etkisi yaratti ortamda. Seyircinin(ve benim de) en costugu sarki bu oldu. Metropolis'e girdikleirnde hayatla bagimiz kopar gibi oldu, bu adamlar gercekten iyi dedim. The Crimson Sunset ile olay bitti. Gitaristleri Petrucci icin kelime bulamiyorum, karizmanin dorugunda. Forumlara baktigimda kimleri sikayetci ama butun elemanlar iyiydi bence. Bazen o kadar kotu performanslar izliyoruz ki ufak tefek seylere takilmamak lazim bence.

Sonucta, ustunden 2 gun gecti ama hissettigim su ki;bu adamlar her turlu ovguyu hak ediyor.

*Mekanda tuvaletler parasiz ve hatta temiz sayilirdi, sasirdim:) Kitle de iyiydi. Herhalde bir cogunu Deep Purple konserinde de gorurum.

İlker Yıldırım

 

Deftones

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Berivan'dan Deftones

ben bu konsere kritik yapamam heralde. pek objektif olmaz. konser hatiralari diyebilirim en fazla (:  

katatonia basladiginda girdik konser alanina, vip bolumunde demirlerle cevrilmis alanda beklemeye basladik. ister katatonia caldi etti, seyirciler delirdi, cok eglendiler. ben fazla bilmedigim icin kendilerini bi kenarda onleri fanlara birakarak dinledim.

saat 10 gibi sahnede hazirliklar basladi. vip bolumu de sikis tepis olmaya basladi bu arada. onde az kisiyiz diye uzuluyordum meger herkes deftones baslayinca alickmis ondeki yerini. neyse efendim arada calinan shakiralar j.lo'lar lambadalar sayesinde gobek atarak bekledik.

saat oldu 1o kusur. isiklar sondu. herkes bagiriyor, gergin, bayilmaya an kaldi. o sirada sagdan cikan chi'yi gorup ben "allah noluyo" derken chino kosarak geldi, ortadaki monitorun ustune cikti ve saaak diye passengarla konser acildi. ben tam arkadaslarima donup "aaabi noluyoo" diye bakarken herkesin ayri bi dunyaya gittigini gordum. sonra tam olarak ne oldu ne ben, ne diger izleyiciler hatirliyor galiba. ilk 3 sarkida falan "oha aklimda tutayim setlisti hmhm" derken sonrasinda tek hatirlayabildigim demirlerin onunde chino'yu ellemeye calismamiz, en onnndeeen ama gercekten ennn onden deftones izlemis olmak, chi'nin bize bakip bakip gulmeleri, chino'nun super hareketleri, sarki soylemek ve bagirmaktan kisilan ses, yenilen tekmeler dirsekler oldu. benimle konsere giden insanlarin en yakindigi sey fazla hareket etmeden, minimum dansla muzik dinlemem oldu surekli burda beni gorseler gozlerinden bir yas suzulurdu heralde. mosh pit'in gobeginde kocaman abilerle ziplayip carpisirken buldum bi ara kendimi.

my own summer, around the fur, feiticeira, change, passenger, 7 words, bored, hexagram, head up, if only tonight we could sleep, be quiet & drive simdi aklima gelenler. heralde bi yerden bi setlist bulurum da ne calmislar goruruz. benim icin 90 dakikalik hic birini ayird edemeden dinledigim biseydi. sey diyorum, sarki degil, konser degil, neydi ya of.

konser arasinda bi arkadasim sayesinde chi, stephen ve abe'nin imzaladigi adrenaline kapagim sayesinde zaten elim ayagim dolanikti. bi de boyle super caldilar, super diyalog kurdular. iyice ne oldugumuzu sasirdik. bu arada diyalog derken, oturup konusmak degilmis seyirciyle olan iliski, bakisin durusun jestlerin ve mimiklerinmis esas olay. tek tek hepsi canavar gibiydi, allah razi olsun tum organizatorlerden ve sahne onunde arkasinda azan seyircilerden.

bundan sonra benim dogumgunum 24 haziran olsun.