• Normalleşiyor muyuz (!) ne?!!

    Gündem değişiyor. Her şey eski moduna dönüyor, döndürülüyor. Ekonomi düşünülüyor. Mağazalar, cafe'ler, bar'lar açılıyor. Sanki çok lazımmış ya da insan hayatından değerliymiş gibi. Vak'a sayısı azalmıyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor. Ben şahsen daha da artacağını düşünüyorum. Kendi muhitimde yürüyüşe çıktığımda (ki iyi eğitimli tiplerin oturduğu, sosyo-kültürel olarak da iyi diyebileceğimiz bir ...

New Model Army

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Utku Uluer'den NEW MODEL ARMY'nin son bombası "Carnival"

Bazı gruplar insanlar üzerinde çok farklı etkiler bırakır. Bazı gruplar vardır içinizde hissedersiniz. İçinize işleyen melodiler, ruhunuzun aynası sözler. Bazen, bu bazı gruplar sizi yüzüstü bırakırlar. Gerekçeleri de değişimdir ama bunu içinize  sindiremezsiniz. İşte o gruplardan biri ile ilgili yazmayacağım bugün. New Model Army benim için bu gruplardan biri hiç bir zaman olmadı. 25 yıldır hep oradaydılar; duruşları, müzikleri ve  şarkı sözleri ile her zaman taviz vermemenin yıkılmaz bir kalesi oldular. Muhafakar bir grup hiç olmadılar, hep arayışları oldu, bir insanın tüm güçlü ve zayıf  yanlarını barındıran ama her zaman bulabileceğiniz güçlü ve kararlı bir dost olarak New Model Army’nin hala orada olduğunu bilmek gerçekten güzel.

Açıkçası "Eight" albümü benim için hayalkırıklığı olmuştu. Ardından Justin Sullivan solo albümünü çıkartınca ve Sullivan and Friends isimli konserler etrafta dolaşmaya başlayınca sanırım bir dönemin daha sonuna geldik diyordum içimden. Ancak önce Lost songs albümü, Istanbul’daki Ankara’daki konserler ve müjdelenen albüm yüreğime su serpti.

Gruptan Dave Blomberg’in 12 yıl aradan sonra gruptan ayrılmasının grubun müziğini negatif bir etkileyeceğini düşünmüyorum. Nedense Dave Blomberg’i hep Nelson ve Justin Sullivan’ın punk rock yaklaşımlarına tezat oluşturduğunu düşünüyordum ki bence yeni albümde bu daha açık belli oluyor. Dave Blomberg’in yerini Marshall Gill almış. Grubun yeni gitaristi, son albüm üzerinde çalıştıkları studyonun ses mühendisi tarafında önerilmiş. 

Yeni albüme geldiğimiz de ise, çok farklı bir New Model Army albümü yok. Eight albümünde eksikliğini hissettiğimiz ve bence grubun en güçlü olduğu ritm yine ön plana çıkmış ve tabiki albüm daha güçlü ve iyi olmuş. Tabi yine her New Model Army albümü gibi şarkı sözleri kesinlikle okunması gereken ve üzerinde düşünülmesi gereken sözler ki New Model Army’e ucundan bulaşmış herkes bunu bilir. Ancak bütün bunların yanında oldukça karanlık bir yanı daha var albümün. Okuduğum bir kaç röportaj ve fan sitesinde hepimizin özlemi olan yeni bir Thunder and Consolation albümü müjdeleniyordu. ‘Consolation’da  yer alan ama bu albümde yer almayan iki gerçek var. Birincisi Robert Heaton’un enerji dolu insanı nereye alıp götüreceği belli olmayan davulu ve yoğun folklorik ezgiler. Bu arada artık dünyaya daha farklı bakan olgun bir Justin Sullivan ve en sevdiğim basçılardan Nelson yeni albümdeki performansları kayda değer. Ayrıca davulcu Micheal Dean performansını arttırıyor. Özellikle  Island şarkısında Nelson neden en sevdiğim basçılardan birisi olduğunu ortaya koyuyor, hepinize  tavsiye edeceğim  Brother ile birlikte en iyi son dönem New Model Army şarkısı ‘Island’.

Albümde yine New Model Army’den beklediğimiz  politik eleştiriler ve şarkı sözlerinde çoğu grubun satış kaygıları ile dokunamadıkları noktalar var.

Red Earth, İngiltere’nin muhafazakar yapısını eleştiren ve göçmen politikasına göndermeler yapan Another imperial day ve Prayer flags şarkıları albümün eleştiri dozu yüksek şarkıları. Bu arada albümde diğer  albümlere nazaran daha fazla keyboard kullanıldığını söyleyebiliriz. Keyboardçu Dean White  ayrıca 2 şarkıda da gitar çalmış. Albümün kapanışı olması gerektiği gibi davul ile başlıyor. Micheal Dean daha önce Robert Heaton’un davul teknisyenliğini yapıyordu. Bir şekilde ustasına, yani davul hocasına saygı anlamınıda taşıyan bu davul girişi ve Justin Sullivan’dan dostuna adadığı albümün kapanış şarkısı ‘Fireworks Nights’. And it was gone ile noktalanan şarkıda Robert Heaton için anlamlı bir veda.

New Model Army’nin  25 yıllık müzik serüveninde  9. albümü için söylenecek en doğru söz , kesinlikle sevenlerini hayalkırıklığına uğratmayacak olduğudur sanırım. Artık yeni bir dönem açacaklarını söylemeyebiliriz ama politik duruşları ile bir dönemi kapatmaya kararlı, taviz vermeyen haliyle New Model Army ailesi sizi dostluğa, düşünmeye ve paylaşmaya hala davet ediyor. And tomorrow brings another train

1.   Water 2.   BD3 3.   Prayer Flags 4.   Carlisle Road 5.   Red Earth 6.   Too Close To The Sun 7.   Blue Beat 8.   Another Imperial Day 9.   LS43 10.  Island 11.  Fireworks Night  

NIN

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

marion siLver'dan Reznor ve NIN

Grup 1989 yıLında Trent Reznor tarafından kuruLdu..5 yaşında piyano çaLmaya başLayan Reznor; yaşı iLerLedikçe, Elektronik enstrümanların keskin ve agresif kullanımını teşvik eden endüstriyel müziğin ilk dönemlerini keşfetti. Lise eğitiminden sonra ünversiteye girmiş,biLgisayar mühendisLiği okumaya başLamıştır,ikinci senesinden sonra sıkıLdım müzikLe iLgiLi bişeyLer yapmak istiyorum diye haykırarak okuLunu bırakmıştır( iyi ki de bırakmıştır yoksa nerden tanıyacaktık bu dahi şahsiyeti )

Bir dönem yerel gruplarla çaldı, ayrıca bir keyboard dükkanında çalıştı ,kayıt stüdyolarında görev aldı. Böylelikle müzik yapımının her aşamasında teknik bilgiye de sahip oldu.”Pretty Hate Machine” iLe kemik bir dinLeyici kitLesini oLuşturdu.

İkinci NIN albümü için Los Angeles'a taşınan Trent Reznor, burada ünlü yönetmen Roman Polanski'nin Charles Manson tarafından öldürülen eşi Sharon Tate'in öldürüldüğü adı LanetLi eve çıkan evi tutup burayı stüdyo haline getirdi.

'Closer'a çekilen klip ve şarkı sözleri nedeniyle Trent Reznor, 1990'ların alternatif rock camiasının en büyük seks sembollerinden biri oldu. Reznor;Oliver Stone imzaLı “ NaturaL Born KiLLers”ın soundtrack’ını da hazırLadı. David Lynch'in 'Lost Highway'i için 'The Perfect Drug'ı kaydetti.

1999 yılında double CD "Fragile" ile geri dönen NIN, bir yıl sonra remix albüm "Things Falling Apart"ı yayınladı.

Live performansların yer aldığı "And All That Could Have Been" 2002'de piyasaya sürüldü. Bütün şarkı sözlerini kendisi yazmakta oLup, konserLerinde yanına eLeman aLmaktadır…Kendisi aynı zamanda mariLyn manson'un kankasıdır. dinLemenizi şiddetLe tavsiye ederim.   

Nazan Öncel

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Arızalılar Kulübü müdavimlerinden Ozan, Nazan Öncel'i anlattı… Aslında HİÇ gidilmez!!! Ama “göç” hep vardır…

Tarih 90’larin başıydı. Ve bir velettim ama taa o zamanlarda (böyle dediğime bakmayın çok yakin gelmekte halen) kaset kapağında böyle saçları kahve-kızıl olan kıvır kıvır bir kadın sonradan da yapacağı gibi bazısının politikasına sokuyor(ilk örnek: aynı nakarat) ve de Türkçe anlatımda bir daha hiçbir şarkı sözü yazarından göremediğim, basit kelimelerle sanatsal cümleler kurma bazında harikalar yaratan aşk şarkıları yapıyor. Nazan Öncel müzik kariyerine “bir hadise var” ile devam ediyor… Son dönemlerde bazı ileri zekâlar(!) daha onu yeni tanıyor… Tamam çok sıkı dinleyicisi olamadım bende, ama hep Nazan vardı! Geçen günlerde, Nazan öncel’in eski firması tam anlamıyla bir güzellik yapıyor ve “göç”’ten başlayarak içine “demir leblebi” ve “sokak kızın”’ı da barındıran bir toplamayla Nazan’ın bir toplamasını yayınlıyor. Ben çıktığı ikinci günün akşamı alıyorum ve tekrar saadete eriyorum, çünkü “göç” ü ben uzun suredir bulamadım, bulan var mıydı bilmiyorum. Zaten bende var olan “demir leblebi”’nin yanına bir de “sokak kızı” ve “göç” ekleniyor. Ben yaklaşık iki haftadır “göç” ‘ü dinliyorum, yeni dinlediğim için üzülmenin yanında sindirerek dinlediğim için seviniyorum bile… Albüm Nazan ’ın gitmekli şarkılarından olan (tapılası şarkılardır bunlar) “gidelim buralardan” ile açılıyor. Şarkıya yorum yapmayacağım zaten yapsam 2 küsur sayfa yazsam yine bitiremem:) zaten başka dünyalara garip bir şekilde geçmişken “sen beni öldürüyorsun” ile hepten dağılıyorsunuz. Bu kadın gerçekten yaptığı müziğe içini koyuyor! Eğlencesi ironici (isterse tabi) romantizmi ise pek bir dağıtan şarkılar yapıyor. 3’üncü şarkı geldiğimizde biraz toplanıyoruz; biraz neşe, biraz mutluluk ve çocuksal bir huzur…”bir şarkı tut” ile tekrar dağılıyorsunuz ve ben albümdeki dağıtan şarkıları ardı ardına dinleyince sarhoş oluyorum!

  “Bir şarkı tut senin olsun    Bir şarkı tut benim olsun    Yalnızlık yalnızlıktır    Zor dayanıyorum…”

“Ağlama gönlüm” de içinizi acıtıyor ve gerçekten sanatın anlatabilme gücü olduğunu kavrıyorsunuz. “nazlı ay” ile aynı etki sürüyor ve bu parça bana hep bir ağıt gibi geliyor, Nazan hisli bir şekilde ağıt yakıyor…

“Aşk her yerde göç her mevsim   Uzanamadım ellerine   Biraz çocuk kalsaydım   Elinden su içseydim   Beni sevseydin sevseydin   Konuşmasan da anlardım   Gel odalarıma uykularıma   Gel bana”

Albüme adını veren “göç”’ten bir kısım… bu şarkıya ne derseniz deyin (tıpkı diğer şarkılarda olduğu gibi) dinlemeden etkisi olmayacaktır üzerinizde. Ki zaten Nazan söylememiş olacak ve o sesin duygusunu yaşayamamış olacaksınız. Ve sonra ”işiniz gücünüz yok mu yani “ile biraz toparlanabiliyorsunuz. “çocuk kalbim” ile tekrar ayni havaya girip, “vesaire” ile albüm hayata kırık ama hafif toparlar modda bırakıyor.

Koskoca bir Nazan Öncel albümü böyle bitiyor. “göç” benim bu güne kadar dinleyip bıkmadığım, ıssız ada sorusuna göre götüreceğim 3 albümden biri olduğu kesin! Bence siz de kendinizi Nazan’dan mahrum etmeyin, bırakın o sizi zaten anlar…

15.44 Cumartesi

Nazan Öncel diskografi 1978-sana kul köle olmuşum-kader bu çekeceksin 1980-yağmur duası 1992-Bir hadise var 1994-Ben böyle aşk görmedim 1995-Göç 1996-sokak kızı 1999-Demir leblebi 2004-Yan yana fotoğraf çektirelim

golddust86@gmail.com

Ozan Güler 07 Ocak 2006  

Morrissey

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

You are the quarry

Ne kadar ilginçtir ki 80'lerdeİngiltere'yi sarsan the Smits' in efsanevi vokali Morrissey uzun süre sonra " you are the quarry " ile tekrar dönmüştür. İlginç olan Morrissey' in dönüşü değil yeni jenerasyon bizlerin onun müzik gücünün kusursuzluğunu bu denli geç fark edişimizdir(en azından benim). Ki Morrissey doğduğumuz yıllarda İngiliz basınını acayip bir şekilde meşgul etmiş ve dahası o zamanın gruplarının geneldeki yaşantılarının (çılgın punk partileri ve sex&drugs) dışında kalmasına rağmen hayranlarına ulaşıp, onları bu denli etkileyen ve hayranları tarafından bu kadar iyi anlaşılmayı başarmış bir grubun vokaliydi. Her grubun kaderi gibi the Smits de dağıldı ve Morrissey kendi solo kariyerine " viva hate " ile 80'lerin sonunda başlamış ve " Vauxhall And I " ile (benim görüşüm) kariyerinin zirvesini yaşamıştır. Hiç de aşağıda kalmayan ve en iyi albümü statüsü içinde 3 albüm arasında kalan " you are the quarry " ile 2004 mayısının sonlarına doğru bize merhaba dedi uzun bir aradan sonra. Anlaşılacağı üzere " you are the quarry " gerçekten Morrissey' e yakışan bir albüm ve bizim arşivlerimizde bulunması gereken bir başyapıt. Morrissey bize bunu albümünde yeterince hissettiriyor. Zaten Morrissey yaptığı müzikte fazlasıyla ruhunda yaşanan incinmeleri, aşkları veya gelgitleri incinmek, sevmek vb. gibi basit kelimelerle olağanüstü bir üslupla anlatıyor. Duygu yüklü şarkılar, hafif melankolik -ki bazen çok- ama sonuna kadar içten bir ses çalınıyor kulaklarımıza. Benim düşüncem kaliteli müzik icra edenlerin Elvis Presley' si şu dönemde. Alıp dinlerseniz bu övgüyü fazlasıyla hak ettiğini düşüneceksiniz. dinleyenlerin ise ama çok ama az katıldıkları kanısındayım. Gerçekten çok sevdiğim bir albüm ve bu yazılanlar sonuna kadar objektif düşüncelerim. Ki eskiden konserlerde hayranlarına alkol, su… vb. gibi şeyler atmak yerine çiçek atmış bir adamdan da bu beklenirdi!

Ozan

gold_dust_86@hotmail.com  

Mickey 3D

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

punkerland'den "Mickey 3D"

Ben onları roll un 101 inci sayısı sayesinde tanıdım sevdim. Fransız rock ını yaşatıyorlar. Noir Desir'den boşalan yeri çok iyi doldurmuşlar. Şarkılarında herkesin yapamadığı bir samimiyet var. Her şarkıları dinlenebilecek düzeyde. Şu ana kadar dört (biri live) albüm çıkardılar. Son albümleri 2005'te Matador etiketiyle çıktı. Albümde Rodeo ve Matador şarkıları öne çıkıyor. Tüm şarkıları göz önüne alınacak olursa benim hit parçam 'Le France A Peur'.

 Grubun 'Tu vas pas mourir de rire' albümünden 'Repire' ve 'Yalil'e çektikleri karaoke klipleri çok başarılı. 'respire'nin klibinde günümüz dünyası anlatılıyor. Bir çocuğun sevinci ve bu sevincin bitişi çok güzel yansıtılmış. 'Yalil' klibinde de aynı tema söz konusu. Yine aynı çocuk Kendi karmaşık dünyasından bıkmışken bir ışık buluyor ve nereye ait olduğunu anlamaya çalışıyor.

Bu arada, grubun adı fransızca 'MÜike Trua De' dir.  

Tea Party

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Meb, "Tea Party" yi anlatıyor…

Daha önce bir videoklip çekimi için İstanbul'a gelen The Tea Party, Özellikle şarkı sözlerini önemseyen grup, 'The Interzone Mantras" adlı 6. albümlerinde, dindeki fanatizme değinirken dünyadan bihaber olmalarına karşın ahkâm kesen 'sanatçı dostları'nı iğneliyor.

Enstrüman zenginliği, Doğu'nun akortları ile Batı'nın akımlarından yaptıkları iyi karışımlar ile dikkat çeken Kanadalı alternatif metal grubu, 1991 yılında Jeff Martin, Stuart Chatwood ve Jeff Burrows tarafından kuruldu.

Grubun beyni Jeff Martin iki yıl önce aralık ayında 'The Interzone Mantras' albümünün şarkı sözlerini yazmak için Prag'a gitti. Orada bir apartman dairesi kiralayarak zamanını ressam ve şairlerle sohbet ederek, geceleri sokaklarda yürüyüş yaparak geçirmiş.

Martin ayrıca şarkı sözlerini yazarken edebiyattan da beslenmiş. Albümdeki 'The Master and Margarita' şarkı da Rus yazar Mihail Afanasiyeviç Bulgakov'un, 1920'lerde yazdığı ve Rusya'da çarlığın yerine gelen komünist rejimde de özgürlüğü kısıtlayıcı davranış ve tutumların devam ettiğini anlattığı aynı adlı eserinden esinlenmiş.

Sadece Bulgakov değil Beat kuşağının ünlü şairi William Burroughs da Martin'i, şarkı sözlerini kaleme alırken etkilemiş. Albümün ismi ve açılış şarkısı 'The Interzone', Burroughs'un aynı adlı romanından geliyor. Bu kitap Burroughs'un, 1940'larda bir New York gazetesi için muhabir olarak çalıştığı Cezayir'deki günlerinin yarı hayal ürünü olan hikâyesini konu ediniyor.

Köktendincilik üzerine olan 'The Interzone'u kendisine kaynak olarak seçen Martin: "Din gibi özel bir bağı araç olarak kullanan ve başka amaçlar uğruna insanların inançlarını sömüren tehlikeli bir kesim olduğu açık. 11 Eylül'de Amerika'da pek çok masum insan yaşamını yitirdi." diyerek dindeki fanatizmin 'tehlikeli bir hastalık' olduğunun altını çiziyor. 'The Interzone Mantras'ın bir diğer şarkısı 'Must Must'ta ise Martin, Nusret Fatih Ali Han'ın 'Mustt Mustt' şarkısına gönderme yapıyor: "Bu, Sufizm'de 'Allah orada, sizinle, size ve etrafınızdakilere hayat veriyor, aydınlatıyor' anlamına geliyor. Bu, dindeki aşırılığın en pozitif ucu."

Daha önceki albümlerine nazaran stüdyo numaralarının ve Doğu ritimlerinin daha az olduğu 'The Interzone Mantras'daki 'Dust to Gold' şarkısında The Tea Party, 'sanatçı' geçinen meslektaşlarını iğneliyor: "Dünyadan bihaber olan bazı isimler şarkılarında atıp tutuyor, boş ve yanlış şeylerden bahsediyorlar. Milyonlarca genç beyin bu isimlere tapıyor, onları kendisine örnek alıyor" diyor. Daha önce 'Bazaar' adlı şarkısının videoklip çekimi için geldiği İstanbul'dan çok etkilenen The Tea Party, burada konser vermeyi çok istiyormuş.

07.01.2002 tarihli radikalden alıntıdır.

Bu güzel insanların en son 2001 yılında dinlediğimiz albümleri "The Interzone Mantras" tan sonra yeni albümleri "The Seven Circles" Mayıs ayı içerisinde sanırım piyasaya çıkacak…Hasretle bekliyoruz 7. albümlerini…Kanada'lı bu ünlü grubun çalamadığı enstruman var mıdır o da ayrı bir olay yani…Ahmet San'a söylesek de getirsin şu bebeleri bizim için..

Jeff Martin'in felsefe, bilim, din ve politika konularinda bayağı bi yol katetmiş, müzikler genelde doğu melodileri ile bezenmiş, sözler felsefe, mistizm vs. Her parça, her albüm farklı tatlar bırakıyor bende…Ehh artık hala dinlemeyen varsa bir zahmet dinleyiverin artık yani.    

Mad Season

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

İlker Yıldırım'dan "Mad Season"

Vocals: Layne Staley Gitar: Mike McCready Davul: Martin Barrett Bas: John Baker Saunders

16 Ekim 1994, Pazar günü yeni(ya da öyle gözüken) bir grup Seattles Crocodile Cafe’de sahne alır. Seyirciler, bu yeni gelen ve ismi olmayan müzisyenlerin nasıl müzik yapacağını merakla beklemektedir. Ancak sahnedeki müzisyenlere dikkatle bakıldığında aslında onların kesinlikle çok da yeni olmadığı anlaşılıyordu. 90’lar Rock’ının en büyük gruplarının elemanlarıydı bunlar: Pearl Jam, Alice In Chains, Screaming Trees. Fakat duyulan müzik, bu gruplardan hiçbirinin sound’unu andırmıyordu; sahnedeki adamlar Rock diyarlarından ve Blues’un arka odalarından eşit süzülen temiz ve ayırt edici bir kimliğe sahiptiler.

Mad Season’ ı tanıyalım: 1994 yılı yaz aylarında, arkadaşlar arası yapılan doğaçlamalar yeni bir albümün (ABOVE) oluşmasına kadar evrildi. Grup, Pearl Jam gitaristi Mike McCready’nin kendisi ve iki arkadaşıyla beraber gayri resmi doğaçlama parçalar üretmeleriyle başladı: diğer iki üye Screaming Trees davulcusu Barrett Martin ve McCready’nin Minneapolis’de uyuşturucu/alkol tedavisi sırasında tanıştığı Little Pat Rushing, Hubert Sumlin, Sammy Fender ve the Lamont Cranston Band gibi ustalarla çalışmış olan John Baker Saunders’dı. Albümdeki 'Wake Up' ve 'River of Deceit' parçaları ilk oturup çaldıklarında hemen yazılmıştı. Baker’ın deyişiyle yeni bir kıvılcım oluşuyordu ve belli ki güzel giden bir şeye sahiptiler. Daha sonra McCready, Alice In Chains solisti Layne Staley’i arayıp eğlenceye katılmasını istedi. Staley, elinde gitarı ve kafasında şarkı sözleriyle dolu olarak gruba katıldı ve bu yeni grubun müzikal karışımı daha sıcak hale geldi.

Bir dahaki mantıklı adım, kalabalığın önünde çalmaktı. McCready liderliği tekrar alarak Crocodile Cafe’de kimseye duyurulmamış bir şov hazırladı. Doğaçlamalar ve şarkıların girişleri hariç bitirilmiş hiçbir şarkı olmaması engel teşkil etmedi, nitekim ilk çaldıkları ve albümde de yer alan Artificial Red, şovun kendisiyle bir araya gelerek doğaçlamaya dönüştü.Crocodile Cafe ‘deki şovu iki gösteri daha takip etti , grup kendini Gacy Bunch olarak adlandırmıştı. (Chicago’nun ünlü seri katili “Katil Palyaçosu” John Wayne Gacy ve 1970lerden bir sitcom’a hürmeten)

Artık, yerel bir kulüpte arkadaşların takıldığı bir topluluktan daha fazlasını hedefleyen bir grup olduklarını anlamışlardı. Martin’in deyişiyle çok güzel şarkılara sahiptiler. Kayda girmek gerçekten mantıklı gözüküyordu. Ayrıca grup üyeleri isimlerini değiştirmeye karar verdiler ve Gacy Bunch yerini halüsinatif mantarların filizlendiği yılın belirli dönemini ifade eden İngiliz terimi olan Mad Season’a bıraktı. Heart grubundan Ann ve Nancy Wilson’un ortakları arasında olduğu Seattle Bad Animals stüdyosunda 10 günde yapılan hızlı kayıtlar, 11 şarkılık “Above” albümü ile sonuçlandı, prodüksiyon ise grup ve Pearl Jam’in ses mühendisi Brett Eliason’e aitti.

Mad Season’ın müziği blues ve heavy rock ile Staley’in sözleri ve grupların müzikal yaratıcılıklarının güçlü bir karışımıydı. Baker’ a göre sözler Layne’in kelimeleri olmasına rağmen onların hepsini anlatıyordu.Sözler çok otobiyografikti. Önemli olan ve olmayanla ilgili davranış değişiklikleri ile ilgiliydiler. Albümün açılışındaki “Wake Up” dinleyiciyi üzgün hatta terk edilmiş bir dünyaya götürürken, “River of Deceit” gibi yavaş, kurtuluş umudu veren şarkılarla denge sağlanıyordu. “River of Deceit”, albümün ilk 45liği seçilmişti ve Martin’in deyişiyle grubun özünü yansıtıyordu. “Artificial Red” ve güçlü bir fırtınadan önce düşük bir tonda aldatarak başlayan ve grubun doğaçlamaları üstüne inşa edilmiş “November Hotel” gibi enstümental parçalarda Blues etkileri açıkça hissedilebiliyordu. Screaming Trees solisti, Mark Lanegan, I’m Above ve Long Gone Day parçalarında yer aldı, aynı zamanda sözlerin yazımında da katkısı oldu.Martin’e göre, Layne ve kendisi için bu iki özel şarkı kendini Mark’ın sesiyle daha özel hale gelmişti;” Mark, stüdyoya geldi ve Layne’le beraber onları yalnız bıraktık. Beraber bazı şaşırtıcı şeyler yaptılar.“ “Above” albümü ile, grup elemanlarının hepsini, kendi alışılmış stillerinden yeni yönlere yayıldılar. Layne Staley ise şöyle bir yorumda bulunur: “Bu güzel bir grup. Bir boşluk ama içine konulmuş çok düşünce de var. Saf duygu ve hissin koyulduğu bir oda.”

Grubun müzikal yolculuğu “Above”un 14 Mart 1995 tarihinde piyasaya çıkmasıyla devam etti. Melankolik ballad’ların ve Hard Rock’ın karışımı bu albüm “River of Deceit” gibi U.S. Top 20’a giren ve radyo hiti haline gelmiş bir parçayı da barındırıyordu. Mad Season, Seattle dinleyicilerine soundlarından örnekler sergiledikten sonra, 8 Haziran 1995’te Pearl Jam’e ait radyodan “Lifeless Dead” ve “I Dont Know Anything” parçalarını çalarak dünyanın geri kalanın da kendilerini dinlemelerini sağladı.

Eklenen konser tarihleri ve ileride yapılması düşünülen şarkı sözü yazımı/kayıt fikrine rağmen, Mad Season eninde sonunda tek atımlık proje olduğunu kanıtladı. 1995’in ilerleyen günlerinde bir Seattle performansı “Live at the Moore” olarak piyasaya çıktı. Working Class Hero: A Tribute to John Lennon albümü için John Lennon's "I Don't Wanna Be a Soldier”ı icra edildi. Yeni bir Mad Season albümü için kaydedilmemiş şarkılar vardı ve Staley’in yerini Lanegan aldı ve grup ismini Disinformation olarak değiştirdi ama hiçbir şarkı kaydedilmeyerek grup üyelerinin yollarını ayırmasıyla sonuçlandı. Ama üzücü son Layne Staley ve Saunders’ın aşırı dozdan ölmesi oldu.

KİŞİSEL YORUMUM:

Mad Season, 90’larda onlarca örneği bulunan proje gruplarının arasında gerek kadrosu gerek yaptığı kendine has müzikle Rock tarihindeki ve kalbimizdeki yerini koruyacak. Long Gone Day, Wake Up ve River of Deceit gibi parçalar en az Pearl Jam ve Alice In Chains bize hediye ettiği yapıtlar kadar değerli ve yaşadığım sürece benimle olan arkadaşlıklarını devam ettirecek. Live at the Moore’u seyredince ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

“I don't know anything I don't know who to be Why we have to live in so much hate everyday, Why the fighting and the coming down, am I sane?”

DİSKOGRAFİ:

Above (14.03.1995) Live at the Moore (29.08.1995) (Konser kaydı)

ŞARKI SÖZLERİ:

Wake Up

Wake up young man, it's time to wake up Your love affair has got to go For 10 long years, for 10 long years The leaves to rake up Slow suicide's no way to go, ohh Blue, clouded grey You're not a crack up Dizzy and weakened by the haze Moving onward So an infection not a phase Yeah, oh The cracks and lines from where you gave up They make an easy man to read, ohhh For all the times you let them bleed you For little peace from God you plead, and beg For little peace from God you plead Ahhh, Yeah, Ahhh, Yeah, Ahhh, Yeah Wake up young man, wake up, wake up Wake up, wake up, wake up, wake up Ohh, yeah Wake up young man, it's time to wake up Your love affair has got to go For 10 long years, yeah For 10 long years, the leaves to rake up Slow suicide's no way to go, ohh Soow suicide's no way to go Wake up, wake up, wake up

X-ray Mind

Do the laughs die when One such as I run And allow myself Time for own true needs When convincing me That you're on my team May not lie to me But not mentioning So sit back and have An hysterical Laugh at tiny holes Buy and trade men's souls X-ray mind reads plenty Worth no more than pennies You, they, it or what Have been fair, I thought May you never free You from you or me See the more I think I'm afraid to blink I don't move an inch Slowly draining me Hire a spy and bug me Pimp your friends for money Rich and growing sicker Sell the dead ones quicker

River Of Deceit

My pain is self-chosen At least, so the prophet says I could either burn Or cut off my pride, and buy some time A head full of lies is the weight, tied to my waist The River of Deceit pulls down, ohh The only direction we flow is down Down, oh down My pain is self-chosen At least I believe it to be I could either drown Or pull off my skin and swim to shore Now I can grow a beautiful shell for all to see The River of Deceit pulls down, yeah The only direction we flow is down Down, oh down The pain is self-chosen, yeah Our pain is self-chosen Down, oh down

I'm Above

For clear space and soundess of mind I've let you play me for some time One can only receive and retain But the lies you recite for your gain So you rely on my faith in your kind Or rather continue to pretend that I'm blind You say I made your life a living hell And yet still let me pay you when I fell How is you're feeling so uneasy? How is it that I feel fine Life reveals what is dealt through seasons Circle comes around each time I've been blessed with eyes to see this Behind the unwhole truth you hide Bite to remind the bitten, bigger Mouth repaying tenfold wide I'm above Over you I'm standing above Claiming unconditional love Above Try to keep bad blood in the past Never thought a chance, a chance it would last I have strength enough, enough to forgive I desire peace where I live I've been blessed with eyes to see this Behind the unwhole truth you hide Bite to remind the bitten, bigger Mouth repaying tenfold wide How is you're feeling so uneasy? How is it that I feel fine Life reveals what is dealt through seasons Circle comes around each time I'm above Over you I'm standing above Claiming unconditional love Above

Artificial Red

Artificial red, smoke, poison consumed In the house of ill repute Is this the way I spend my days In recovery of a fatal disease? On a cloud of pink has to grey And I'm alone again, yeah Someone to hold against my own Alone, untouched is what I crave Artificial Red, smoke, poison consumed In the house of ill repute Is this the place I search for love When my need is within me, a gift from above?

Lifeless Dead

Lifeless dead, that unclean bed Till or when her hunger's fed How he'd wished that they would wed "I promise on our love" she said Promises were never kept Alone on dirty floor he slept Yeah, lifeless dead And although he'd not accept She was gone and so he wept Then a demon came to him "You must know I'm gonna win" Yeah, lifeless dead He said, she said She led him dead He said we bled She said not fed Lifeless Dead, Lifeless Dead

I Don't Know Anything

I don't know anything I don't know who I am I don't know anything I don't know who to be Why we have to live in so much hate everyday, oh yeah Why the fighting and the coming down, am I sane? I don't know I don't know anything I don't know who to be I don't know anything I don't know who I am Why we have to live in so much hate everyday, oh yeah Why the fighting and the coming down, am I sane? I don't know When the teacher put the ruler down on my hand I laugh! Cross my heart and hide reliever in trails of blood, I love?!? I don't know anything I don't know who I am I don't know anything I don't know who to be Why we have to live in so much hate everyday, oh yeah Why the fighting and the coming down, am I sane? I don't know When the teacher put the ruler down on my hand I laugh! Cross my heart and hide reliever in trails of blood, I love?!?

Long Gone Day

So much blood I'm starting to drown Runs from cold to colder Time to time the skies come down To help me lose my way Tears and lies for answers You and open veins, God knows I'm gone Girl I just want you to Come on down Lord it's a storm and I'm heading to fall These sins are mine and I've done wrong, oh babe Come on down Long gone day Mmmm, who ever said We wash away with the rain See you all from time to time Isn't it so strange How far away we all are now Am I the only one who remembers that summer Oh, I remember Everyday each time the place was saved The music that we made The wind has carried all of that away Long gone day Mmmm, who ever said We wash away with the rain So many tears I'm starting to drown The rain in heaven's all come down Silver spoons affix the crown The luckless ones are broken Fears and lies for answers You and open flames God knows I'm gone And I just want you to Come on down Lord it's a storm and I'm heading to fall These sins are mine and I've done wrong I want you to, oh I just want you to Come on down I fear again, like then, I've lost my way And shout to God to bring my sunny day

Not: Bu yazı www.vh1.com/artists/az/mad_season/bio.jhtml ve www.sonymusic.com/artists/MadSeason/  sitelerinde yer alan makalelerden derlenmiştir.  

Lamb

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

:::LAMB:::

özellikle iki şarkı; GABRIEL I can fly But I want his wings I can shine even in the darkness But I crave the light that he brings Revel in the songs that he sings My angel gabriel

I can love But I need his heart I am strong even on my own But from him I never want to part He’s been there since the very start My angel gabriel My angel gabriel

Bless the day he came to be Angel’s wings carried him to me Heavenly I can fly But I want his wings I can shine even in the darkness But I crave the light that he brings Revel in the songs that he sings My angel gabriel My angel gabriel My angel gabriel

HEAVEN Soon, come soon Sweet so sweet Fall inside Between the sheets

This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven

Peace, new peace Mine, near mine All the world Fall in time

This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven

Sleep, to sleep Sigh on sigh All of this A lullaby

This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven

This could be Heaven This could be Heaven This could be Heaven Ths could be Heaven   bu da sitesi: http://www.lamb.tv/

Ulaş Ökten

Kings Of Convenience

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

İDDİASIZ AMA SAMİMİ "Kings Of Convenience"

Kings Of Convenience ismi kadar uzun elemanlardan oluşan bir grup. Erik Glambek Bøe ve Erlend Øye oluşmaktadır bu mütevazı grup.(soy adları kadar uyumlu ikili:))) . Hatta geçenlerde İstanbul Caz festivaline gelmişti.(Yine gidemedik:((( Aldığım habere göre samimi hareketleri, iddiasız müzikleri ve bu seneki festivalin en alternatif grubu olmalarına rağmen daha sahneye ilk çıktıklarında izleyen ve dinleyenlerde büyük bir etki bırakmış, bu da havalarda uçuşan espriler ve konserdekilerin katılımı ile devam etmiş. Valla ne deyim daha. 2 akustik gitar ve dönüşümlü piyanonun oluşturduğu genel olarak indie-pop diyebileceğimiz umudun içinde hüznü barındıran albümleri ile tam bir çeyizlik grup. Onlarla bir yastıkta yaşlanmaya değer valla…

ÜNAL ARSLAN  

Kid A

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

KID A, KID A…   

KID A, KID A…  saat 5 am i geciyor…

ve çalarda KID A var…

 pablo honey,  the bends, ok computer, …..dur bi sn…

evet durdum…

hem de 4.5 sene.

sabırla bekledim. çünkü ilk 2 albümle coştum ve sonra ok computer geldi ve hayatim kaydı…

Böyle bi albüm dinlememiştim, hem de hiç! ben bu albümü bıkmadan aylarca dinledim ve halen dinliyorum. Ok Computer e doymadan, 4.5 yıl rötarla KID A i dinlemeye başladım. Bi amacım bazılarının CD çalara takip "hass…" dediği durumu yaşamaktı. Elbetteki orda burda "idioteque" i mecburen duydum ama fazla dikkat etmedim bilerek ve isteyerek…

 Ne olduğunu bilmeden ve bunca curcunaya güvenemeyerek albümü illegal bi şekilde edindim.

bi kısım orasını burasını yırtıyordu…

KID A i nasıl yaparlarmış…

ve bastım düğmeye.

Bazıları küfretmişti ama  ben hiçbir şey yapmadım. öylece kaldım. garip bir org sesi arkada, arkadan gelen başlangıçta anlaşılmayan kesik kesik gelen "kid a, kid a…" ve tekrarlanan cümlelerden oluşan insanin kafasında 2 renk oluşturan şarkı…sarkinin adi tam bir ironi: EVERYTHING IN ITS RIGHT PLACE. benim kafam bi oraya bi buraya gidiyo…asla da yerli yerinde degil…neyse sok içindeyken ben,  ikinci şarkıya geçti CD çalar. Albüme adini veren KID A başladı.arkadan Thom Yorke yavaş yavaş söylüyor ama belirsiz …sonra sonu tam bir curcunaya dönüşen sabit notada ilerleyen, hareketli NATIONAL ANTHEM başlıyor.Bu şarkıya çabuk alışıyorsunuz sanki…albümün gizli hazinelerinden HOW TO DISAPPEAR COMPLETELY'a geçince modunuz düşüyo.TREEFINGERS enstrümantal bi şarkı.İyice uçuyorsunuz artık bu dünyada değilsiniz. OPTIMISTIC diğer şarkılara oranla daha gitarlı olduğundan bir kenara bırakıyorsunuz gelgitlerinizi.Şarkının bitişi davulla oluyor siz ferahlıyorum derken gelecek şarkının içinde kayboluyorsunuz  ki o: IN LIMBO. IN LIMBO garip bi şarkı belki benim sonrasında IDIOTEQUE geleceğini bilmem böyle düşündürüyor…sabirsizlaniyorsunuz, tam şarkıya bağlanıyorsunuz ve havada kalıyorsunuz çünkü bitiyor…sonra 2 farklı ritim ile başlıyor IDIOTEQUE…bana bu şarkı -söz tekrarı olması nedeniyle- EVERYTHING IN ITS RIGHT PLACE i andiriyor. bu sarkiyi da ordan burdan kesin duydugunuz icin daha rahat hazmediyorsunuz. bu güne kadar yapılmamış bir elektro pop sound u şarkıyı alıp götürüyor…ve bitiyor…davul vuruşları arasında şarkı başlıyor…ses açık net…"release me release me "diye devam ediyor sarki…sonradan bağımlılık yapanlardan..Gun içinde "morniiiiiiiinnng beelll, morniiiing beelll" diye dolaşırsanız sakin şaşırmayın…ve bir de gizli parça barındıran albüm MONTION PICTURE SOUNDTRACK ile katolik bir kilise ayininde kullanılan orglarla sona eriyor.

 4.5 sene beklediğime deydi mi?

 evet değdi!

ilk dinlediğimde gün boyu kafamda çalan albümü yine aylarca dinledim ve halen dinliyorum.çok sevdim bu albümü…

peki herkes beğenecek mi?

kocaman bi HAYIR!

"O bazıları" nı hic anlamiyorum simdi… ya radiohead i rock olarak seviyorlardı ya da Ok Computer in etkisinden kurtulamadılar…bu albüm gerçekten radiohead e yakışır bi albüm…ayrıca artık ne zaman play tuşuna bassam orglu giriş beni acayip etkiler… zaten ilk 4 şarkıda soluksuz dinlediğim, 5. de gökyüzüne uçtuğum, sonrasında yer yer azalıp çoğaldığım ve her seferinde kendimden geçerek dinlediğim bi albüm KID A özetle! Ve bana göre kolayca da aşmış radiohead, Ok Computer sendromunu!

 Ozan

golddust86@gmail.com