• 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • 1 Kasım -> Halloween Party – Pumpkin in the Forest Vol.2

    Pumpkin in the Forest geri döndü! Cadılar Bayramı’nın efsane partisi bu yıl daha büyük, daha eğlenceli, daha korkunç! Sıradan ‘Cadılar Bayramı’ eğlencelerini unutun. Şu ana kadar hiç deneyimlemediğin kadar ‘eğlenceli’, hiç olmadığı kadar ‘korkutucu’ bir parti deneyimi için adres “Pumpkin in the Forest Vol.2”. Geçen yıl ilki düzenlenen, iliklerimize kadar korktuğumuz, ...

  • 12 Kasım-> Hepimizin bir dönem yolunun düştüğü Eski Beyoğlu’nun en ateşli mekanlarından Line, Dorock XL işbirliğiyle İstanbul’un iki yakasını bir araya getiriyor.

    "Teoman, Gökçe, Cemil Demirbakan, Murat Evgin, Sarp, Gökcan Sanlıman Direct, Pijama, Dört X Dört, Velvet, Yüksek Sadakat, Ozan Anlaş, Ercüneyt Özdemir, Cem Özkan, Anıl Kaplanoğlu, Anıl Altınöz, Why Not, DJ Kerem Eris Ömer Salman, Melis Sökmen ve daha bir çok sürpriz ünlü sanatçının katılacağı bu mükemmel geceye hepinizi geçmişi birlikte ...

  • “Hayko Cepkin” 29 Kasım Cuma IF Performance Hall Beşiktaş sahnesinde!

    - Etkinlikte 18 yaş sınırı vardır. - Etkinlik düzeni ayaktadır. - Belirtilen saat, kapı açılış saatidir. - Organizasyon şirketi, etkinlik için uygun görmediği kişileri bilet bedelini iade etmek koşuluyla etkinlik mekanına almama hakkına sahiptir. - Kapı açılış saati : 20:00 - Konser saati : 22:30

  • Güneşin Kadınları: Billie Marten, Öncesi: Simge Pınar

    Kendine özgü vokal stili ve indie-folk sound’uyla, 20 yaşındaki genç müzisyen ve şarkı yazarı Billie Marten; “Güneşin Kadınları” serisi kapsamında 31 Ekim’de konuğumuz oluyor! 21:00 – 21:45 Simge Pınar 22:00 – 23:30 Billie Marten Sınırsız ısı ve ilham kaynağı olan Güneş; hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olarak, yaşama ve başkaldırıya dair hikayeleriyle gelen “Güneşin ...

  • Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

  • 30 Kasım-> Yıllardır yaratacılığından ve enerjisinden ödün vermeyen dev isim New Model Army, 30 Kasım’da %100 Studio’da!

    1980'de Bradford'da kurulan New Model Army; punk rock, kuzey ruhu ve zamanın atmosferinden ilham aldı. Günümüze kadar uzun, yaratıcı ve netice dolu bir yolculuk geçiren grup; post-punk, folk-rock, politik-rock, goth ve metal gibi farklı alt kültürlerinden etkilense de bir etikete ait olmayı her zaman reddetti. more_link_text

  • 6-7 Aralık-> The Aristocrats 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da!

    Dirty rock, folk ve cazı harmanlayarak, tek bir albümde en iyi şekilde özetleyen grup kimdir? Tabii ki The Aristocrats! Rock virtüöz üçlüsü The Aristocrats unutulmayacak performanslarıya 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da! more_link_text

  • Mor ve Ötesi senfonik, Yoğun istek üzerine 7 Ekim’de yeniden sizlerle…

    Ülkemizin en önemli müzik gruplarından mor ve ötesi geçtiğimiz sonbaharda ilk defa seyirci ile buluşturdukları “senfonik” projesi ile sahne alıyor! Şef Orçun Orçunsel yönetimindeki Avrasya Filarmoni Orkestrasıve Şef Masis Aram Gözbek yönetimindeki Magma Filarmoni Korosunun eşlik edecek. mor ve ötesi Kerki|Solfej konserleri ile Harbiye Açıkhava'da sizlerle! more_link_text

  • 13 Eylül-> İstanbul Blue Night Sunar: Evanescence

    Müziğinde rock, metal ve senfonik öğeleri birleştiren Evanescence, “Synthesis Live” turu ile şehrin olmazları olduran festival markası İstanbul Blue Night sponsorluğunda 13 Eylül’de Volkswagen Arena’ya konuk oluyor! Evanescence öncesinde, alternatif rock’ı ve pop’u kendine özgü stiliyle bir araya getiren VERIDIA’yla buluşuyoruz. more_link_text

  • Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, 21 Eylül’de Zorlu PSM – STUDIO’da!

    Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, gitarda Sortiris Vayenas, basta ve vokalde Spiros Antoniou ve gitarda Christos Antoniou ile 1990 yılında kuruldu. 1991 yılında yayınladıkları uzunçalar Temple of the Lost Race ile tam anlamıyla kurulan grup, 1994’te ilk albümleri Mystic Places of Dawn’ı yayınladılar. Peşpeşe bir çok albüm yayınlayan grup, ...

  • 15 Kasım 2019-> Moonspell – Rotting Christ

    Gotik metalin en büyük isimlerinden olan MOONSPELL ve çok yönlü kariyerinin son dönemlerinde melodik black metale yakın duran ROTTING CHRIST, %100 Metal kapsamında ve Vera Müzik organizasyonuyla 15 Kasım’da IF Performance Hall’da hayranlarını unutulmaz bir geceye davet ediyorlar. Portekiz’in en büyük grubu MOONSPELL ve Yunanistan’ın en büyük grubu ROTTING CHRIST güçlerini ...

Tori Amos

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Mine Melody'den TORI AMOS

22 Ağustos 1963’te dünyaya gelen ve gerçek adı Myra Ellen Amos olan Tori, henüz doğru düzgün cümle kuramazken beste yapabiliyor, sadece 1 kez duyup sevdiği herşeyi çalabiliyordu. 2,5 yaşında piyano çalmaya başladı ve 5 yaşında da “harika çocuk” olarak Baltimore’daki Peabody Enstitüsü’ne girdi. Ancak John Lennon ve The Doors’un şarkılarını kulaktan çalması nedeniyle okuldan atıldı.

Peabody Enstitüsü’ne tekrar girmeye çalışıp başarısız olunca, Amos Washington D.C.’deki barlarda çalmaya başladı.

1980 yılında, 17 yaşındayken, isminin baş harflerinden oluşan “Baltimore”/ “Walking With You” adlı ilk single’ını çikardı. Daha sonra, 90’lı yıllarda çıkaracağı konser kayıt albumlerinin de başlıca eserlerini oluşturacak olan Joni Mitchell’in “A Case of You” ve Billie Holiday’in “Strange Fruit”inin de cover versiyonlarını piyasaya sürdü.

Amos, daha sonra bir arkadaşının erkek arkadaşının “Ellen’dan çok, Tori’ye benziyorsun” yorumu üzerine, ilk ismini Tori olarak kullanmaya başladı.

Küçük yaşlardan itibaren doldurduğu düzinelerce demoların başarısızlığına rağmen asla vazgeçmeyen Tori, pop-rock çalışması olan Y Kant Tori Read ile yönünü değiştirdi. Ancak kullanılan sound’lar ve ortaya çıkan eserlerin ona çok katkısı olmadı.

Amos, bu kötü başlangıçtan sonra bir süre uzak kalmayı tercih etti. Tori o zamanlarla ilgili hissettiklerini şöyle anlatiyor; “Şoktan sonra adeta parçalara bölündüm. Neden müzik yaptığım konusunda kafam çok karışmıştı.”

Her şeye rağmen kendi şarkılarını yazmaya devam etti ve sonunda bu kayıtların bazıları Atlantic Records’un Yardımcı Başkanı, Doug Morris’e ulaştı. Tori’nin yeteneğindeki cevheri görmüş olsa da, orta düzeydeki Amerikali FM dinleyicilerinin zevkine hitap etmeyeceğine karar veren Morris, Tori’yi daha çok ilgi göreceğini tahmin ettiği İngiltere’ye ( ve East West Records’a ) yönlendirdi.

Böylelikle Amos 1991 Şubat’ında Londra’ya taşındı ve barlarda çalmaya başladı. Bir bar çıkışı, silahlı bir hayranı tarafından uğradığı tecavüzü konu alan ilk EP’si “Me and A Gun”ı, 1991 Ekim’inde piyasaya sürdü. 1992 Ocak’ında ise Little Earthquakes adlı ilk albümü geldi.

Ertesi yıl ise, ikinci albümünü oluşturacak şarkıları, Eric Rosse ile beraber yazmak ve kaydetmekle geçti. Sonunda, Cornflake Girl’ün de yer aldığı Under The Pink albümü çıktı. Amos, yeni akımı oluşturan zeki ve okumuş kadın şarkıyazarlarının bir parçası olarak basında övüldü.

Tori, Boys For Pele’nin piyasaya sürülmesiyle yerini iyice sağlamlaştırdı. Albümünün kapağındaki yavru bir domuzu emzirmesinden başka, şarkı sözleri, sanatsal ve erotik açıdan özgürleşmenin çok güçlü bir birleşimi olarak karşımıza çıktı.

Müzikal anlamda, tamamiyle kendine ait bir stil yaratmak için, klasik eğitim görmüş üntün yetenekli bir çocuğun, Bele Bartok’un deliliğini, Led Zeppelin ve Beatles’dan esinlenip yazılmış şarkı sözlerinin yüzeyselliğiyle birleştirebileceğini kanıtladı.

Tori Amos, piyanoyu hayata geri döndürdü. Çoğu kez, yüzyıllar önce ölmüş bestekarlarla, asık suratlı öğrencilerle, miyop öğretmenlerle özdeşleşmiş olan bir enstrümanı alıp hayatın merkezine koydu. Bir önceki nesilde elektro gitar neydiyse, piyano da Tori sayesinde, simdiki nesil için güç ve tutkunun anlamı oldu. Kendi içindeki sesi yeniden keşfeden Tori, saf müziğiyle, bizi kendisiyle beraber inanılmaz bir yolculuğa çıkarmaktadır. Şarkıları sadece bizi anlatmakla ve bize kuvvet aşılamakla kalmiyor, kendi şeytanlarımızla savaşmamız için cesaret veriyor.

Tori'nin resmi sitesi www.toriamos.com olmakla beraber Toriseverler olarak en cok ugrasdigimiz diger 2 adres de soyle; – www.hereinmyhead.com – www.thedent.com   Ayrica da Turk Tori severleri bir araya getirdigimiz bir de grubumuz var;   –  http://groups.yahoo.com/group/ToriAmosTurkhayranlari/ –  http://toriamos.sitemynet.com

Tool

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Penny'den "TOOL"

1990 Los Angeles, California çıkışlı, Adam Jones (gitar), Maynard James Keenan (vokal), Paul D'Amour (bass), Danny Carey’den (davul) meydana gelen grup.

Alacakaranlık kuşağı tadında, ilginç, stop-motion klipleri, kendine özgü tarzı/soundu ile dikkat çeker. Kesinlikle bir benzer grup daha yoktur. Dinleyenler ya sever ya da sevmez, henüz ortasında kalana rastlamamışımdır. Sanırım bu da grubun kendine özgü farklı tarzından ötürüdür. Fazla dinlenmesi mutlu insanı bile gerçekten bunalıma sokar, damar şarkıları insanın mutsuz anlarında dostudur. Kliplerin insanlar üzerinde bazı beklenmeyen etkiler (bi süre konuşmama, düşüncelere dalma gibi) yarattığı gözlemlenmiştir. Tüm elemanların kendi alanlarında yetenek olması bir yana James Keenan ses tonu, yorumu ve yazdığı sözler ile ayrı bir yere sahiptir. Ayrıca grubun vokalisti olan Keenan, A Perfect Circle isminde ayrı bir projeye de imza atmıştır. Kesinlikle dinlediğim en arıza gruplardan biridir, belki de en arıza olanıdır.

Belirtmeden geçilmemesi gereken bir başka ufak not ise Maynard’ın, Deftones solisti olan Chino ile düet yaptığı Passenger şarkısıdır. İnsana saçma sapan şeyler yaptıran, üst üste dinlenmesi halinde gerçekten bir insanı intihara bile sürükleyeceğine inandığım bir şarkıdır. Dinlerken insanın boğazında bi’şeyler düğümlenir, gözlerini kapar ve düşüncelere dalar. En popüler şarkıları: Sober, Stinkfist, Ænema, Schism, Fortysix & 2 olmasıyla beraber her şarkısı birbirinden güzeldir, dinlenmelidir.

Discography:

1992    Opiate (EP) 1993    Undertow 1994    Sober (Single) 1996    Ænima 2000    Salival (DVD+Audio) 2001    Lateralus  

Throbbing Gristle

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

THROBBING GRISTLE

Kuzey Londra mekan. Günlük yaşamdaki bir çok şey;trafik gürültüsü, mahalle çocuklarının bağrışmaları, depolara girip çıkan yük boşaltan kamyonların çıkardığı sesler ve bunlara etken olanlar, mekanik makine sesleri, uguldayan gitarlar ve onu geri planda izleyen vokaller.

Yaptıkları müzik kaba,kuralsız ve ilkel.Albüm kapakları;nazi toplama kamplarının fotoğrafları,iskeletler ve çıplak bedenler.

Benim ençok beğendiğim albüm tabii sizde bulabilirseniz;"Second Annual Report"adıyla çıkardıkları "united" adında bir parça. Buram buram romantizim kokan şarkı sözü anlatılmaz bu dinlemek lazım.

Ve buna takiben devam eden yapıtları dinlemeye başladığınızda fabrikaya adımınızı atar,  iş başı yapar ve sizi bambaşka bir aleme sürükleyen esrarengiz bir atmosfer yaşamaya başlarsınız. Aman! sakın paydos etmeyin!

bırakın kendinizi bilinmeyenin  kollarına! ilk dinlediğinizde size yabancı ve sıkıcı gelebilir. Yine de fabrikayı şöyle bir dolaşın. çıkış kapısını unutmayın.

grup 1981 de dağılır.

Mahmut Budak  

The Libertines

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

The Libertines

"Maalesef parçalandılar."

Pek çoğu gibi bende onları 2. albümleri olan kendi isimlerini taşıyan "the libertines" ile tanıdım. gürültülü başlayan şarkıları "you can't stand me now" ile tanıdım. Şarkı kendi gürültülü başlangıcı gibi baya bir gürültü kopardı. ilk albümleri olan "up the bracket" i duymamıştım bile araştırınca çıktı tabi! ama kendi isimlerini bu albümlerinin hak ettiğini diğer albümü indirip bir kaç kez dinleyince anladım. Ben duymasam da o da duyulmuş zaten! yani geç kalmışız! neyse parçalanmadan grup 2. albümlerine yetiştik. halen dağılmadı ama gruptaki pek bir gürültü malzemesi üye pete gruptan ayrıldı. zaten sağ olsun Pete uyuşturucu sapkınlıklarıyla fazlasıyla kendini müziklerinin önüne geçirecek şekilde reklam etti. Dahası Carl' ı fıtık etti, bir ayrıldı bir geldi, hem hayranlarını hem de İngiltere' yi allak bullak ettikten sonra tamamen ayrıldı gruptan ve kendine "Babyshambles" adlı grubu kurdu. Gruptan ayrılma dönemi o kadar yılan hikayesine dönüp boku çıkarıldı ki, buraya tıklarsanız NME' ın 2 farklı kapakla sürüldüğü sayıları görürsünüz birinde carl var birinde pete var! Ve sonunda büyük gürültüler kopara kopara the libertines hikayesinde rolünü bitirdi. Sahne diğer 3'lüye kaldı ama ne olur bilemem ama bir gerçek var ki bu dörtlü çok iyi iş yaptılar. dinlerken bariz olarak: "işte rock'n roll budur!" cümlesini fazlasıyla kurdum. Ve 70'lerden bir grup fırlamışta zamanımıza gönderilmiş gibi bir hava içinde dinledim albümü. 14 parçadan oluşan albümleri beni fazlasıyla tatmin etti. Çünkü yeni dönem rock'n roll yapan the strokes' dan başka grup çıkmayacak diye kendimi karalara bağlamıştım ki the white stripes' i, 1.5 sene sonra da the libertines' i keşfettim. Çok dedim içimden: "şu pete azıcık daha oturaklı olsa, şu boku kullanmasa" diye ama adamı yatırdılar hastaneye filan, yok işte..! Olacağı varmış dedim. Ayrıca grup NME dan ödül bile aldılar. Helal olsun! Yaptılar taş gibi albüm( gerçi halen bir numaram rock'n roll'da "is this it" ile the strokes' dur.), devamı gelmedi ve ilerde belki sadece bu albümle hatırlanacaklar, fakat "the libertines" albümü hep rock'n roll severlerin gözüne bir başka ışıldayacak!

Albümleri:

the libertines (2004)                     Up THE BRACKET (2003)

1. Can't Stand Me Now                              1. Vertigo 2. Last Post on the Bugle                         2. Death On The Stairs 3. Don't Be Shy                                           3. Horrow Show 4. The Man Who Would Be King              4. Time For Heroes 5. Music When The Lights Go Out           5. Boys In The Band 6. Narcissist                                                 6. Radio America 7. The Ha Ha Wall                                       7. Up The Bracket 8. Arbeit Macht Frei                                     8. Tell The King 9. Campaign Of Hate                                 9. The Boy Looked At Johnny 10. What Katie Did                                    10. Begging 11. Tomblands                                          11. The Good Old Days 12. The Saga 12. I Get Along 13. Road To Ruin 13. What A Waster 14.What Became Of The Likely Lads

Ozan

gold_dust_86@hotmail.com

     

      

 

Suede

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Sevgili Dorian Gray'den harikulâde bir Suede yazısı Arızalılar Kulubu müdavimleriyle…

90'lı yıllar, İngiliz müzik endüstrisinin şahlandığı yıllar olarak hatırlanıyor bugün. Oysa The Smiths'in 1987'deki erken dağılma kararından sonra uzunca bir süre İngiliz popu, cephede tüfeğini kaybetmiş asker misali boynu bükük bi vaziyette seyretmekteydi. Tamam, Happy Mondays vardı, The Stone Roses vardı, ta 91'de debut albümünü çıkarmış Blur vardı, shoegazer akımının yaratıcısı ve öncüsü muhteşem Ride vardı ama bunların hepsi gerçekten ve "harbien" indie'ydi. Zaten Mondays "Pills'n'Thrills and Bellyaches" mucizesi sonrası "Yes, Please" felaketiyle dağılmış, The Stone Roses ise 89'daki debut başyapıtlarının ardından 94'e kadar ortadan kaybolmuştu. Blur ise ancak 94 yılındaki üçüncü albümleri olan "Parklife" ile mainstream'e terfi edebilecekti.

Neyse efendim, Suede işte bu aradaki boşluk döneminde ortaya çıktı. Bağımsız bir grup olarak değil, alternatif İngiliz pop müziğinin müstakbel kurtarıcıları olarak. Sanki kaderleri daha en başından "yıldız olmak" şeklinde çizilmişti. Zira İngilizlerin en haysiyetli iki müzik dergisinden biri (zannımca birincisi) olan Melody Maker, demolarını dinlediği anda grubu kapağına taşıyor ve onları "En İyi Yeni İngiliz Grubu" ilan ediyordu.

İlk single "The Drowners" 92 yılının en çok satan indie-pop single'ı olduğunda bu duruma kimse şaşırmadı. Şaşırtıcı olan grubun gerçekten de kendilerine yöneltilen övgüleri hak edecek kadar olağanüstü müzik yapmasıydı. Bernard Butler'ın kibirli kibirli çaldığı muhteşem gitarı, bir seks sembolü olmak için doğduğu su götürmeyen Brett Anderson'ın arsız vokali, yazdığı (Morrissey ile karşılaştırılan) inanılmaz lirikler daha ilk dinleyişte insanın aklını başından alıyordu. Suede'in bu görkemli doğuşuna ta buralardan eşzamanlı tanıklık ettiğim için mi, yoksa 15 yaşında bir lise öğrencisi olarak Brett Anderson'a biraz fazla kaptırdığım için mi bilmiyorum (ki bendeniz için ikinci ve sonuncu [ve daha küçük çaplı] Morrissey vak'ası cereyan etmekteydi) "Drowners" hâlâ benim için en iyi Suede parçasıdır. Belki de ve sadece Anderson'ın "slow down, slow down, you're taking me over" deyişidir bunun nedeni, bilemiyorum.

İkinci single "Metal Mickey" pop listelerinde ilk 20'ye girdi, üçüncüsü "Animal Nitrate" ise ilk 10'a. 29 Mart 1993'te çıkan self-titled,debut albümleri Melody Maker tarafından yıl sonu değerlendirmesinde beşinci sıraya kondu. "Drowners" ise yine aynı yayın organı (bu saçma tamlamayı hep cümle içinde kullanmayı istemişimdir) tarafından yılın single'ı seçilmişti.

Brit ödülleri komitesi onları beklentilerin aksine eli boş gönderirken "Stay Together" isimli 8,5 dakikalık şaheser, İngiliz listelerine 3 numaradan giriş yaptı. Suede-mania artık tam anlamıyla alıp yürümüştü. The Smiths'ten beri gelmiş en iyi grup resmen onlardı artık. Hemen o yıl içinde Londra'da ikinci albümlerinin hazırlıklarına başlandı. Ama daha çömez sayılabileceği bir dönemde bu kadar büyütülen, pohpohlanan ve İngiliz müziğinin kurtarıcısı ilan edilen grubun bünyesinde bu dönemde birtakım ego problemleri doğmaya başlamıştı.

Tüm spotların Anderson'ın üzerinde olmasından pek de rahatsızmış gibi görünmeyen ve aslında müzikle ilgili teknik konular dışında basınla da pek yüz-göz olmayan Butler, ikinci albümün hazırlıkları esnasında Vox dergisine enteresan bir açıklama yaptı. Anderson'ın çok yavaş olduğundan ve bu sebeple yeterince çalışma yapamadıklarından şikayet eden Butler, gruptan hiç kimsenin haberdar olmadığı birtakım değişik projelerle uğraştığını ve Suede'i devam ettirmesinin yegane sebebinin bu tip küçük kaçamaklar olduğunu açıkladı. Daha tek albümlük bir grubun gitaristinin bu g.tü kalkıklığına biz şaşıraduralım (Suede'i "devam ettirmekten" bahsediyor arkadaş, "grup bensiz olmaz" manasında), albümün son rötuşları yapılırken Butler stüdyoyu terk etti ve gruptan ayrıldı. Diğer grup elemanları ise onu, kendini tanrı sanmakla suçlayıp ("Allah mısın!" diyorlar yani) grubun kesinlikle dağılmadığını ve yeni bir gitaristle yoluna devam edeceklerini duyurdu.

94 yılının sonlarında önce Kurt Cobain'in intiharına da değinen "We are the Pigs" single'ı, akabinde de yeni albüm "Dog Man Star" piyasaya çıktı. Butler'ın gruptan ayrılmasıyla kopan fırtınaların gölgesinde kalan harika albüm, Melody Maker'ın yıl sonu değerlendirmesinde ilk 10'a giremedi. Oysa bugün bakıldığında en iyi ikinci şarkıları olduğunu düşündüğüm "The Wild Ones", ayrıca "We are the Pigs", "Heroin", "New Generation", 40 kişilik yaylı orkestranın at koşturduğu "Stil Life" gibi olağanüstü parçalar ihtiva eden albüm, kesinlikle Suede'in kariyerindeki en iyi albümdür. Ama bir yazarın dediği gibi hayatta en zor şey önyargıları kırmaktır (bi başkası da en zor şeyin insanları güldürmek olduğunu söylemişti; pek çok yazar pek çok şey söylemiş ama ben işime gelen bu olduğu için bunu kullandım).

Bu kısmî başarısızlığın ardından gruba yeni bir gitarist, 18 yaşından iki hafta küçük olan sübyan Richard Oakes dahil edildi. Butler gibi bir efsanenin halefi olmanın doğal zorluklarını yaşaması beklenen Oakes, beklentilerin aksine oldukça yaman çıktı ve önce "Dog Man Star" ertesindeki konserlerde ne kadar iyi bir gitarist olduğunu kanıtladı, ardından "New Generation" single'ının b-yüzündeki muhteşem melodili "Together"ı yazarak (ki söz konusu single'ın b-yüzü için 1 günde tam 2 şarkı bestelemişti itoğlu it) besteci yönünü de cümle aleme göstermiş oldu.

Ama yine de Bernard Butler'ın gidişiyle artık eski Suede'in tarih olduğunu, bundan böyle artık başka bir grup dinleyeceğimizi düşünenler çoğunluktaydı. Oakes çok yetenekli bir gitarist olabilirdi, Suede onunla da çok iyi albümler yapabilirdi ama genel kanaat Butler'ın tüm o kibrine karşın bir efsane olduğu ve Suede'in onsuz artık eskisi gibi olmayacağı yönündeydi. Tüm bu kuşkuları ancak yeni bir albüm dağıtabilirdi, söz konusu üçüncü albüm, "Coming Up" 97 yılında çıktı.

İlk single "Trash" dinleyenleri daha başından yakalayan nefis bir melodiye sahipti. Brett ise hem vokalist hem de söz yazarı olarak yine baş döndürücüydü. İkinci single "Beautiful Ones"ı bugün Suede'in en iyi şarkısı ve katıksız bir başyapıt olarak görenlerin sayısı hiç de az değildir (en iyi arkadaşım dahil). Bu ikisi haricinde "She", "Lazy", "Filmstar" gibi mükemmel pop parçaları ve benim favorim olan "By the Sea" ile "Saturday Night" ve "The Chemistry Between Us" gibi nefis baladlara sahip albüm kimseye yaranamadı. Herkes hep bir ağızdan (çok önemli bir şey söylüyormuş edasıyla) Suede'in en zayıf albümü olduğu teranesini tutturdu. Tamam, albümleri sıraya koysak o zamana kadarkiler arasında sonuncu olurdu bu albüm ama vasat olduğunu, iyi olmadığını söylemek tam anlamıyla vicdansızlıktı. Ama yine de söyledi ibneler, affedersiniz.

Neyse, dördüncü albüm "Head Music" 99'da piyasaya çıktı, inanılmaz güzellikteki "Everything Will Flow" single'ını takiben.. "Savoir Fare", "Can't Get Enough", "She's in Fashion" gibi tabancalara, "Down", "Asbestos", "Indian Strings" gibi yumuşak melodili nefis pop şarkılarına sahip olan albüm, Melody Maker tarafından yılın albümü seçilen ilk Suede uzunçalarıydı. O güne kadar geleneksel Britpop çizgisinden sapmayan Suede, bu albümde drum-machine ve loop'ların kullanıldığı daha rafine şarkılara yönelmişti ama ortaya çıkan sonuç son derece tatmin ediciydi. Grubun sound olarak kendini tekrar etmek istemediği, yeni bir arayış içinde olduğu açıktı ama mühim olan şey (somut olarak kimsenin tanımlayamayacağı bir) "Suede ruhu"na sadık kalınmasıydı. Şahsen ben bunu becerdiklerini düşünüyorum.

Bunun yanında gruba 96 yılında dahil olup, sağlık sorunları nedeniyle 2001'de ayrılan gitarist Neil Colding'in her şarkıya damgasını vuran görkemli gitarları, pek çok şarkıda kendini gösteren "indian" unsurlar, grubun sound'unda göze çarpan diğer yeniliklerdi.

Velhasıl "Head Music" gösteriyordu ki, Suede ne (Oasis gibi) kendini mütemadiyen tekrar eden, ne de (Radiohead gibi) her albümde yepyeni şeyler deneyen bir gruptu. Onlar pop müzik yapıyordu, başka bir şey değil. Ama her seferinde bir takım küçük rötuşlar, yenilikler ve farklılıklar ile taze kalmayı başarıyordu. İyi bir pop grubundan daha fazla bir şey bekleyen yoktur herhalde (varsa da çıkışta görüşelim kendisiyle).

2002 yılında piyasaya çıkan beşinci uzunçalar "A New Morning" grubun son albümü oldu. "Head Music"ten sonra grubun yeniden geleneksel çizgisine döndüğü, elektronik lay-lay-lom'ları bir kenara bırakıp daha sade bir sound'a yöneldiği (ve hiç de iyi etmediği nitekim) söz konusu albüm, "Suede artık tükendi, kendini tekrar ediyor, yeni şeyler üretemiyor" gibi eleştirilerin çekmecelerden çıkmasına da vesile oldu. İyi pop şarkıları, güzel besteler, nitelikli lirikler, hoş bir sound hâlâ söz konusuydu ama bu aşamada bu önemli midir? İşte soru bu.

El sonuç, bugün artık Suede yok. Ama grup, Britpop tarihindeki özel yerini hep muhafaza edecek, bu kesin. Vakt-i zamanında onları basının şişirdiği bir balon, Anderson'ı da kötü bir Bowie taklidi vs. olarak görenlerin sayısı çok fazlaydı. Son derece ağır bir yük ile müzik endüstrisine (bir başka ve klişe tabirle kurtlar sofrasına) girdiler. Kendilerine biçilen onca payenin altında ezilmeyecek kadar iyi müzik yapıyor olmaları en büyük şanslarıydı. Sonuçta yazının başında da belirttiğim gibi komadaki İngiliz alternatif pop müziğine yeniden saygınlık kazandırıp, söz konusu müziği yeniden mainstream'e terfi ettirdiler. Alternatif İngiliz gruplarının tamamı Suede'in bu çıkışı sayesinde birer birer keşfedildi. Zira prodüktörler Suede sonrasında pub'ları ve küçük konser salonlarını arşınlayarak "yeni yıldızlar yaratmaca" oyununu yeniden oynamaya başladılar. Bu sayede daha albümü değil, single'ı bile piyasada yokken Oasis "Manchester'ın yeni gururu" ilan edildi, akabinde 4 yıllık Blur "en iyi pop grubu" etiketiyle Oasis ile kapıştırıldı. Arada (tek bir nota bile kaydetmeden dergilere pozlar verip, o dergiler tarafından yıldız adayı olarak sunulan ama fos çıkan) Manswear gibi bombalar da patladı patlamasına ama Radiohead, Oasis, Pulp, Manic Street Preachers, Gene, The Cranberries, Shed Seven, Supergrass, Drugstore, The Bluetones vb. pek çok grup Suede'in açtığı yol sayesinde tabir caizse "ekmek yedi". Bunlar arasında Suede'den daha nitelikli müzik yapan birçok grup olduğunu ben de biliyorum ama konu o değil. Mesela Soundgarden da Nirvana'dan daha eski ve (bence) daha iyi bir grup ama Nirvana'dan önce ve sonraki albüm satışlarına, basında yer alma sıklıklarına, kliplerinin yayınlanma skorlarına vs. bakın, ne dediğimi anlayacaksınız.

Velhasıl Suede, alternatif İngiliz popu için bir milat. Ayrıca "Dog Man Star" da müzik tarihinin en iyi 100 albümü arasına rahatlıkla girer.

Not: Suede'in yerine bugün ikame olarak Anderson ve Butler'ın birlikte kurduğu, ilk duyduğumda beni müthiş heyecanlandıran ama daha sonra sakin kafayla düşününce başarısızlığı kaçınılmaz görünen The Tears mevcut. Bu yeni grup, kadrosu itibarıyla bir "rüya" ama önyargılardan müteşekkil bir Çin Seddi'ni aşmak zorunda. Acımasız Türk akıncılarının bile başaramadığı bu zorlu görevin üstesinden gelmelerini tüm kalbimle diliyorum ama "ümitli misin?" denirse "yorum yok" derim, gösterişli bir "hayır" niyetine (çok gösterişli değilmiş ama olsun).

Suede diskografi

1993 Suede (8.5) 1994 Dog Man Star (10) 1997 Coming Up (8) 1999 Head Music (9) 2002 A New Morning (7)

Slipknot

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Penny önce "Tool" u yazdı, şimdi de "SLIPKNOT" ile sizlerle. Kendisinden başka sürprizler de bekliyoruz:)

95’de kurulmuş, ilk albümleri olan Mate. Feed. Kill. Repeat ile 97’de çıkış yapmış, 9 kişilik, rahatsız grup, daha doğrusu topluluk. Death metal, hardcore, rap gibi tarzları sentezleyerek, ortaya farklı bir tarz çıkarmışlardır.

 Grup Üyeleri

0 – Sid Wilson

 Grubun DJ’yi. #6(Shawn) ile klip (wait and bleed) ve konserlerde kavga ettiğini gözlemleyebilirsiniz. 22 yaşında olmakla beraber grubun en genç üyesi ve grupta “crowdsurf” yapan elemanlardan biridir.8-9 tane farklı maskesi bulunmakla beraber her birine ayrı isim vermiştir.

 1 – Joey Jordison

 Grubun bateristi, en kısası ve “maggot” lafını çıkaran kişi.. Gerçek ismi Nathan Jonas Jordison’dır. Japon Kabuki maskesi vardır. Slipknot’a katılmadan önce Anal Blast isimli bir grupta çalmaktaydı. Şu sıralar Murderdolls grubunda da görülebilir.

 2 – Paul Gray

 #6 (Shawn) ile beraber grubun kurucusu ve bascısı. Grubun diğer elemanlarının aksine Iowa’da doğmamış, California’da doğduktan sonra buraya yerleşmiştir. Biri kunduzu, diğeride domuza benzeyen 2 maskesi vardır.

  3 – Chris Fehn

 Perküsyon çalan, grubun en komik elemanlarından biri. 7.5 inch burunlu, ağız kısmında fermuar bulunan maskesi vardır ve konserlerde burnuyla masturbasyon yapar. Daha önce Shed isimli bir grupta çalmıştır.

 4 – James Root

 Grubun gitaristi, en uzunu. Önceki grupları ise Atomic Opera ve Dead Front’tur. Ağız kısmında fermuar, çenesinde “spike” bulunan “jester” maskesi takar.

 5 – Craig Jones

 Grubun samplerı, evli elemanı. Gruba ilk gitarist olarak katılmıştır. Bilgisayar oyun manyağı, web dizayn olayı ile ilgilenmektedir. Hatta nette Quake 3 Arena oynarken kendi skinini kullanmaktadır. Şarkılardaki sampleları daha çok filmlerden almaktadır. Örneğin (sic) parçasındaki “here comes the pain”, Carlito’s Way’den alınmıştır. Üzerinde bi sürü çivi çakılmış maskesi vardır.

 6 – Shawn Crahan

 Perküsyonist. Evli ve 3 çocuk sahibidir. Kullandığı perkusyon titanyumdur ve kendi imalatıdır. Konserlerde üstüne çıkar tepinir. Duvarlara kafa atmak gibi bir alışkanlığı/bağımlılığı vardır. Palyaço maskesi takar ve ilk olarak palyaço maskesini indirim mağzasından alıp modifiye etmiştir. Daha sonra farklı versiyonları ile karşımıza çıkmıştır.

 7 – Mick Thompson

 Gitarist, kedi sever. Aynı zamanda seri katiller özel ilgi alanıdır. 93 – 95 yılları arasında Body Pit isimli grupta çalmıştır. Yeşile boyanmış hokey maskesi ve metalik deriden yapılmış 2 farklı maskesi vardır.

  8 – Corey Taylor

 Slipknot ve Stone Sour vokalisti. Şuan giydikleri tulumlardan önce rahip kıyafeti ile sahneye çıkmaktaydı. Wait and Bleed, Purity, Spit It Out, Tattered and Torn, Diluted gibi şarkılarda oldukça farklı vokal yaptığı gözlemlenebilir. “dummy” maskesi vardır, daha çok korkuluğu anımsatır. “If you feel like talking, you talk, if you don’t, you don’t” şeklinde güzel bir laf sarfetmiştir.

  Eski Elemanlar

 Greg Welts – Perküsyon

Donnie Steele – Gitarist

Josh Brainard – Gitarist

Anders Colsefini – Vokal

   Discography

Albümler

  1997   Mate. Feed. Kill. Repeat

  1999   Slipknot

  2001   Iowa

 EP & Single

  2000   Wait and Bleed 

  2000   Spit It Out

  2002   Left Behind You  

Sex Pistols

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Punkerland'den derleme "SEX PISTOLS" (Havada Karada Dinlenecek Grup) Sex Pistols'ın hikayesi, 1972 yılında gitarda Steve Jones davulda Paul Cook'un, okul arkadaşları ve grubun solisti olan Warwick Nightingale ile birlikte "Swankers" adıyla Londra'da; King's Café'de çıkmalarıyla başladı diyebiliriz. Grup, Jones'un etraftan çaldığı enstrümanlarla müzikal hayatına başladı.

Jones haftasonlarını, moda guruları olarak nitelendirilen Malcolm McLaren ve Vivienne Westwood'un işlettiği King Road'daki "Let It Rock" dükkanında geçiriyordu. Jones; grubuna çalacak bi yer bulması için McLaren'a devamlı baskı yapıyordu. Bunun üzerine McLaren; Covent Garden Community Centre'da Jones ve arkadaşlarına prova yapmaları için gün ayarlarken gruba bir de basçı buldu: Glen Matlock. McLaren'ın grupta eksikliğini gördüğü aslında daha önemli bir konu vardı. Bu da grubun bir vokaliste ihtiyacı olduğuydu. Bu arada McLaren sahip olduğu dükkanının adını "Sex" olarak değiştirdi.

1975 yılında John Lydon, Sid Vicious adıyla bilinen John Simon Ritchie ile birlikte King Croos'ta bir gecekonduya taşındı. Lydon ve Vicious yeşil saçları ve Lydon'un üzerinde "I Hate Pink Floyd" yazan t-shirt'üyle King Road'a takılıyorlardı. İşte bu sırada, McLaren'ın arkadaşlarından biri John Lydon'u farketti. Grup, Lydon'u McLaren'ın dükkanın da bulunan jukebox'ta çalan Alice Cooper'ın "School's Out" parçasına eşlik etmesini isteyerek denedi. Grup üyeleri Lydon'un ne yapmak istediğini kesin olarak bilen bir ön adam olduğunu düşündüler ve hemen gruba aldılar. Lydon şarkı söyleyemiyordu ama bu önemli değildi çünkü grubun diğer üyeleri de enstrümanları çalmayı daha yeni öğrenmeye başlamıştı.

Jones, Lydon'a çürük olan dişleri yüzünden Çürük Johnny yani Johnny Rotten ismini verdi. McLaren ise grubun adını t-shirt'lerinden birinde bulunan sloganla "Sex Pistols"la değiştirdi.

Başlarda Pistols, Small Faces gibi 60'lı yılların gruplarının parçalarını coverlıyordu. Aynı zamanda kendi parçalarını da yazmaya başlamışlardı. Grup ilk konserini ise 1975 yılında London Cross Road'daki, St. Martin Sanat Koleji'nde verdi.

1976 yılında grup yavaş yavaş bir hayran kitlesi oluşturmaya başlamıştı. Londra'da Dingwalls'da çıkan bir arbede sonucu grubun buradaki işbiiip son verildi bununla birlikte artan şöhretleri sebebiyle de Sex Pistols Fransa'da Mont De Marson'da gerçekleşen Punk Festivali'ne davet edildi.

Grubun en önemli hadisesi ise, sahne önünde seyircilerin birbirlerine girdikleri için Marquee Club'da da çalmalarının yasaklanmasıydı. Bu dönemde hiç bir yer grubun kendi mekanlarında konser vermesini istemediği için Sex Pistols "El Paradise" gibi striptiz klüplerinde çalmaya başladı.

Grup çaldığı her yerden kovulunca, Londra'da 1976 yazından itibaren Çarşamba akşamları Oxford Caddesi No:100'de bulunan 100 Club'da çıkmaya başladı. Grubun konser haberleri ya son dakikada ağızdan ağıza dolaşarak veya sokaklarda dağıtılan fanzinlerle duyuruluyordu.

İngiltere'de Chelmsford Hapisanesi'ni de kapsayan bir turnenin ardından Sex Pistols, 100 Club'da düzenlenen ve iki gün süren Punk Rock Festivali'ne de katıldı. Festivale katılan diğer gruplar ise; The Damned, The Clash, The Vibrators ve grubun ileride basçısı olacak Sid Vicious'ında aralarında bulunduğu Sioxie and The Banshees'di. Fakat bu festival Sex Pistols için çok kötü bir olayla sonuçlandı. Son gece saheneye bir bardak fırlatıldı fakat bardak sahneye değil sütunlardan birine çarptı bardak parçalandı ve 18 yaşındaki bir kızın kör olmasına sebep oldu. Bu olaydan sonra 100 Clup; Sex Pistols'ın işbiiip son verdi.

8 Ekim'de grup EMI'yle 40.000 poundluk bir anlaşma imzaladı. Bundan kısa bir süre sonra 19 Kasım'da da ilk single "Anarchy In The UK"i çıktı. Single'ın çıkmasının hemen ardından gruba; Televizyon programlarına katılma teklifleri gelmeye başladı. Thame TV'nin ailelere yönelik prime time programı olan "Today Show" Program'ına katılan grubun o günden sonraki yaşamı asla eskisi gibi olamayacaktı. Grup, programın başlamasından 5 dakika önce stüdyoya girdi, programın sarhoş ve kendini beğenmiş sunucusu Bill Grundy'nin "insanları şok edecek bir şeyler söyleyin" dedi. Bu olay, izleyicileri ve ertesi gün gazetelerin ilk sayfalarında çıkan haberi okuyanları şok edecek derecedeydi.

Gazeteler; John Lennon'ın, Beatles İsa'dan bile daha büyüktür dediği günden beri böyle bir haber yakalayamıştı. O güne kadar televizyonda söylenen en ahlak dışı sözlerin sarfedildiği programın sunucusu Bill Grundy ise izleyicilerden gelen yoğun tepki üzerine görevinden 2 hafta uzaklaştırıldı. Mirror'ın manşeti ise "The Fılth and The Furry" oldu yani "İğrençlik ve Öfke". Pistols'a göre bu çok komik bir yakıştırmaydı. EMI'nin yöneticilerinden Sir John Read halkın protestosuna karşı bir bildiri yayınladı ve grubun bu davranışlarını engelleyebilmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını söyledi. Bundan böyle Londra kapıları Sex Pistols için kapandı. Grup, Londra'da herhangi bir konser veremeyecekti. Sigorta Şirketleri konserlerin sigorta işlemlerini yapmayı geri çeviriyordu ve bu durumdan endişelenen sponsorlar Aralık ayında gerçekleşecek Anarchy Turnesi dışında ki tüm konserleri iptal etti.

1977 yılında EMI'ın Hayes Plak Şirketi çalışanlarının; şirketin halkla ilişkiler sorumlusunun getirdiği önerilere rağmen kızgınlıkları yatışmadı. Çalışanlar, şirketin grupla olan anlaşmayı fes etmemesi halinde greve başlanacağını söyledi. Yeni yılın ilk haftasında EMI, gruba 20.000 pound tazminat ödeyerek anlaşmayı iptal etti. "Anarchy In The UK" 50.000 sattı ve müzik listelerine girmeyi başardı.

Şubat ayında Glen Matlock gruptan ayrıldı. Matlock'un yerine ise Lydon'un eski arkadaşı ve daha önce hiç bas çalmamış olan Sid Vicious geçti. Mart ayında McLaren ve Pistols; A&M'le Buckingham Sarayı'nın önünde yeni bir anlaşma imzaladı. Fakat çalışanların bu anlaşmaya sıcak bakmaması üzerine bir hafta sonra 75.000 pound gibi yüksek bir tazminat ödenerek anlaşma iptal edildi.

3 ay sonra Pistols; üçüncü ve son anlaşmasını, Richard Branson'un plak şirketi Virgin'la yaptı. Virgin Records'un basın bildirisinde Pistols; "Topluma ve klasik rock anlayışına olan inançlarını yitirmiş bir grup… İşçi sınıfından gelen 4 genç. Bir zamanlar hayran oldukları gösterişli rock gruplarının tam tersi şekilde davranıyorlar. Bu güne kadar duymak istedikleri müzik tarzını hiç bir grup veya sanatçı gerçekleştiremedi, böylece bu müziği kendileri yapmaya başladılar. Aşk parçaları söylemiyorlar, iyiliğe inanmayan ve varoşlarda yaşayan insanlar, baskı, nefret ve agrasiflik hakkında parçalar yapıyorlar." diye tanımlanıyordu.

Aynı yıl İngiltere Kraliçesi'nin tahta çıkışının 50. Yıldönümü kutlamaları yapılıyordu. Sex Pistols bunun için bir ulusun kendi kendine yetmesine karşı bir mücadele sloganı niteliğindeki parça "God Save The Queen"i yaptı. Fakat halk bunu anlayamadı. BBC parçaya sansür getirdi. DJ Tony Blackburn, gazetelere parçanın "küçük düşürücü" olduğunu ve kendisini "utandırdığını" söyledi. Medyanın bütün bu olumsuz eleştirilerine rağmen parça müzik listelerinde 1 numaraya kadar yükseldi. Jamie Reid'ın hazırladığı plak kapağında ise Elisabeth II'nin gözleri ve ağzına yapıştırılmış farklı yerlerden kesilmiş harfler ve burnunda bir çengelli iğneyle anime edilmiş fotografı bulunuyordu. Sex Pistols; Jübile gününde Thames Nehri üzerinde turlar düzenleyen "Queen Elisabeth" adındaki bir geminin güvertesinde konser vermek istedi. Gemi parlemento Binası'nın önünden geçerken "Anarchy In The U.K."yi çalmaya başladı, fakat polis buna izin vermedi ve grup üyeleri tutuklandı.

Virgin Records önce "Pretty Vacant" ve ardından "Holidays In The Sun"ı piyasaya çıkardı. "Pretty Vacant"; daha az şiddet içerikli bulunduğundan hem özel radyolar hem de BBC parçayı yayınlamayı kabul etti. Bu single'ların ardından ise Sex Pistols'ın tek albümü "Never Mind The Bollocks – Here's The Sex Pistols"piyasaya çıktı.

Pistols; Heathrow'dan Hollanda'da bir kaç gün sürecek turneye katılmak için ayrıldığında gazeteciler, grubun otobüs terminalinde ağız dalaşına girdiğini ve etrafa küfür ettiklerini yazdı. Oysaki grup uçağa geç kaldığı için terminale uğramamıştı bile.

Yasalara başlarının belaya girmemesi için verdikleri gizli bir konserden sonra grubun son konseri, 1977 yılınının Noel'inde; Huddersfield'da Ivanhoes Club'da oldu. Konser yörenin itfaiyeci çocukları içindi ve içerde 1000 şişe gazoz ve Virgin tarafından tedarik edilen çok büyük bir pasta vardı.

1978 yılında grubun Amerika'da vereceği 8 konser belediyeleri endişelendirmeye başlamıştı; grubun hayranları ise bu durum karşısında şaşırmıştı. Texas'ta verdikleri bir konser sırasında Sid'in izleyicilere alenen küfür etmesi sonucu, Sid'in dudağına izleyicilerin sahneye attıkları bir içicek kutusu geldi. Dudağı kanamaya başladı, bu sırada sahnenin önünde bir arbede çıktı sahneye çıkmaya çalışan izleyicilerden birinin kafasına Sid bas gitarıyla vurdu. Sid'in dudağı kanıyordu bütün konserlerinde kendisine zarar veren Sid, dudağındaki bu kanı tüm vücuduna sürerek konsere devam etti.

Son gün San Francisco Winterland Balo Salonun'da Rotten kalabalığa "Hiç kendinizi kandırılmış hissettiniz mi?" diye sordu." Ve ertesi gün guruptan ayrıldı Her şey sona ermişti. Bu olaydan 7 gün sonra Cook ve Jones; McLaren'ın daha önceden ayarladığı Ronnie Biggs'le bir albüm kaydetmek için Rio'ya gitti. Rotten ve Vicious ise New York'a döndü.

Bir kaç ay sonra Rotten, genelde P.I.L adıyla bilinen Public Image, Limited adlı bir grup kurdu. Jones ve Cook bir şekilde Sex Pistols'ı devam ettirmeye çalıştı, fakat Rotten ve Vicious olmadan hiç bir şey eskisi gibi olamayacaktı nitekim grup bir kaç konser sonrasında dağıldı.

Sid; Frank Sinatra'nın meşhur şarkısı "My Way"in yorumladı. Bu yorumu; Camden'in Electric Balo Salonunda aralarında basta Sex Pistols'dan Glen Matlock'unda bulunduğu The Vicious White Kids adlı gurubuyla yaptı. Grubun ömrü 9 ay sürdü. Sid'in sevgilisi Nancy Spungen; New York'ta birlikte yaşadıkları ünlü Chelsea Oteli'nde ki odalarında karnından bıçaklanmış bir şekilde ölü bulundu. Olayda Sid suçlandı fakat o; bunu hiç bir zaman kabul etmedi. 50.000 dolarlık tazminat ki bu parayı da Virgin Records'un ödemesi sonucu serbest bırakıldı. Sid; davası mahkemede görülmeden önce, 2 Şubat 1979 yılında, 21 yaşındayken öldü.

Sid Vicious'ın ölümünden sonra gelişen olaylar ise çok kısaca şöyle:

"Friggin' In The Riggin" ve bir Eddie Cochran parçası olan "Something Else"; Pistols yorumuyla, single olarak piyasaya çıktı ve müzik Listelerin'de 3 numaraya kadar yükseldi Bir double ve toplama albüm olan 'The Great Rock'n'Roll Swindle' piyasaya çıktı ve listelere 7 numaradan giriş yaptı. 1979 yılının Nisan ayında '… Swindle' albümünden çıkan 'Silly Thing' single'ı piyasaya çıktı. Bu parçada listelerde 6 numaraya kadar yükseldi. 1979 yılının Temmuz ayında ise 'C'mon Everybody' single'ı listelere 3 numaradan girdi. İçinde Sex Pistols'la yapılmış röportajların ve Bill Grundy ile yapılmış meşhur televizyon programınında bulunduğu 'Some Product – Carry On Sex Pistols' albümü piyasaya çıktı. 1979 yılının Ekim ayında Julien Temple'ın yönetmenliğini yaptığı 'The Great Rock'n'Roll Swindle' filminin prömiyeri yapıldı. Filmle aynı adı taşıyan single listelerde 21 numaraya kadar çıkabildi. 1979 yılının Kasım ayında Vicious'ın ölümünden sonra çıkan ve kapağında gamalı haç olan 'Sid Sings' albümü yayınlandı. Şubat 1980'de bir toplama albüm olan 'Flogging A Dead Horse' yayınlandı. Haziran 1980'de "… Swindle' albümünden 'The Monkees' '(I'm Not Your) Stepping Stone'un bir cover'ı yayınlandı. 1986 yılının Haziran ayında ise kalan 3 Pistols üyesi ve Vicious'ın annesi McLaren'a dava açtı. Dava McLaren'ın 1 milyon dolar ödemesi sonucu kapandı. 1986 yılında 'Sid And Nancy' filminin galası yapıldı. Bu filmde Sid Vicious'ı Gary Oldman canlandırıyordu. 1992 yılının Ekim ayında 'Anarchy In The UK' tekrar yayınlandı ve listelerde 33 numarada kaldı. 20 parçalık bir toplama ve konser kayıtlarından oluşan 'Kiss This' piyasaya çıktı. 1992 yılının Aralık ayında 'Pretty Vacant' tekrar yayınlandı ve listelerde 56 numarada kaldı. 1996 yılında; anarşinin ortaya çıkmasından 20 yıl sonra; Rotten, Jones, Cook ve Matlock çok büyük bir başarı sağlayan "Filthy Lucre" Turnesi'ni yaptılar. Bu turne grubu tüm dünyaya hatırlattı belki de tanıttı. Turne Şili'de 7 Aralık 1996'da sona erdi. 1996 yılının Temmuz ayında 'Pretty Vacant Live' yayınlandı ve listelerde 18 numaraya kadar yükseldi. 'Filthy Lucre' Turnesi'nin Amerika ayağı ise Denver'da başladı. 1996 yılının Ağustos ayında 'Filthy Lucre Live' albümü Londra'da, Finsbury Park'da kaydedildi İngiltere'de 26 numaraya kadar yükseldi. 2000 yılının Mayıs ayında Julien Temple'ın belgesel niteliğinde olan filmi 'The Filth And The Fury' piyasaya çıktı.

Kaynak: Yukarıdaki yazıyı hem Sex Pistols kitaçığından hem de aşağıdaki linkten derlemiş.

http://ttmetal.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=669&start=0&postdays=0&postorder=asc&highlight=  

Rufus Wainwright

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Sesi hüzünden öldüren gay Mesih "RUFUS WAINWRIGHT"

Tori Amos konseri hayatımı değiştirdi desem yanlış olmaz. Şu an su yazıyı okuyorsanız Tori Amos Türkiye ’ye geldiği içindir. Her neyse bu konser sayesinde, konser sonunda, tanıstıgım bi arkadaşımdan ilk duydum Rufus'u. Araştırmadım belli bi vakte kadar. Fakat ondan sonra da kendime ait bir bilgisayarım ve internet bağlantım olamadığı için ve duyduğum arkadaşımdan rica ettim bana çekip göndermesi için. Tori dayanışması buna kadirmiş:) O da gönderdi. Ve hayatım kaydı (bu cümleyi bir de radiohead için derim ben). İlk dinlediğim şarkısı “In My Arms” idi. Ki farkında olarak açmamıştım, ama adam ağzı acık bırakan bi sesle ve çok iyi bi melodiye sahip olan şarkıyı yer yer hüzünün dibine vurarak söylüyordu (ayrıca asıl olarak bakınız “this love affair”). Piyano ağırlıklı, bazen gitarla eşlik eden Rufus Wainwright su ana kadar 4 albüm çıkarmış bulunmakta. Ve benim favorim “This Love Affair” gibi kusursuz derecede vurucu bir parçanın ardından “ gay messiah” ve “memphis skyline” gibi 2 muazzam parçayla devam etmesi acısından son albümü “Want Two” dur.

Kelebek kıyafetinin iğreti durmadığı tek adam olduğunu düşündüğüm bu içli adam son albumunde “Want Two” nun son sarkısında Antony & The Johsons ‘dan tanıdıgımız Antony ile düet yapmıslar. Ki kendisi de Antony & The Johnsons ‘ın Mercury Prize ödüllü “i am a bird now” adlı albümünde bir şarkıya katılmış durumda.

Su an aklıma ilk gelenler olarak; SHREK ’de “Hallelujah” ile , BROKEBACK MOUNTAIN ’da “King of the Road” da düet yaparak ve “The Maker Makes” de piyanonun başına geçip hassas sesiyle içinize dokunarak, I AM SAM ’de ise Beatles cover ‘ı “Across The Universe” (hayranlık uyandıran bir coverdır) ile katılmış oluyor film müziklerine.

Bu üretken adamın diskografisi:

1998-“rufus wainwright” 2002-“poses” 2003-“want one” 2004-“want two”

HIRKA 06 Ağustos 2006  

Red Elvises

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Ulaş'tan Red Elvises

Sibiryanın soğukluğunu kalbine gömen sıcacık kafadarlar topluluğu… İstanbul'a şarkılarında sık sık yer veren ve çok seven grup… Votka, blues, elvis! Red Elvises…

Daha önce Ankara Saklıkent'i ayağa kaldırdılar, "hello from istanbul" die bi şarkıları var. Bundan başka: i wanna see you bellydance var, hatta "bellydance" kelimesini Türkiye'ye geldikten sonra öğrenmişler. My love is killing gibi romantik ve dalga geçici iç yarıcı bi şarkıları var, hepsinin tipi elvis gibi.

www.redelvises.com  

Puressence

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Mehmet Akyüz'den "P-U-R-E-S-S-E-N-C-E"

I'm sick of sleeping, I'm so sick of sleeping here, Though I'm happy when I keep my eyes closed. [Sick Of Waiting]

En çok sevdiğiniz şarkılar sizi hep en kötü hissettiğiniz zamanlarda bulur, en çok seveceğiniz gruplar da… İçinizde tuttuğunuz birşey vardır, bir türlü yüreğiniziden, ağızınızdan fırlatıp atamadığınız, sürekli büyüyen bir çığlık.

Sonra bir yerde tesadüfen bir şarkı duyarsınız. Kulağınızdan değil de göğsünüzden girmeyi tercih etmiştir o şarkı. Önce içinizi doldurur sonra da gözlerinizden sıvı olarak dışarıya akmak ister. Fizikten hatırlayın, madde gaz halindeyken daha yoğunlaştığı zaman sıvı olur. [Ya da başka birşey, şu an hiç bir önemi yok zaten, en yakın fizik öğretmeni kilometrelerce uzakta olmalı.]

Time comes down very hard No matter how you try You'll never get by [How Does It Feel?]

Gecede yüz kereden fazla dinlemeye başlarsınız. Ya sigara yakıp, boşluğa bakarak kült bir filmin baş karakteri havasına bürünürsünüz ya da Bridget Jones gibi yırtınarak ağlarsınız. O şarkı artık siz olmuşsunuzdur. Mümkün olan her yere onun sözlerini yazarsınız, web forumlarına [Kimse okumaz ama ne farkeder ki], icq infonuza, mail imzanıza, web sayfanıza [Aranızda web sitesi olmayan var mı hala?], panonuza iliştirdiğiniz bir kağıda…

James Mudriczki [Adamın soyismini yazmak okumak kadar zor, copy-paste yaptım]'nin grubu Puressence da bana böyle bir şarkı verdi işte : How Does It Feel?. Grup Manchester'in Failsworth kentinde yaşayan dört genç tarafından kuruldu. Solistleri bu garip soyisimli adam, diğerleri ise Kevin Mathews[bass], Neil McDonald[gitar], Tony Szuminski[davul-yaşasın copy-paste]. Onları daha önceden It Doesn't Matter Anymore adlı şarkılarından hatırlıyor olabilirsiniz, hani şu ateşlerin, suların havalarda uçtuğu, James'in titrek sesli vokalinin içlere işlediği videosu olan. Şansızlığım, o şarkının grubun Only Forever albümündeki pop şarkılarından biri olmasıydı. Oysaki o döneme ait çok sağlam, damara nüfuz eden şarkıları da vardı grubun.

I don't know why the wind blows, I don't know why the trees grow, I don't know why there's black snow, At the end of my rainbow. [Black Snow]

Özel şarkıdan bahsediyorduk. İşte o şarkıdan sonra biraz korkarak diğer şarkılarını denersiniz o grubun. Heran hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz çünkü. Puressence bana bu hayal kırıklığını hala yaşatamadı, hiçbir boş şarkıları yok geçmişlerinde ve şu anlarında, açıkcası ilk kez Depeche Mode'un tahtının sarsıldığını hissettim. How Does It Feel'in etkisinden kurtulurken diğerlerinin çekimine kapıldım : Sick Of Waiting, Black Snow, Prodigal Song, All I Want, Walking Dead, Analgesic Lovesong, London In The Rain, Emotion[Burada sanırım Puressence ateşini yeniden yakan duygu'ya teşekkür etmeliyim.]

They'll turn the lights down when I die They'll turn the lights down when I try And it's good to know you're with somebody Half as good as me They'll put a statue up outside Just like the pharaohs did And then they'll all know I was somebody. [Turn The Lights Out When I Die]

Grubun hikayesine geri dönelim. James ve Tony aynı okulda yakın arkadaşlarken muhtemelen Kevin ve Neil'i etrafta görüyorlardı. Farkına varmaları ise dörtlünün aynı otobüsle Stone Roses konserine gitmesiyle olabildi. James'in bu durumla ilgili yorumu şöyle : "Bu bana Üçüncü Türden Yakınlaşmalar filmini hatırlatıyor, bir şekilde aynı tepeden aşağıya itildik."

James o dönemde de şarkı söylemekteydi ama diğerleri herhangi bir enstrümanı tutmayı bile bilmiyorlardı[17 Yaşlarındalar o zaman]. Roses basçısı Mani'den etkilenen Kevin bass gitar alarak başlattı ateşi, bunu diğerlerinin kendi enstrümanını alması ve James'in sesini kullanırken başka insanları taklit etmesinden vazgeçmesi izledi. Hergün biraraya gelip saatlerce çalıştılar, akıllarındaki şarkıları yapana kadar. Kendilerine isim olarak o dönemde Manchester'in bir çok yerinde kağıttan harflerle yazılmış bir sloganı seçtiler : P-U-R-E-S-S-E-N-C-E.

Grup ilk single'larından itibaren geçmişlerini yansıtan, hücrelerinizin yapısını değiştirebilecek şarkılar yazmaya başladı, bunda James'in titreşen, gruba kimlik kazandıran sesinin etkisi de büyüktü. Diskografik gelişmeleri de şu şekilde oldu :

1992 – Petrol Skin – EP [2 Damn Records] 1996 – Puressence – Album [Island] 1998 – Only Forever – Album [Island] 2002 – Planet Helpless – Album [Island]

Son albümleri Planet Helpless benim o hezeyan parçamı taşıyan albüm işte. Albümdeki diğer şarkılar da önemli çapta hasar yaratan cinsten.

Someone should trying to tell me, I'm on the run 5 weeks 7 days, I need a gun [Walking Dead]

Açılış parçası Walking Dead işyerinizde dinlememeniz gereken omuriliğinizle oynayan bir parça. Prodigal Song ise "Neden bir grubu severiz?" cevap veren sözlere sahip : "Anlatsam da inanmazsın, en iyisi perdeyi kapat ve mutlu olduğumu düşün".

If I told my story Then you wouldn't believe me Cos the things they see Kinda hard to perceive So I stop my talking Now draw back the curtain And think in minded that I'm Happily certain Happily certain [Prodigal Song]

Analgesic Lovesong James'in sevdiği marş türü parçalardan biri. Strangers karanlık atmosfere sahip, Ironstone Isodora gibi sert ritimleri olan bir şarkı. Tüm şarkılar sevdiğim ve çok kullandığım "arıza" olma özelliğini taşıyor aslında.

Onları duyan herhangi biri Manchester'dan çıktıklarını anlayabilir ama bir şekilde uzaklar onlar, bu yüzden yakınlar.