• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

  • 6-7 Aralık-> The Aristocrats 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da!

    Dirty rock, folk ve cazı harmanlayarak, tek bir albümde en iyi şekilde özetleyen grup kimdir? Tabii ki The Aristocrats! Rock virtüöz üçlüsü The Aristocrats unutulmayacak performanslarıya 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da! more_link_text

Who Killed Sister Cathy?

Bayan Arıza tarafından 1 Haziran 2017 tarihinde yazıldı.

The Keepers; The Case Against 8, Good Ol' Freda'nın yönetmeni Ryan White'in çektiği ve Netflix'te yayınlanan 7 bölümlük gerçekten yaşanmış bir olayı anlatan belgesel.

Her bir bölüm insanı liğme liğme ediyor. Kızgınlıkla, üzüntüyle, acıyla, şaşkınlıkla, o insanların neler yaşadıklarını anlamaya çalışarak bir solukta izledim. Beni çok etkiledi. Çoğu yerinde ben de kurbanlarla beraber ağladım.

Belgeselin konusu ise acıdır ki bir grup rahip tarafından, Baltimore'da bir katolik kız lisesi olan Keough Lisesi'ndeki öğrencilere yapılan cinsel istismarı anlatmakta. Özellikle kötü bir karakter olan Rahip Joseph Maskell var ki şeytanın bu dünyaya inmiş hali. İşlediği suçlara doktorları, polisleri, başka rahipleri de dahil ediyor. Kızlara yaşattığı acımasız şeyler o dönemde kızların edebiyat öğretmenleri olan ve çok sevdikleri rahibe Cathy Cesnik tarafından farkediliyor. Çok sevilen Cathy Cesnik, olayları örtbas etmek isteyenler tarafından 1959 yılında cinayete kurban gidiyor.

Polisler delilleri yok ediyor, Katolik kilisesini koruyorlar. O sırada öğrencileri olan ve bu olayı bizzat yaşamış olan insanlar bu olayı içlerinden atamadıkları ve Rahibe Catherine Cesnik'i çok sevdikleri için bir şekilde birbirleriyle bağlantı kuruyor ve olayı tüm ayrıntılarıyla araştırıyorlar. Maalesef bu araştırmaların altından çok fena şeyler çıkıyor. Ve bunu da Netflix 7 bölümlük bir belgesele dönüştürerek her şeyden bihaber olan bizlere ulaştırıyor.

The Keepers, Baltimorelu bir rahibenin çözülmemiş cinayetini, bu cinayetin ardında yatan korkunç sırları anlatmakta. Ölümünün üzerinden 50 yıl geçmiş ve öğrencileri (hayatta kalanlar) 60'lı yaşları sürüyor. Maalesef acıları dinmediği için bu olayı hayatlarından çıkaramıyorlar ve tüm engellemelere rağmen çözmek için uğraşıyorlar.

Evren Özer’den Film Kritiği: 7. Koğuştaki Mucize

Bayan Arıza tarafından 1 Haziran 2017 tarihinde yazıldı.

7. Koğuştaki Mucize

En sonunda söyleyeceğimi en baştan itiraf edeyim, ağladım, ağladım, ağladım…

Daha önce de böyle bir ruh haline bürünmüştüm o da bir Japon animasyon filmi olan Ateş Böceklerinin Mezarı filmiydi…

O filmin yorumuna da şunu yazmışım zaten; ‘’setsuko…hiç unutmayacağım belki bu ismi…hele o küçücük sesin kulaklarımdan hiç çıkmayacak…bir abi ve kardeşin hüzün dolu hikayesi…mendilinizi hazırlayın…müzikleri ile beraber gözyaşlarınızı tutamayacaksınız…bir çocuğun savaştan değil açlıktan ölmesi asıl zoruma giden…setsuko….her zaman kalbimdesin…’’

Tamam bu Uzakdoğuluların özellikle de Güney Korelilerin çok tırışka filmleri oluyor da bazen öyle cevherler çıkıyor ki kendi tarzında tavan yapıyor…

Genellikle filmleri eşimle beraber izlerim ama ne hikmetse(!) bu filmi izlemeye başlayınca 8 yaşındaki kızım da dedi ki ‘’Appa,bu filmin afişinde –ki internet açıktı- küçük bir kız var bende sizle izleyebilir miyim?’’ dediğinde ‘’Olur’’ dediğimde tehlikenin farkında değildim ama artık çok geçti…

Konusuna gelince ; 

6 yaşlarındaki kızıyla muhteşem bir uyum içinde yaşayan zihinsel engelli bir baba'nın, bir kız çocuğunun ölümünden sorumlu tutulması,ölen kızın başsavcının kızı olması nedeniyle şiddet kullanarak imzalatılan ifade ve atılan iftira sonucu idamla yargılanması,hapiste yaşadıkları, yargılanma süreci,baba-kız ilişkisi merkeze alınan bir film…

O kız her ‘’Appa’’ dediğinde kalbimi aldı parçaladı,döktü yerlere,gözlerim doldu,kızıma sarıldım…benim adım sam ve benim adım khan'dan sonra başrol erkek oyuncusundan gördüğüm çok iyi bir performans vardı.Özellikle uçan balon sahnesinde babanın tüm zihinsel problemlerinden arınmış (konuşma biçimi de dahil olmak üzere) bir şekilde karşımıza çıkması o küçük kızın hayalinin ne kadar naif ve günahsız olduğunun açık kanıtıydı.Aslında biz küçük bir kıza değil kalbi iyiliklerle dolu küçük bir kıza ağladık…

7 numaralı hücrede bir koğuş takımı var ki evlere şenlik,her türden adam var.Hepsinin hayatının filmin belirli yerlerinde nerelere taşındığını görmek ayrı bir keyif ayrı bir tattı…

Aklımda kalan sahneler ;

– Finale yakın okuma/yazma sahnesinde muhteşem kapışma beni benden halde,gülmekten kırıldık.

– Gardiyanın kapının aşağısından baktığı,küçük kızın saklanabildiğini zannedip mutlu mutlu baktığı sahnede arkadan müdürün belirmesi ancak kızın bunu fark etmeyip gülümsemeye devam etmesi.

– Finaldeki yardım çığlığına hiçkimsenin cevap vermemesi,verememesi…

Aslında o yardım çığlığını duyan herkes babayı ve kızını tanıyordu üstelik adamın da suçsuz olduğunu biliyorlardı.Modern yaşamın ve vahşi kapitalizmin bazen ne denli acımasız ve insanlık dışı olabileceğini,toplum karşısında bir bireyin nasıl da sistemsel olarak çaresiz bırakabilineceğini yönetmenin burda özellikle parmak bastığı kanaatindeyim.Ayrıca iade-i itibar davasında polis şefinin ceza almaması da şu gerçekliğe bir atıf;

‘’Adalet diye bir şey yok olsa da geç gelen adalet adalet değildir!’’

Afiş ayrı güzel,müzikler ayrı güzel,hikaye çok orijinaldi.Bir yandan adalet sistemine isyan ederken bir yandan da bir aile dramına şahit oluyoruz.Film boyunca akli dengesinin yerinde olmadığı bir bireye sırf birileri tatmin olacak diye ceza vermeye çalışanlar finalde vicdanları ile başbaşa kaldılar ve bu hal onlar için bir açmazdı,vicdan ile adaletsizlik arasındaki kısırdöngü…işte içinden çıkamadığımız bu kısırdöngüye aptal aptal gülüyoruz bazen çünkü elimizden hiçbirşey gelmiyor,sinir oluyoruz tüm o tebessümlerde o sinir harbinin ruhumuzdaki dışavurumları bedensel ifadesi adeta….

Görüntü yönetmeni de ayrı bir aura katmış filme,yavaş çekimler,fotoğrafik görüntüler,can alıcı sahnelerdeki ustaca açılar ve damardan zerk edilen dram akışı gerçekten çok iyi yansıtmış bu havayı…

Umarım bu senaryoyu Yeşilçam veya Hollywood sineması farketmez,uyarlamaz çünkü filmin bir dokusu var ancak bu insanlar oynarsa o doku tutar diye bir hissiyatın içindeyim.Tüm karakterler öyle cuk oturmuş ki sanki başkaları bu filmi kotaramaz gibime geliyor… 

Asıl üzüldüğüm nokta ; herşey aslında bir ‘’Sailormoon’’ çanta yüzündendi ya!…

Fargo’nun 3. sezonu başladı, heyooo! :)

Bayan Arıza tarafından 23 Mayıs 2017 tarihinde yazıldı.

"Fargo" filmini çok sevmiştim ve her zamanki gibi Coen kardeşleri ayakta alkışlamıştım. "Acaba dizisi nasıl olur?" diye düşünürken, muhteşem bir ilk sezon çektiler ve önyargılarımı yıktılar. 2. sezon da iyiydi ve mevzunun başlangıcına gittiler. Bu sezon ile günümüze döndüler.

Ve şimdi 3. sezon sağlam başladı. Bu sezon, diğer sezonlara göre daha yavaş ilerliyor fakat yine de biz izleyicileri ekrana çivilemeyi başarıyor.

Bu sezon konusunu, 2010 yılında Minessota’da yaşanmış gerçek bir hikâyeden alıyor. Dizinin kadrosunda iki rolde birden izlediğimiz muhteşem oyuncu Ewan McGregor var. Kendisi Emit ve Ray Stussey isminde abi-kardeşi canlandırıyor.

Yapımcılar, “Emmit Stussey yakışıklı, kendi kendine yeten, gayrimenkul zengini ve mutlu bir aile adamı,” diye tanımlıyor McGregor’un dizideki karakterini. “Tam anlamıyla bir Amerikan rüyası denebilir. Öte yanda, genç erkek kardeşi olan Ray Stussey ise Emmit’in tam zıttı bir portre çiziyor. Kel, göbekli ve lisede sürekli dalga geçeceğiniz türden bir tip. Kısaca bahsetmemiz gerekirse bu sezon Ray’in başarısızlıkları ve talihsizlikleri için kardeşini suçladığı bir hikâye izleyeceğiz.”

Ayrıca Mary Elizabeth Winstead, Carrie Coon, David Thewlis ve Michael Stuhlbarg gibi isimler de dizide rol alıyor.

Noah Hawley’in yazıp yönettiği 10 bölümlük dizi 3. sezonu ile FX’te yayınlanmaya başladı. İlk bölümü izledim ve hemen sizinle paylaşmak istedim. İyi seyirler 🙂

Meryl Streep’li Mamma Mia’nın devam filmi çekiliyor

Bayan Arıza tarafından 23 Mayıs 2017 tarihinde yazıldı.
Meryl Streep, Amanda Seyfried, Colin Firth gibi Hollywood yıldızlarının başrollerde yer aldığı müzikal film Mamma Mia’nın devamı, ‘Mamma Mia: Here We Go Again!’ adıyla çekilecek.

 

2008 yapımı müzikal film 'Mamma Mia’nın devam filmi çekiliyor.

Meryl Streep, Amanda Seyfried, Colin Firth, Pierce Brosnan, Stellan Skarsgård, Julie Walters ve Christine Baranski’den oluşan oyuncu kadrosu ‘Mamma Mia: Here We Go Again!’ adıyla çekilecek yeni filmde de rol alacak.

 

 

 

Ünlü pop grubu ABBA'nın hit şarkılarını kullanan ve adını da grubun 1975 yılında çıkan ‘Mamma Mia’ şarkısından alan müzikalin Temmuz 2018’de gösterime girecek olan devam filminde de ABBA şarkıları yer alacak.

 

 

 

Babasız büyümüş ve bunun hasretini çeken, babasının kimliğini keşfetmeyi ümit eden Sophie Sheridan'ın öyküsünü konu alan yapımın devam filminde konunun nasıl ilerleyeceği henüz bilinmiyor.

 

 

 

Serinin devam filmini The Best Exotic Marigold Hotel'in yazarı Ol Parker yazıp yönetecek.

Kaynak: ntvmsnbc

Çok üzgünüm çok; Chris Cornell hayatını kaybetti…

Bayan Arıza tarafından 18 Mayıs 2017 tarihinde yazıldı.

ABD’li ünlü rockçı Chris Cornell hayatını kaybetti. Türkiye’de de geniş bir hayran kitlesi bulunan Cornell, 52 yaşındaydı.Temsilcisi Brian Bumbery, Associated Press haber ajansına yaptığı açıklamada, Cornell’in Çarşamba gecesi Detroit’te hayatını kaybettiği belirtildi.Bumbery, ünlü rockçının ölümünü “ani ve beklenmedik” olarak nitelendirdi ve ailesinin şoke olduğunu ifade etti.2007 yılında Rock’n Coke kapsamında Türkiye’ye gelen Cornell’ın ölüm nedeniyle ilgili araştırma sürüyor. Ölüm haberiyle dünyada şok etkisi yaratan ünlü müzisyenin bugün Rock the Range adlı festival kapsamında Columbus’ta sahneye çıkması bekleniyordu.

CHRIS CORNELL KİMDİR?

Gerçek adı Christopher John Boyle Boyle olan Amerikalı müzisyen, şarkıcı, gitarist ve söz yazarı Chris Cornell,  20 Temmuz 1964’te Seattle, Washington, Amerika’da dünyaya geldi. Babası Ed Boyle İrlanda asıllı bir eczacı, annesi Karen Cornell ise muhasebeciydi. Peter, Katy ve Suzy isimlerinde üç kardeşi olan Cornell, küçük yaşlarındayken anne babası boşandı. Evlilikleri sona erdikten sonra kardeşleriyle birlikte annesinin soyadı olan Cornell’ı kullanmaya başladı. Devam ettiği liseden asi davranışları yüzünden atılmasına ramak kala annesi onu okuldan aldı. Piyano dersleri alan Cornell daha sonraları annesinin ona hediye ettiği baterinin hayatını kurtardığını söyleyecekti. Daha sonra öğrenim gördüğü okulu 15 yaşında bırakan şarkıcının otoriteyle arası iyi değildi ve geçimlerini sağlayan annesine çalışarak yardımcı olmak istiyordu. Bir süre aşçılık yapan Cornell, bir yandan da müzikle ilgileniyordu. O yıllarda derin bir bunalıma giren ve bir yıl kadar süreyle hiç evden çıkmayan şarkıcı 1984 yılında Kim Thayil ve Hiro Yamamoto’yla birlikte Soundgarden’ı kurdu. 1987 yılında Screaming Life ve 1988’de Fopp isimli EP’leri yayınlayan grup, aynı yıl plak firması SST Records’la anlaşarak ilk debut albümleri Ultramega OK’i piyasaya sürdüler. Albüm onlara 1990 yılında en iyi metal performansı dalında Grammy ödülü kazandırdı.Ölüm ve var oluşçuluk temalı sözleri, güçlü sesiyle Cornell, gün geçtikçe hayran kitlesini genişletiyordu. 1991’de müzik marketlerde yerini alan Badmotorfinger albümüyle double­platinum alan Soundgarden rock ve metal türündeki gruplar arasında ayrıcalıklı bir yer edinmişti. Cornell daha sonra Eddie Vedder ile Pearl Jam kurulmadan hemen önce büyük yankı uyandıran Temple of the Dog projesinin içinde yer aldı. Birlikte yayınladıkları albüm çok büyük ilgi gördü ve ikilinin düet yaptığı Hunger Strike ile Temple of the Dog şarkıları unutulmazlar arasına girdi. Alice Cooper ile Stolen Prayer’da yaptığı düetten sonra Cornell, Soundgarden’ın dağıldığını açıkladı. 

GRAMMY KAZANDI

Solo albümlerle müzik kariyerine devam eden sanatçı, ilk solo çalışması olan Euphoria Morning’i 1999’da müzikseverlerle buluşturdu. Albümden çıkan ilk single Can’t Change Me ile Grammy’yi kucaklayan sanatçı o dönemde ayrıca Great Expectations ve Mission Impossible II soundtrack’lerine de imza attı. 2000’li yıllar Cornell’in bir başka projesiyle start aldı. Rage Against the Machine’den Tom Morello, Tim Commerford ve Brad Wilk ile birlikte Audioslave’i kuran Cornell, yine tüm dünyada büyük ses getirecekti. İlk albümleri sadece Amerika’da 3 milyondan fazla sattı ve ikinci albüm Out Of Exile, Billboard listelerine 1 numaradan giriş yaparak büyük başarı kazandı. Be Yourself, Doesn’t Remind Me ve Your Time Has Come gibi çok sayıda başarılı single yayınlayan Audioslave, Küba’da verdikleri konserle de büyük sükse yaptı. Zira Küba’da konser veren ilk Amerikalı grup olmuşlardı. Yaklaşık 70 bin kişinin izlediği konser ücretsizdi.

JAMES BOND FİLMLERİNİN İLK AMERİKALI ERKEK VOKALİ

2006 yılında yayınladıkları Revelations’dan çıkan birkaç single Miami Vice soundtrack’inde kullanıldı. Cornell daha sonra solo olarak James Bond filmi Casino Royale’in büyük ilgi gören tema müziğini yaptı. Casino Royale tüm zamanların en çok hasılat yapan James Bond filmi olmuştu ve filmin başarısıyla birlikte şarkı da oldukça popüler oldu. You Know My Name adlı çalışma aynı zamanda Amerikalı bir erkek vokal tarafından seslendirilen ilk Bond şarkısıydı.2007 şubatı itibariyle Audioslave’den ayrıldığını açıklayan Cornell ağır bir motorsiklet kazası geçirdi. Ancak her şeye rağmen 1999’dan bu yana merakla beklenen yeni solo albümü Carry On’u tamamladı. Şarkıcı albümden yayınladığı ilk single No Such Thing ve İngiltere için seçilen Arms Around Your Love’ın da aralarında bulunduğu yeni şarkılarını Londra’da verdiği özel bir konser ile tanıttı. (Kaynak:Biyografi.info)

Linda King “Charles Bukowski’yi Sevmek ve Nefret Etmek” – info

Bayan Arıza tarafından 17 Mayıs 2017 tarihinde yazıldı.

Amerikan Yeraltı Edebiyatından birçok simanın şahit olduğu büyük bir aşkın öyküsü…

Genç, güzel şair ve heykeltıraş Linda King, 1970'lerde Los Angeles'ta yaşıyordu. Los Angeles Free Press için Pis Moruğun Notları’nı yazan yeraltı yazarı / şairi Charles Bukowski ile tanıştı. Büstünü yapmayı teklif etti. Sivilceleriyle yaralanmış yüzünü yontarken Bukowski mektupları, yazıları ve zekası ile onu baştan çıkarttı. Âşık oldular. Beş yıl süren sevgi ve nefret dolu, tutkulu ve esprili bir ilişkileri oldu.

Linda King bu birlikteliğin ve ayrılışlarının öyküsünü Bukowski’nin kendisi için yazdığı hiç yayımlanmamış şiirleri ve mektuplarıyla, fotoğraflarla anlatıyor.

(Charles Bukowski'yi Sevmek ve Nefret Etmek, Linda King, Çeviri; Avi Pardo, 356 sayfa)

Charles Bukowski “Çanlar Kimse İçin Çalmıyor” – info

Bayan Arıza tarafından 17 Mayıs 2017 tarihinde yazıldı.

Charles Bukowski’nin ölümünden sonra dergilerden derlenmiş, daha önce hiç kitaplaşmamış öyküleri  ilk kez Türkçe’de.

“Kendi eğlencemi, tatminimi, zarafetimi ve hayranlık duyabileceğim birilerini başka yerlerde aramak zorunda kaldım. Birbirlerine benzer biçimde damgalanmış insan sürüsünün içinde münferit bir deli ya da aziz bulmak hâlâ mümkün. Ben yığınla buldum ama size sadece birkaçından söz edeceğim.”

(Çanlar Kimse İçin Çalmıyor, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 184 sayfa)

‘Kedi’ 9 Haziran’da gösterimde

Bayan Arıza tarafından 16 Mayıs 2017 tarihinde yazıldı.

Ceyda Torun'un yönettiği, ABD'de büyük övgü alan İstanbul'un sokak kedileri belgeseli Türkiye'de 9 Haziran'da gösterime gelecek

ABD’de en çok izlenen Türkiye yapımı film olan Ceyda Torun’un yönettiği belgesel 'Kedi', 9 Haziran'da Türkiye'de gösterime giriyor. Film, İstanbul’u İstanbul yapan sokak kedilerine bir saygı duruşu niteliği taşıyor. ‘Kedi’ başka yerlerde rastlanması pek de mümkün olmayan bu sıradışı durumu baş aktörlerinin gözünden anlatıyor. ABD'de gösterime giren ve Hollywood Reporter'ın "En az konusu olan küçük patiler kadar zarif bu toplu portre, yorgun aklınızı dinlendirecek ve belki de yüksek tansiyona bile iyi gelecek” cümlesiyle tarif ettiği film, İstanbul'un sokak kedilerini merkeze alıyor.    Kaynak: Milliyet Sanat

Yaz aylarının merakla beklenen en iyi filmleri

Bayan Arıza tarafından 4 Nisan 2017 tarihinde yazıldı.
Yaz aylarında sinema salonları daha tenha olsa da bu yaz vizyona girecek filmler salonların dolmasını sağlayacak gibi görünüyor. İşte 2017 yaz aylarında vizyona girecek en iyi filmler… 1

 

THE BEGUILED

Clint Eastwood'un 1971 yılı klasiğini Sofia Coppola yeniden çevirdi. Film, yaralı bir Birleşmiş Milletler askerinin kız okuluna sığınmasını konu ediniyor.

Gösterim tarihi: 30 Haziran

2

 

WONDER WOMAN

Başrolde Gal Gadot’nun yer aldığı kadın süper kahraman filmi Wonder Woman, dünyayı keşfetmek için tropik topraklarını geride bırakıp demir ve camın hüküm sürdüğü dünyamıza dalmasıyla gelişen olayları ele alıyor.

Gösterim tarihi: 2 Haziran

3

 

MY COUSIN RACHEL

Daphne du Maurier'in 1951’de basılan romanına dayandırılan film, Philip'in, eşinin ölümünde parmağı olduğunu düşündüğü kadından intikam almak istemesine rağmen aralarında karşı konulmaz bir çekim oluşmasını ele alıyor.

Gösterim tarihi: 14 Temmuz

4

 

ROUGH NIGHT

Scarlett Johansson’ın başrolde yer aldığı film, bir kız grubu eğlenmek için erkek striptizcileri izlerken kazayla striptizcilerden birinin ölmesiyle gelişen olayları ele alıyor.

 Gösterim tarihi: 30 Haziran

5

 

INGRID GOES WEST

Sürekli olarak saplantılarıyla başa çıkmak zorunda olan, psikolojik olarak rahatsız Ingrid Thorburn’un hikayesini anlatan filmin başrollerinde Aubrey Plaza ve Elizabeth Olsen yer alıyor.

Gösterim tarihi: 4 Ağustos

6

 

ÖRÜMCEK ADAM: EVE DÖNÜŞ

Filmde, 15 yaşında bir lise öğrencisi olan haliyle görünen Örümcek Adam’ı Tom Holland canlandırıyor.

Gösterim tarihi: 7 Temmuz

7

 

VALERIAN VE BİN GEZEGEN İMPARATORLUĞU

Dane DeHaan, Cara Delevingne ve şarkıcı Rihanna’yı bir araya getiren film, Alpha şehrini ve tüm evrenin geleceğini kurtarmak isteyen Valerian ve Laureline’in hikayesini anlatıyor.

Gösterim tarihi: 28 Temmuz

8

 

ATOMIC BLONDE

Antony Johnston'ın aynı adlı romanından uyarlanan, başrollerinde Charlize Theron ve James McAvoy’un yer aldığı film, Berlin Duvarı'nın çöküşü ve süper güç birliklerinin değiştirilmesi arifesinde MI6'in en ölümcül suikastçısı Lorraine Broughton’un başından geçenleri anlatıyor.

Gösterim tarihi: 28 Temmuz

9

 

A GHOST STORY

Yakın zamanda ölmüş, beyaz çarşaflı bir hayaletin evine dönerek karısına ulaşmaya çalışmasını anlatan filmin başrollerinde Casey Affleck ve Rooney Mara yer alıyor.

Gösterim tarihi: 7 Temmuz

Kaynak: NTV

Rowling’in yeni romanının ismi belli oldu

Bayan Arıza tarafından 4 Nisan 2017 tarihinde yazıldı.

Harry Potter serisinin yazarı İngiliz J.K. Rowling'in yeni romanının adı belli oldu

Aktif bir Twitter kullanıcısı olan J. K. Rowling yeni romanının adı hakkında Twitter üzerinden bir tahmin yarışması düzenledi. Rowling attığı tweet ile yeni romanının adının iki sözcükten oluştuğunu ve birinci sözcüğün dördüncü harfinin ve ikinci sözcüğün ikinci harfinin H olduğunu söyleyip takipçilerinden tahmin yürütmelerini istedi.   Gelen cevaplar arasından @warpathed takma adlı bir kullanıcı Rowling'in yeni romanının adının 'Lethal White' olduğunu tahmin etti ve yazarın yeni romanının ilk baskısından adına imzalı bir kopya kazandı.   Rowling'in bu yeni romanının Robert Galbraith adı altında kaleme aldığı dedektif karakteri Cormoran Strike'ın yeni bir macerası olduğu biliniyor. Romanın ne zaman yayımlanacağı ise henüz belirsiz.     Kaynak: Milliyet Sanat