• Bob Geldof İstanbul’a geliyor

    14 Temmuz’da İstanbul’un en gözde organizasyonlarına ev sahipliği yapan Küçükçiftlik Park’ta gerçekleşecek FESTTOGETHER dünyaca ünlü yıldız Bob Geldof’u ağırlayacak. İstanbulluları coşkulu bir festival havası ve sosyal fayda odaklı bir gün bekliyor. Festivale destek veren diğer STK’lar ise şöyle: TOG, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Çaba Derneği. Katılımcılar biletlerini aldıklarında otomatikman TİDER, ...

  • Birlikte Güzel Sunar: Rock Off 2019, 1 senelik aranın ardından 6 Temmuz Cumartesi günü Parkorman’da!!!

    2014 yılında ilki gerçekleşen ve aralarında Megadeth, Korn, Amon Amarth, Apocalyptica gibi gruplarında bulunduğu onlarca yabancı ve yerli gruba ev sahipliği yapan Birlikte Güzel Sunar: Rock Off 2019’un ilk konuğu ülkemizde oldukça geniş bir hayran kitlesi bulunduran, İsveç’in progresif metal türündeki en büyük gruplarından OPETH. İmza ve söyleşi seansları, akustik performansların da gerçekleşeceği ...

  • 20 Temmuz-> One Love Festival 15 – Day & Night

    One Love Festival, arkasında günlük güneşlik anılar, önünde umut dolu bi' yazla 20 Temmuz'da Parkorman ve Volkswagen Arena'da... Parkorman - Kapı Açılış: 12:00 Kapanış: 23:59 Volkswagen Arena - Kapı Açılış: 23:30 Kapanış: 06:00 "Güzel şeylerin, geleceğini hissedersin. Tanıdık bir şarkı duyarsın, özlediğin birisi arar, güneş çıkar bir anda, bilirsin. Bu yaz, özlediğin ya da ilk kez ...

  • Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, 21 Eylül’de Zorlu PSM – STUDIO’da!

    Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, gitarda Sortiris Vayenas, basta ve vokalde Spiros Antoniou ve gitarda Christos Antoniou ile 1990 yılında kuruldu. 1991 yılında yayınladıkları uzunçalar Temple of the Lost Race ile tam anlamıyla kurulan grup, 1994’te ilk albümleri Mystic Places of Dawn’ı yayınladılar. Peşpeşe bir çok albüm yayınlayan grup, ...

  • 15 Kasım 2019-> Moonspell – Rotting Christ

    Gotik metalin en büyük isimlerinden olan MOONSPELL ve çok yönlü kariyerinin son dönemlerinde melodik black metale yakın duran ROTTING CHRIST, %100 Metal kapsamında ve Vera Müzik organizasyonuyla 15 Kasım’da IF Performance Hall’da hayranlarını unutulmaz bir geceye davet ediyorlar. Portekiz’in en büyük grubu MOONSPELL ve Yunanistan’ın en büyük grubu ROTTING CHRIST güçlerini ...

  • 11 Temmuz-> Glenn Hughes performs Deep Purple Classics Live

    Milyonların “Rock’ın sesi” olarak tanıdığı Rock and Roll Hall of Fame üyesi ve eski süper rock grubu Black Country Communion'un solisti olan Deep Purple'ın eski basçısı ve solisti Glenn Hughes, “Glenn Hughes performs Deep Purple Classics Live” projesiyle Deep Purple efsanesini günümüze taşıyor! 15 Mart 1976’da Liverpool Empire’da Purple ile son ...

  • %100 Metal iftiharla sunar! Manowar Final Battle Istanbul

    Metal tarihinin en büyük gruplarından MANOWAR, The Final Battle turnesi kapsamında unutulmayacak bir konser için ülkemize geliyor! Heavy metal bayrağını neredeyse 40 yıldır en tepelerde taşıyan efsane grup MANOWAR, 20 Temmuz gecesi KüçükÇiftlik Park’ı dolduracak binlerce insana %100 Metal bir gece yaşatmak üzere, bugüne kadarki en büyük sahne prodüksiyonuyla karşımızda ...

Morrissey

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

You are the quarry

Ne kadar ilginçtir ki 80'lerdeİngiltere'yi sarsan the Smits' in efsanevi vokali Morrissey uzun süre sonra " you are the quarry " ile tekrar dönmüştür. İlginç olan Morrissey' in dönüşü değil yeni jenerasyon bizlerin onun müzik gücünün kusursuzluğunu bu denli geç fark edişimizdir(en azından benim). Ki Morrissey doğduğumuz yıllarda İngiliz basınını acayip bir şekilde meşgul etmiş ve dahası o zamanın gruplarının geneldeki yaşantılarının (çılgın punk partileri ve sex&drugs) dışında kalmasına rağmen hayranlarına ulaşıp, onları bu denli etkileyen ve hayranları tarafından bu kadar iyi anlaşılmayı başarmış bir grubun vokaliydi. Her grubun kaderi gibi the Smits de dağıldı ve Morrissey kendi solo kariyerine " viva hate " ile 80'lerin sonunda başlamış ve " Vauxhall And I " ile (benim görüşüm) kariyerinin zirvesini yaşamıştır. Hiç de aşağıda kalmayan ve en iyi albümü statüsü içinde 3 albüm arasında kalan " you are the quarry " ile 2004 mayısının sonlarına doğru bize merhaba dedi uzun bir aradan sonra. Anlaşılacağı üzere " you are the quarry " gerçekten Morrissey' e yakışan bir albüm ve bizim arşivlerimizde bulunması gereken bir başyapıt. Morrissey bize bunu albümünde yeterince hissettiriyor. Zaten Morrissey yaptığı müzikte fazlasıyla ruhunda yaşanan incinmeleri, aşkları veya gelgitleri incinmek, sevmek vb. gibi basit kelimelerle olağanüstü bir üslupla anlatıyor. Duygu yüklü şarkılar, hafif melankolik -ki bazen çok- ama sonuna kadar içten bir ses çalınıyor kulaklarımıza. Benim düşüncem kaliteli müzik icra edenlerin Elvis Presley' si şu dönemde. Alıp dinlerseniz bu övgüyü fazlasıyla hak ettiğini düşüneceksiniz. dinleyenlerin ise ama çok ama az katıldıkları kanısındayım. Gerçekten çok sevdiğim bir albüm ve bu yazılanlar sonuna kadar objektif düşüncelerim. Ki eskiden konserlerde hayranlarına alkol, su… vb. gibi şeyler atmak yerine çiçek atmış bir adamdan da bu beklenirdi!

Ozan

gold_dust_86@hotmail.com  

Mickey 3D

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

punkerland'den "Mickey 3D"

Ben onları roll un 101 inci sayısı sayesinde tanıdım sevdim. Fransız rock ını yaşatıyorlar. Noir Desir'den boşalan yeri çok iyi doldurmuşlar. Şarkılarında herkesin yapamadığı bir samimiyet var. Her şarkıları dinlenebilecek düzeyde. Şu ana kadar dört (biri live) albüm çıkardılar. Son albümleri 2005'te Matador etiketiyle çıktı. Albümde Rodeo ve Matador şarkıları öne çıkıyor. Tüm şarkıları göz önüne alınacak olursa benim hit parçam 'Le France A Peur'.

 Grubun 'Tu vas pas mourir de rire' albümünden 'Repire' ve 'Yalil'e çektikleri karaoke klipleri çok başarılı. 'respire'nin klibinde günümüz dünyası anlatılıyor. Bir çocuğun sevinci ve bu sevincin bitişi çok güzel yansıtılmış. 'Yalil' klibinde de aynı tema söz konusu. Yine aynı çocuk Kendi karmaşık dünyasından bıkmışken bir ışık buluyor ve nereye ait olduğunu anlamaya çalışıyor.

Bu arada, grubun adı fransızca 'MÜike Trua De' dir.  

Tea Party

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Meb, "Tea Party" yi anlatıyor…

Daha önce bir videoklip çekimi için İstanbul'a gelen The Tea Party, Özellikle şarkı sözlerini önemseyen grup, 'The Interzone Mantras" adlı 6. albümlerinde, dindeki fanatizme değinirken dünyadan bihaber olmalarına karşın ahkâm kesen 'sanatçı dostları'nı iğneliyor.

Enstrüman zenginliği, Doğu'nun akortları ile Batı'nın akımlarından yaptıkları iyi karışımlar ile dikkat çeken Kanadalı alternatif metal grubu, 1991 yılında Jeff Martin, Stuart Chatwood ve Jeff Burrows tarafından kuruldu.

Grubun beyni Jeff Martin iki yıl önce aralık ayında 'The Interzone Mantras' albümünün şarkı sözlerini yazmak için Prag'a gitti. Orada bir apartman dairesi kiralayarak zamanını ressam ve şairlerle sohbet ederek, geceleri sokaklarda yürüyüş yaparak geçirmiş.

Martin ayrıca şarkı sözlerini yazarken edebiyattan da beslenmiş. Albümdeki 'The Master and Margarita' şarkı da Rus yazar Mihail Afanasiyeviç Bulgakov'un, 1920'lerde yazdığı ve Rusya'da çarlığın yerine gelen komünist rejimde de özgürlüğü kısıtlayıcı davranış ve tutumların devam ettiğini anlattığı aynı adlı eserinden esinlenmiş.

Sadece Bulgakov değil Beat kuşağının ünlü şairi William Burroughs da Martin'i, şarkı sözlerini kaleme alırken etkilemiş. Albümün ismi ve açılış şarkısı 'The Interzone', Burroughs'un aynı adlı romanından geliyor. Bu kitap Burroughs'un, 1940'larda bir New York gazetesi için muhabir olarak çalıştığı Cezayir'deki günlerinin yarı hayal ürünü olan hikâyesini konu ediniyor.

Köktendincilik üzerine olan 'The Interzone'u kendisine kaynak olarak seçen Martin: "Din gibi özel bir bağı araç olarak kullanan ve başka amaçlar uğruna insanların inançlarını sömüren tehlikeli bir kesim olduğu açık. 11 Eylül'de Amerika'da pek çok masum insan yaşamını yitirdi." diyerek dindeki fanatizmin 'tehlikeli bir hastalık' olduğunun altını çiziyor. 'The Interzone Mantras'ın bir diğer şarkısı 'Must Must'ta ise Martin, Nusret Fatih Ali Han'ın 'Mustt Mustt' şarkısına gönderme yapıyor: "Bu, Sufizm'de 'Allah orada, sizinle, size ve etrafınızdakilere hayat veriyor, aydınlatıyor' anlamına geliyor. Bu, dindeki aşırılığın en pozitif ucu."

Daha önceki albümlerine nazaran stüdyo numaralarının ve Doğu ritimlerinin daha az olduğu 'The Interzone Mantras'daki 'Dust to Gold' şarkısında The Tea Party, 'sanatçı' geçinen meslektaşlarını iğneliyor: "Dünyadan bihaber olan bazı isimler şarkılarında atıp tutuyor, boş ve yanlış şeylerden bahsediyorlar. Milyonlarca genç beyin bu isimlere tapıyor, onları kendisine örnek alıyor" diyor. Daha önce 'Bazaar' adlı şarkısının videoklip çekimi için geldiği İstanbul'dan çok etkilenen The Tea Party, burada konser vermeyi çok istiyormuş.

07.01.2002 tarihli radikalden alıntıdır.

Bu güzel insanların en son 2001 yılında dinlediğimiz albümleri "The Interzone Mantras" tan sonra yeni albümleri "The Seven Circles" Mayıs ayı içerisinde sanırım piyasaya çıkacak…Hasretle bekliyoruz 7. albümlerini…Kanada'lı bu ünlü grubun çalamadığı enstruman var mıdır o da ayrı bir olay yani…Ahmet San'a söylesek de getirsin şu bebeleri bizim için..

Jeff Martin'in felsefe, bilim, din ve politika konularinda bayağı bi yol katetmiş, müzikler genelde doğu melodileri ile bezenmiş, sözler felsefe, mistizm vs. Her parça, her albüm farklı tatlar bırakıyor bende…Ehh artık hala dinlemeyen varsa bir zahmet dinleyiverin artık yani.    

Mad Season

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

İlker Yıldırım'dan "Mad Season"

Vocals: Layne Staley Gitar: Mike McCready Davul: Martin Barrett Bas: John Baker Saunders

16 Ekim 1994, Pazar günü yeni(ya da öyle gözüken) bir grup Seattles Crocodile Cafe’de sahne alır. Seyirciler, bu yeni gelen ve ismi olmayan müzisyenlerin nasıl müzik yapacağını merakla beklemektedir. Ancak sahnedeki müzisyenlere dikkatle bakıldığında aslında onların kesinlikle çok da yeni olmadığı anlaşılıyordu. 90’lar Rock’ının en büyük gruplarının elemanlarıydı bunlar: Pearl Jam, Alice In Chains, Screaming Trees. Fakat duyulan müzik, bu gruplardan hiçbirinin sound’unu andırmıyordu; sahnedeki adamlar Rock diyarlarından ve Blues’un arka odalarından eşit süzülen temiz ve ayırt edici bir kimliğe sahiptiler.

Mad Season’ ı tanıyalım: 1994 yılı yaz aylarında, arkadaşlar arası yapılan doğaçlamalar yeni bir albümün (ABOVE) oluşmasına kadar evrildi. Grup, Pearl Jam gitaristi Mike McCready’nin kendisi ve iki arkadaşıyla beraber gayri resmi doğaçlama parçalar üretmeleriyle başladı: diğer iki üye Screaming Trees davulcusu Barrett Martin ve McCready’nin Minneapolis’de uyuşturucu/alkol tedavisi sırasında tanıştığı Little Pat Rushing, Hubert Sumlin, Sammy Fender ve the Lamont Cranston Band gibi ustalarla çalışmış olan John Baker Saunders’dı. Albümdeki 'Wake Up' ve 'River of Deceit' parçaları ilk oturup çaldıklarında hemen yazılmıştı. Baker’ın deyişiyle yeni bir kıvılcım oluşuyordu ve belli ki güzel giden bir şeye sahiptiler. Daha sonra McCready, Alice In Chains solisti Layne Staley’i arayıp eğlenceye katılmasını istedi. Staley, elinde gitarı ve kafasında şarkı sözleriyle dolu olarak gruba katıldı ve bu yeni grubun müzikal karışımı daha sıcak hale geldi.

Bir dahaki mantıklı adım, kalabalığın önünde çalmaktı. McCready liderliği tekrar alarak Crocodile Cafe’de kimseye duyurulmamış bir şov hazırladı. Doğaçlamalar ve şarkıların girişleri hariç bitirilmiş hiçbir şarkı olmaması engel teşkil etmedi, nitekim ilk çaldıkları ve albümde de yer alan Artificial Red, şovun kendisiyle bir araya gelerek doğaçlamaya dönüştü.Crocodile Cafe ‘deki şovu iki gösteri daha takip etti , grup kendini Gacy Bunch olarak adlandırmıştı. (Chicago’nun ünlü seri katili “Katil Palyaçosu” John Wayne Gacy ve 1970lerden bir sitcom’a hürmeten)

Artık, yerel bir kulüpte arkadaşların takıldığı bir topluluktan daha fazlasını hedefleyen bir grup olduklarını anlamışlardı. Martin’in deyişiyle çok güzel şarkılara sahiptiler. Kayda girmek gerçekten mantıklı gözüküyordu. Ayrıca grup üyeleri isimlerini değiştirmeye karar verdiler ve Gacy Bunch yerini halüsinatif mantarların filizlendiği yılın belirli dönemini ifade eden İngiliz terimi olan Mad Season’a bıraktı. Heart grubundan Ann ve Nancy Wilson’un ortakları arasında olduğu Seattle Bad Animals stüdyosunda 10 günde yapılan hızlı kayıtlar, 11 şarkılık “Above” albümü ile sonuçlandı, prodüksiyon ise grup ve Pearl Jam’in ses mühendisi Brett Eliason’e aitti.

Mad Season’ın müziği blues ve heavy rock ile Staley’in sözleri ve grupların müzikal yaratıcılıklarının güçlü bir karışımıydı. Baker’ a göre sözler Layne’in kelimeleri olmasına rağmen onların hepsini anlatıyordu.Sözler çok otobiyografikti. Önemli olan ve olmayanla ilgili davranış değişiklikleri ile ilgiliydiler. Albümün açılışındaki “Wake Up” dinleyiciyi üzgün hatta terk edilmiş bir dünyaya götürürken, “River of Deceit” gibi yavaş, kurtuluş umudu veren şarkılarla denge sağlanıyordu. “River of Deceit”, albümün ilk 45liği seçilmişti ve Martin’in deyişiyle grubun özünü yansıtıyordu. “Artificial Red” ve güçlü bir fırtınadan önce düşük bir tonda aldatarak başlayan ve grubun doğaçlamaları üstüne inşa edilmiş “November Hotel” gibi enstümental parçalarda Blues etkileri açıkça hissedilebiliyordu. Screaming Trees solisti, Mark Lanegan, I’m Above ve Long Gone Day parçalarında yer aldı, aynı zamanda sözlerin yazımında da katkısı oldu.Martin’e göre, Layne ve kendisi için bu iki özel şarkı kendini Mark’ın sesiyle daha özel hale gelmişti;” Mark, stüdyoya geldi ve Layne’le beraber onları yalnız bıraktık. Beraber bazı şaşırtıcı şeyler yaptılar.“ “Above” albümü ile, grup elemanlarının hepsini, kendi alışılmış stillerinden yeni yönlere yayıldılar. Layne Staley ise şöyle bir yorumda bulunur: “Bu güzel bir grup. Bir boşluk ama içine konulmuş çok düşünce de var. Saf duygu ve hissin koyulduğu bir oda.”

Grubun müzikal yolculuğu “Above”un 14 Mart 1995 tarihinde piyasaya çıkmasıyla devam etti. Melankolik ballad’ların ve Hard Rock’ın karışımı bu albüm “River of Deceit” gibi U.S. Top 20’a giren ve radyo hiti haline gelmiş bir parçayı da barındırıyordu. Mad Season, Seattle dinleyicilerine soundlarından örnekler sergiledikten sonra, 8 Haziran 1995’te Pearl Jam’e ait radyodan “Lifeless Dead” ve “I Dont Know Anything” parçalarını çalarak dünyanın geri kalanın da kendilerini dinlemelerini sağladı.

Eklenen konser tarihleri ve ileride yapılması düşünülen şarkı sözü yazımı/kayıt fikrine rağmen, Mad Season eninde sonunda tek atımlık proje olduğunu kanıtladı. 1995’in ilerleyen günlerinde bir Seattle performansı “Live at the Moore” olarak piyasaya çıktı. Working Class Hero: A Tribute to John Lennon albümü için John Lennon's "I Don't Wanna Be a Soldier”ı icra edildi. Yeni bir Mad Season albümü için kaydedilmemiş şarkılar vardı ve Staley’in yerini Lanegan aldı ve grup ismini Disinformation olarak değiştirdi ama hiçbir şarkı kaydedilmeyerek grup üyelerinin yollarını ayırmasıyla sonuçlandı. Ama üzücü son Layne Staley ve Saunders’ın aşırı dozdan ölmesi oldu.

KİŞİSEL YORUMUM:

Mad Season, 90’larda onlarca örneği bulunan proje gruplarının arasında gerek kadrosu gerek yaptığı kendine has müzikle Rock tarihindeki ve kalbimizdeki yerini koruyacak. Long Gone Day, Wake Up ve River of Deceit gibi parçalar en az Pearl Jam ve Alice In Chains bize hediye ettiği yapıtlar kadar değerli ve yaşadığım sürece benimle olan arkadaşlıklarını devam ettirecek. Live at the Moore’u seyredince ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

“I don't know anything I don't know who to be Why we have to live in so much hate everyday, Why the fighting and the coming down, am I sane?”

DİSKOGRAFİ:

Above (14.03.1995) Live at the Moore (29.08.1995) (Konser kaydı)

ŞARKI SÖZLERİ:

Wake Up

Wake up young man, it's time to wake up Your love affair has got to go For 10 long years, for 10 long years The leaves to rake up Slow suicide's no way to go, ohh Blue, clouded grey You're not a crack up Dizzy and weakened by the haze Moving onward So an infection not a phase Yeah, oh The cracks and lines from where you gave up They make an easy man to read, ohhh For all the times you let them bleed you For little peace from God you plead, and beg For little peace from God you plead Ahhh, Yeah, Ahhh, Yeah, Ahhh, Yeah Wake up young man, wake up, wake up Wake up, wake up, wake up, wake up Ohh, yeah Wake up young man, it's time to wake up Your love affair has got to go For 10 long years, yeah For 10 long years, the leaves to rake up Slow suicide's no way to go, ohh Soow suicide's no way to go Wake up, wake up, wake up

X-ray Mind

Do the laughs die when One such as I run And allow myself Time for own true needs When convincing me That you're on my team May not lie to me But not mentioning So sit back and have An hysterical Laugh at tiny holes Buy and trade men's souls X-ray mind reads plenty Worth no more than pennies You, they, it or what Have been fair, I thought May you never free You from you or me See the more I think I'm afraid to blink I don't move an inch Slowly draining me Hire a spy and bug me Pimp your friends for money Rich and growing sicker Sell the dead ones quicker

River Of Deceit

My pain is self-chosen At least, so the prophet says I could either burn Or cut off my pride, and buy some time A head full of lies is the weight, tied to my waist The River of Deceit pulls down, ohh The only direction we flow is down Down, oh down My pain is self-chosen At least I believe it to be I could either drown Or pull off my skin and swim to shore Now I can grow a beautiful shell for all to see The River of Deceit pulls down, yeah The only direction we flow is down Down, oh down The pain is self-chosen, yeah Our pain is self-chosen Down, oh down

I'm Above

For clear space and soundess of mind I've let you play me for some time One can only receive and retain But the lies you recite for your gain So you rely on my faith in your kind Or rather continue to pretend that I'm blind You say I made your life a living hell And yet still let me pay you when I fell How is you're feeling so uneasy? How is it that I feel fine Life reveals what is dealt through seasons Circle comes around each time I've been blessed with eyes to see this Behind the unwhole truth you hide Bite to remind the bitten, bigger Mouth repaying tenfold wide I'm above Over you I'm standing above Claiming unconditional love Above Try to keep bad blood in the past Never thought a chance, a chance it would last I have strength enough, enough to forgive I desire peace where I live I've been blessed with eyes to see this Behind the unwhole truth you hide Bite to remind the bitten, bigger Mouth repaying tenfold wide How is you're feeling so uneasy? How is it that I feel fine Life reveals what is dealt through seasons Circle comes around each time I'm above Over you I'm standing above Claiming unconditional love Above

Artificial Red

Artificial red, smoke, poison consumed In the house of ill repute Is this the way I spend my days In recovery of a fatal disease? On a cloud of pink has to grey And I'm alone again, yeah Someone to hold against my own Alone, untouched is what I crave Artificial Red, smoke, poison consumed In the house of ill repute Is this the place I search for love When my need is within me, a gift from above?

Lifeless Dead

Lifeless dead, that unclean bed Till or when her hunger's fed How he'd wished that they would wed "I promise on our love" she said Promises were never kept Alone on dirty floor he slept Yeah, lifeless dead And although he'd not accept She was gone and so he wept Then a demon came to him "You must know I'm gonna win" Yeah, lifeless dead He said, she said She led him dead He said we bled She said not fed Lifeless Dead, Lifeless Dead

I Don't Know Anything

I don't know anything I don't know who I am I don't know anything I don't know who to be Why we have to live in so much hate everyday, oh yeah Why the fighting and the coming down, am I sane? I don't know I don't know anything I don't know who to be I don't know anything I don't know who I am Why we have to live in so much hate everyday, oh yeah Why the fighting and the coming down, am I sane? I don't know When the teacher put the ruler down on my hand I laugh! Cross my heart and hide reliever in trails of blood, I love?!? I don't know anything I don't know who I am I don't know anything I don't know who to be Why we have to live in so much hate everyday, oh yeah Why the fighting and the coming down, am I sane? I don't know When the teacher put the ruler down on my hand I laugh! Cross my heart and hide reliever in trails of blood, I love?!?

Long Gone Day

So much blood I'm starting to drown Runs from cold to colder Time to time the skies come down To help me lose my way Tears and lies for answers You and open veins, God knows I'm gone Girl I just want you to Come on down Lord it's a storm and I'm heading to fall These sins are mine and I've done wrong, oh babe Come on down Long gone day Mmmm, who ever said We wash away with the rain See you all from time to time Isn't it so strange How far away we all are now Am I the only one who remembers that summer Oh, I remember Everyday each time the place was saved The music that we made The wind has carried all of that away Long gone day Mmmm, who ever said We wash away with the rain So many tears I'm starting to drown The rain in heaven's all come down Silver spoons affix the crown The luckless ones are broken Fears and lies for answers You and open flames God knows I'm gone And I just want you to Come on down Lord it's a storm and I'm heading to fall These sins are mine and I've done wrong I want you to, oh I just want you to Come on down I fear again, like then, I've lost my way And shout to God to bring my sunny day

Not: Bu yazı www.vh1.com/artists/az/mad_season/bio.jhtml ve www.sonymusic.com/artists/MadSeason/  sitelerinde yer alan makalelerden derlenmiştir.  

Lamb

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

:::LAMB:::

özellikle iki şarkı; GABRIEL I can fly But I want his wings I can shine even in the darkness But I crave the light that he brings Revel in the songs that he sings My angel gabriel

I can love But I need his heart I am strong even on my own But from him I never want to part He’s been there since the very start My angel gabriel My angel gabriel

Bless the day he came to be Angel’s wings carried him to me Heavenly I can fly But I want his wings I can shine even in the darkness But I crave the light that he brings Revel in the songs that he sings My angel gabriel My angel gabriel My angel gabriel

HEAVEN Soon, come soon Sweet so sweet Fall inside Between the sheets

This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven

Peace, new peace Mine, near mine All the world Fall in time

This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven

Sleep, to sleep Sigh on sigh All of this A lullaby

This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven This could be Heaven right Here on earth This could be Heaven

This could be Heaven This could be Heaven This could be Heaven Ths could be Heaven   bu da sitesi: http://www.lamb.tv/

Ulaş Ökten

Kings Of Convenience

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

İDDİASIZ AMA SAMİMİ "Kings Of Convenience"

Kings Of Convenience ismi kadar uzun elemanlardan oluşan bir grup. Erik Glambek Bøe ve Erlend Øye oluşmaktadır bu mütevazı grup.(soy adları kadar uyumlu ikili:))) . Hatta geçenlerde İstanbul Caz festivaline gelmişti.(Yine gidemedik:((( Aldığım habere göre samimi hareketleri, iddiasız müzikleri ve bu seneki festivalin en alternatif grubu olmalarına rağmen daha sahneye ilk çıktıklarında izleyen ve dinleyenlerde büyük bir etki bırakmış, bu da havalarda uçuşan espriler ve konserdekilerin katılımı ile devam etmiş. Valla ne deyim daha. 2 akustik gitar ve dönüşümlü piyanonun oluşturduğu genel olarak indie-pop diyebileceğimiz umudun içinde hüznü barındıran albümleri ile tam bir çeyizlik grup. Onlarla bir yastıkta yaşlanmaya değer valla…

ÜNAL ARSLAN  

Kid A

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

KID A, KID A…   

KID A, KID A…  saat 5 am i geciyor…

ve çalarda KID A var…

 pablo honey,  the bends, ok computer, …..dur bi sn…

evet durdum…

hem de 4.5 sene.

sabırla bekledim. çünkü ilk 2 albümle coştum ve sonra ok computer geldi ve hayatim kaydı…

Böyle bi albüm dinlememiştim, hem de hiç! ben bu albümü bıkmadan aylarca dinledim ve halen dinliyorum. Ok Computer e doymadan, 4.5 yıl rötarla KID A i dinlemeye başladım. Bi amacım bazılarının CD çalara takip "hass…" dediği durumu yaşamaktı. Elbetteki orda burda "idioteque" i mecburen duydum ama fazla dikkat etmedim bilerek ve isteyerek…

 Ne olduğunu bilmeden ve bunca curcunaya güvenemeyerek albümü illegal bi şekilde edindim.

bi kısım orasını burasını yırtıyordu…

KID A i nasıl yaparlarmış…

ve bastım düğmeye.

Bazıları küfretmişti ama  ben hiçbir şey yapmadım. öylece kaldım. garip bir org sesi arkada, arkadan gelen başlangıçta anlaşılmayan kesik kesik gelen "kid a, kid a…" ve tekrarlanan cümlelerden oluşan insanin kafasında 2 renk oluşturan şarkı…sarkinin adi tam bir ironi: EVERYTHING IN ITS RIGHT PLACE. benim kafam bi oraya bi buraya gidiyo…asla da yerli yerinde degil…neyse sok içindeyken ben,  ikinci şarkıya geçti CD çalar. Albüme adini veren KID A başladı.arkadan Thom Yorke yavaş yavaş söylüyor ama belirsiz …sonra sonu tam bir curcunaya dönüşen sabit notada ilerleyen, hareketli NATIONAL ANTHEM başlıyor.Bu şarkıya çabuk alışıyorsunuz sanki…albümün gizli hazinelerinden HOW TO DISAPPEAR COMPLETELY'a geçince modunuz düşüyo.TREEFINGERS enstrümantal bi şarkı.İyice uçuyorsunuz artık bu dünyada değilsiniz. OPTIMISTIC diğer şarkılara oranla daha gitarlı olduğundan bir kenara bırakıyorsunuz gelgitlerinizi.Şarkının bitişi davulla oluyor siz ferahlıyorum derken gelecek şarkının içinde kayboluyorsunuz  ki o: IN LIMBO. IN LIMBO garip bi şarkı belki benim sonrasında IDIOTEQUE geleceğini bilmem böyle düşündürüyor…sabirsizlaniyorsunuz, tam şarkıya bağlanıyorsunuz ve havada kalıyorsunuz çünkü bitiyor…sonra 2 farklı ritim ile başlıyor IDIOTEQUE…bana bu şarkı -söz tekrarı olması nedeniyle- EVERYTHING IN ITS RIGHT PLACE i andiriyor. bu sarkiyi da ordan burdan kesin duydugunuz icin daha rahat hazmediyorsunuz. bu güne kadar yapılmamış bir elektro pop sound u şarkıyı alıp götürüyor…ve bitiyor…davul vuruşları arasında şarkı başlıyor…ses açık net…"release me release me "diye devam ediyor sarki…sonradan bağımlılık yapanlardan..Gun içinde "morniiiiiiiinnng beelll, morniiiing beelll" diye dolaşırsanız sakin şaşırmayın…ve bir de gizli parça barındıran albüm MONTION PICTURE SOUNDTRACK ile katolik bir kilise ayininde kullanılan orglarla sona eriyor.

 4.5 sene beklediğime deydi mi?

 evet değdi!

ilk dinlediğimde gün boyu kafamda çalan albümü yine aylarca dinledim ve halen dinliyorum.çok sevdim bu albümü…

peki herkes beğenecek mi?

kocaman bi HAYIR!

"O bazıları" nı hic anlamiyorum simdi… ya radiohead i rock olarak seviyorlardı ya da Ok Computer in etkisinden kurtulamadılar…bu albüm gerçekten radiohead e yakışır bi albüm…ayrıca artık ne zaman play tuşuna bassam orglu giriş beni acayip etkiler… zaten ilk 4 şarkıda soluksuz dinlediğim, 5. de gökyüzüne uçtuğum, sonrasında yer yer azalıp çoğaldığım ve her seferinde kendimden geçerek dinlediğim bi albüm KID A özetle! Ve bana göre kolayca da aşmış radiohead, Ok Computer sendromunu!

 Ozan

golddust86@gmail.com  

Kent

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Kent

İndiePop'un 90'larda tüm İsveç'i kasıp kavurması ile bu güzide elemanlar da kabuklarını kırıp yaşama merhaba dediler.

Grubun beyni olan solist ve söz yazarı Joakim Berg ve Lead-Gitarist Sami Sirvio okulda tanışırlar. Ve ilk demolarını çıkarırlar. Bu albümde davulda Markus Mustonen, basda Martin Sköld ve gitarda Martin Ross vardır. Başlarda grubun ismi bir kaç kez değişse de (Havsanglar vs.) en sonunda KENT isminde karar kılınır.

1994 yılında çıkan "Nar Dert Blaser Pa Manen" adlı albüm sonrası gitarist Martin Roos gruptan ayrılarak yerini Harri Mänty'e bırakır. ~ Albümler ~

* Kent (1995) and its singles * Verkligen (1996) and its singles * Isola (Swedish Edition, 1997) and its singles * Isola (English Edition, 1998) and its singles * Hagnesta Hill (Swedish edition, 1999) and its singles * Hagnesta Hill (English Edition, 2000) and its singles * B-sidor 95-00 (2000) and its singles

Bayan Arıza Ek: 2002 Vapen & Ammunition 2004 Amours Propres 2004 Hagnesta Hill [Swedish Language] 2004 Karleken Vantar 2005 Du & Jag Doden 2005 Bienvenue au Club Stop Me June

I've been waiting for my brilliance to shine through Like waiting would do I've been called a little coward more than once It hurts when it's true I've been following your footprints in the snow Trying to return the excuses that I stole

I'm the first on and the last off the bus Little ego be still And I fight the cold wind back up the street To Hagnesta Hill And the darkness and the snow fall as one And I lost my scarf At a bus stop on the outskirts of town

I gather all the courage and the hate Little ego is wild And my voice broke, I finally reached that age I was cruel as a child If this feeling that remains is not mine Then it's something new Maybe my brilliance shining through

It's noisy, can't think I can't speak I'm tired of handshakes so please Get rid of this crowd I can't breathe here anymore You just have to let me go

It's noisy, can't think I can't speak I'm tired of handshakes so please Get rid of this crowd I can't breathe here anymore You just have to let me go You just have to let me go You just have to let me go You just have to let me go

And I don't need your help You just have to let me go Grup Elemanları:

Vocals: Joakim Berg Guitar: Joakim Berg Guitar: Sami Sirviö Keyboards: Sami Sirviö 6-string Bass: Sami Sirviö Guitar: Harri Mänty Percussion: Harri Mänty Programming: Harri Mänty Piano: Markus Mustonen Fender Rhodes: Markus Mustonen Drums: Markus Mustonen Background Vocals: Markus Mustonen Keyboards: Martin Sköld Bass: Martin Sköld

Bu bilgileri Kent Fan'ı ŞartlıReflex (katastrof) hazırlamıştır.  

Karate

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Onların yaptığı müzik dövüşmüyor sanki ruhunuzla sevişiyor: KARATE

Şunu baştan söyleyeyim. Bu grubu diğerlerinden ayırmak çok kolay. İşte 92 de Boston da kurulan Geoff Farina, Gavin McCarthy, Jeff Goddard, Eamon Vit den oluşan İndie- rock grubu diyeceğimiz ama bu kalıba kesinlikle sığmayan bir grup KARATE. Aslında ilk başlarda punk rock tan etkilenmiş olsalar da daha sonra blues, caz ve klasik müzik tınıları ile etkileşen müzikleri, barındırdıkları sağlam müzik bilgileri ile tadından yenmez hale geldi. Aslında Alternatif Pop Rock, Post Rock Experimental, Indie Rock ve bir tür ilahi dokunuş var sanki müziklerinde.( Ben onları dinlerken şunu hissediyorum. Gel diyorlar seni adda ya götüreceğiz ve döndüğünde artık sen sen olmayacaksın. Sen zaten baştan beri sen değildin diyorlar sanki bana). (Tabii bunlar size saçma gelebilir. Saygı duyarım)

Misal: Siz ne istiyorsunuz: Hikâyelerden oluşan şarkı sözleri mi? Karatede Mevcut. Temiz gitar akortları, kırılgan ritimler, derinden ve hafif bas tonları mı? Evet fazlası ile mevcut. Ama kötü haberlerimde var Şu an tam anlamı ile Karate diye bir şey yok tam yok.

Çünkü Geoff Farina (solist) ikinci solo albüm olayına girmiş. Ama hayırlısı. Ayrıca bir not: Karate 2000 yılında ki Unsolved albümü önceki albümlerine göre farklı. Nedeni ise caz ritimlerinin yoğunluğu, ekolu gitar karakteri denebilir mi? Karar sizin!!!

ALBÜMLERİ

1996 – Karate (Southern) 1997 – In Place of Real Insight (Southern) 1998 – Bed Is In The Ocean (Southern) 2000 – Unsolved (Southern) 2002 – Cancel\Sing (Southern)

Ünal Arslan  

Indie

Bayan Arıza tarafından 9 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

INDIE ve sanırım her şey karışıyor…

Indie= independent kelimesinin kısaltımışı olan ve bağımsız küçük grupların yaptığı müziği anlatan ve the smiths ve joy division kaynaklı müzik türü.

Konuya tabiî ki de 2001 yılından gireceğim, hem de hiç çekinmeden. Düşününce daha çok hak veriyorum bu seneden girmeye.

90lar bittiğinde grunge etkisini yitirmiş, brit pop sönmüş ve pop yükselişe geçmişti ki Allah'tan The Strokes “is this it”i yaptı. Hoş bu konuda insanlar her bir şeyi The Strokes‘a bağlamamı eleştirebilirler ama o albüm olmasaydı 2000'lerdeki yükselen müzik ve şu an krallığını süren INDIE bu noktaya gelir miydi orasını bilemiyorum. Ama bu kadar cafcaflı olmazdı herhalde ve su an electro rock yapan grupların tipleri bu kadar alternatif veya garaj durur muydu dersiniz!

Neyse hadi diyelim delinin biri kuyuya bir taş attı. peki her şey neden bu andan itibaren başladı?! The White Stripes ‘i bile bundan sonra eller üstünde tutmaya başladıysa müzik piyasası alameti farikalık bir şey olmuş demektir. Hoş, su noktadan o vakte gidersek yavaş yavaş internetin hayatımıza girmesinin rolü yadsınamaz.

2000lerin ortalarında olayın tamamen internet yardımıyla coşması ve bu müzik olayının alıp basını gitmesinden anlaşıldı. Hatta daha 2004 yılında büyük bir patlamanın sinyalleri fazlasıyla belliydi. O zamanlar bu kadar populer olmayan ama su an en buyukler arasında sayılan Arcade Fire veya hit dolu olan, sakin albüm kapağıyla Bloc Party ve benzerleri… Az bilinen yeniden kıymete biniyordu. 80ler etkili synthesizerlar, 90ların lo-fi akustikleri baş tacımız olmaya başlamıştı. Elliott Smith‘i kac kişi biliyordu acaba??? İsmi belli olmayan bir ton grup ve sarkıcı nasıl ve nerden edinileceği bilinmeyen albümleriyle fazlasıyla olayı tetikledir. 2005 e gelindiğinde ise artık olay raydan çıkmıştı. Arctic Monkeys internette ünlenip, mp3leri indirilmesine rağmen ölmek üzere olan CD devrinin en çok satanları arasına girmişti…

Su an 2007 ve 3–5 sene önce küçük çapta olup kaliteli isler yapan grupları herkes biliyor ve o gruplar su an çoğu insana göre 80ler ya da 90larda iş yapmış belli baslı gruplardan çok daha önemli. her 10 yılın bir kimliği ve bir karakteri var.

Doksanlar bariz GRUNGE 'dı ve BRIT-POP kokuyordu. Ama 2000ler için tek bir yakıştırma yapacağım: INDIE. Hayır şöyle düşünelim; Interpol 'ün ilk çıktığındaki halini düşünürseniz, gayet iyi müzik yapan ve hazine değerinde keşfedilmeyi bekleyen bir gruptu ki, su an Interpol ‘ü bilmeyen var mı bilmiyorum?!!

Ha bu gidişat hayatımızı resmen etkiledi. Hiper-süper değişik bir evre başladı. Rengarenk 90lar kokan ayakkabılar, kocaman retro gözlükler, değişik fontlarla yazılmış ve illüstrasyondan güzelce ağzının payını almış gökkuşağı tişörtler… en ironik olan şey ise günde bitmeyen bir şekilde grup keşfetmeniz ve arkadaşlarla mp3 playerlarda şarkılara bakarken kimsenin birbirinin dinlediği grubu tanımaması (tamam bu durum biraz fazla INDIE oldu:p). Ha bu müzik türü baslarda akustiği bol melankolikti ki, giderek silkindi ve bir parçasını örgü süveterinin içinde kalın kitaplar okumaya bırakırken bir kısmını ise skinny kotlar giyip, rengârenk ayakkabılarla caka satıp sürtüp, diskolarda terlemeye bıraktı.

Su an dinlediğimiz her şey INDIE ve popüler olan her şey çöpe gidiyor (Tabiî ki de 80lerin INDIE'siyle ne kadar alakalı tartışılır). İsterseniz bir odada ne varsa onlarla kaydetmiş olan HOT CHIP'i dinleyin, isterseniz KAREN O‘yu da andırdığı için THE LONG BLONDES… İster elektro alt yapılı, ister rock, ister su an olduğu gibi kategorisiz bir suru grubun yaptığı gibi buram buram İngiltere kokan yağmur sonrası ev partisi playlisti olan eğlenceli şarkıları… INDIE su an herkesin dinlediği ama popüler olanı dışlayan tek müzik turu.

Ha yazıyı yazarken neler dinledim onları da paylaşıp konuyu kapatayım.

Spoon – My Little Japanese Cigarette Case Electrelane – After The Call The Little Ones – Oh, MJ! Good Shoes – Morden Maccabees – X-Ray The Young Knives – Mystic Energy Klaxons – Golden Skans White Rose Movement – London's Mine Ratatat – Kennedy Lcd Soundsystem – North American Scum Justice – Phantom !!! – Heart of Hearts The Rakes – We Dance Together SHITDISCO – 3D Sex Show Good Shoes – All In My Head

Ozan (30 Agustos 2007)