• Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, 21 Eylül’de Zorlu PSM – STUDIO’da!

    Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, gitarda Sortiris Vayenas, basta ve vokalde Spiros Antoniou ve gitarda Christos Antoniou ile 1990 yılında kuruldu. 1991 yılında yayınladıkları uzunçalar Temple of the Lost Race ile tam anlamıyla kurulan grup, 1994’te ilk albümleri Mystic Places of Dawn’ı yayınladılar. Peşpeşe bir çok albüm yayınlayan grup, ...

  • 15 Kasım 2019-> Moonspell – Rotting Christ

    Gotik metalin en büyük isimlerinden olan MOONSPELL ve çok yönlü kariyerinin son dönemlerinde melodik black metale yakın duran ROTTING CHRIST, %100 Metal kapsamında ve Vera Müzik organizasyonuyla 15 Kasım’da IF Performance Hall’da hayranlarını unutulmaz bir geceye davet ediyorlar. Portekiz’in en büyük grubu MOONSPELL ve Yunanistan’ın en büyük grubu ROTTING CHRIST güçlerini ...

‘How I Met Your Mother’ ekibinden yeni dizi

Bayan Arıza tarafından 23 Aralık 2016 tarihinde yazıldı.

Kült dizi ‘How I Met Your Mother’ın kadrosundan yeni dizi geliyor. Spin-off dizisinin adı ‘How I Met Your Father’ olacak.

2005 yılında başlayan ve 2014 yılında seyircilere veda eden durum komedisi türündeki ‘How I Met Your Mother dizisinin spin off’u, yani aynı oyuncularla benzer bir dizinin çekimlerine hazırlanılıyor. Yeni dizinin adının How I Met Your Dad olması gündeme gelmiş ve kadroda Greta Gerwig, Tiya Sircar, Andrew Holm ve Meg Ryan’ın kadrosunda yer alacağı açıklanmıştı. Ancak proje daha sonra rafa kaldırılmıştı.

Şimdi tekrar hayata geçirilme kararı alınan dizinin ‘How I Met Your Father’ ismiyle çekilmesi bekleniyor. Dizinin arkasında yer alacak ekip, ‘This is Us’ta beraber çalışan Isaac Attacker ve Elizabeth Berger olacak.

How I Met Your Mother’ın yaratıcıları Carter Bays ve Craig Thomas ise yapımcı olarak diziye katkıda bulunacak.

Kaynak: ntv/sanat

‘Anayurt Oteli’ İngilizcede

Bayan Arıza tarafından 19 Aralık 2016 tarihinde yazıldı.

Yusuf Atılgan'ın sinemaya da uyarlanan romanı, 'Motherland Hotel' ismiyle İngilizceye çevrildi

 

Yusuf Atılgan'ın 1986 yılında Ömer Kavur tarafından sinemaya da uyarlanan romanı 'Anayurt Oteli' İngilizcede basıldı. City Lights  tarafından 'Motherland Hotel' adıyla yayımlanan romanın İngilizce çevirisi Fred Stark'ın imzasını taşıyor. Atılgan'ın ünlü romanının İngilizce baskının kapak yazısı,  Arjantinli yazar ve çevirmen Alberto Manguel tarafından kaleme alındı. 

 

Kaynak: Milliyet Sanat

Dizi Kritiği “This is Us”

Bayan Arıza tarafından 19 Aralık 2016 tarihinde yazıldı.

Six Feet Under'ı ne kadar çok sevdiğimi bilirsiniz. İşte! Tam o ayarda naif bir dizi. Son zamanlarda izlediğim en güzel, samimi, masalsı, şiir gibi, edebiyat gibi dizi. Kimi zaman gözyaşlarınıza hâkim olamayabilirsiniz; kimi zaman da gülebilirsiniz.

Kesinlikle "this is us" hakkında spoiler verip büyüyü bozmak istemiyorum. Ama biraz vaktiniz varsa vakit ayırmanızı çok arzu ediyorum.

Hüzün, duygusallık, aile kavramı, kardeşlik…

Dokunaklı, kurgusu güzel, müzikleri, verdiği mesajlar, dönemleri yansıtan kısımlar da güzel işlenmiş, kostümler, her şey gerçekçi.

Bölüm bitsin hiç istemiyorsunuz.

Oyuncular da tanıdık. Heroes'dan tanıyıp sevdiğimiz Milo Ventimiglia evin babası "Jack"i çok güzel oynuyor çünkü müthiş bir baba. Anne olarak da aynı zamanda şarkıcı da olan Mandy Moore var. Dizinin yaratıcısı Dan Fogelman ki senaryoya da katkısı mevcut. Diğer oyunculardan bazıları "Randall"ı oynayan Sterling K. Brown, "Kate"i oynayan Chrissy Metz, "Kevin"i oynayan Justin Hartley sayılabilir.

Anne, baba, üç çocuk ve onların hayatlarını feedback'lerle anlatan harika bir dizi. Çok etkiledi beni. Umarım siz de keyif alırsınız.

Dylan’ın Nobel’ini Patti Smith aldı

Bayan Arıza tarafından 13 Aralık 2016 tarihinde yazıldı.

Bob Dylan'ın kazandığı Nobel Edebiyat Ödülü, ABD'li müzisyen Patti Smith'e sunuldu. Dylan gönderdiği konuşmada şarkılarının edebi yönününü sorgulamadığını vurguladı

Önceki gece İsveç’te düzenlenen törende Bob Dylan’ın edebiyat dalındaki Nobel’ini ABD’li müzisyen ve şair Patti Smith aldı. ABD İsveç Büyükelçisi, Dylan’ın gönderdiği konuşmayı okudu. Konuşmada Dylan, Nobel’i kazandığını öğrendiğinde büyülendiğini ve şaşırdığını çünkü hiç durup şarkılarının edebi olup olmadığını düşünmediğini belirtti.   Erken yaşlardan itibaren Rudyard Kipling, George Bernard Shaw, Thomas Mann, Pearl Buck, Albert Camus ve Ernest Hemingway’in aralarında olduğu Nobelli ve büyük edebiyatçıları okuduğunu belirten Dylan, bu isimlere katılmasını ifade edecek kelime bulmakta zorlandığını da vurguladı: “Eğer biri bana Nobel Ödülü şansımı sorsaydı, Ay’da olmak kadar bir şansım olduğunu söylerdim”.   Yazdığı konuşmada Shakespeare üzerinden bir örnek veren Dylan, yazarının ‘Hamlet’i  kaleme alırken muhtemelen hangi oyuncuların oynayacağını veya nereden bir kafatası bulacağını düşündüğünü kaleme alan Dylan “Shakespeare’in zihnini meşgul eden son şey, ‘Bu eser, edebi mi?’ sorusuydu” diye yazdı. Kendisinin de bir şarkı yazarken müziğin doğru tonda mı olup olmadığı gibi gündelik meselelerle meşgul olduğunu belirten Dylan, şarkılarının edebiyat olup olmadığını sorgulamadığını vurguladı. Bu soruyu sordukları ve şarkılarının edebiyat olduğuna karar verdikleri için İsveç Akademisi’ne teşekkür etti.   Patti Smith törende Dylan’ın en ünlü şarkılarından 'A Hard Rain’s A-Gonna Fall’u seslendirdi. Şarkının sözlerini unutan Smith, katılımcılardan gergin olduğu ve sözleri unuttuğu için özür diledi.

 

Kaynak. Milliyet Sanat

Erdal Tosun’u kaybettik

Bayan Arıza tarafından 30 Kasım 2016 tarihinde yazıldı.
Tiyatro, televizyon ve sinemadaki çalışmalarıyla Türkiye'nin başarılı karakter oyuncularından Tosun, Sarıyer'de geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti

Yeşilçam'ın sevilen oyuncusu Necdet Tosun'un büyük oğlu, '80'li yılların başından beri rol aldığı sinema, tiyatro ve televizyon işleriyle Türkiye'nin en sevilen yüzlerinden biri olan oyuncu Erdal Tosun, Sarıyer'de meydana gelen korkunç trafik kazasında hayatını kaybetti. Kardeşi Gürdal Tosun'u 2000 yılında kaybeden Tosun 53 yaşındaydı.   Kardeşi Gürdal Tosun ile.

  İddiaya göre Levent'ten Sarıyer yönüne giden bir otomobilin sürücüsü kavşakta direksiyon hakimiyetini kaybetti ve takla attı. Araç oyuncu Erdal Tosun'un otomobilinin üzerine düşüp yola savruldu. Erdal Tosun tavan kısmı çöken araçta yaşamını yitirdi. Kaza sonrası ailesi hastaneye koştu. Erdal Tosun'un böbrek rahatsızlığı yaşadığı, kaza anında da diyalize girmek için yola çıktığı öğrenildi.   Doğan Haber Ajansı'nın haberine göre, kaza saat 06.30 sıralarında Sarıyer, Büyükdere Caddesi İl Jandarma Komutanlığı Kavşağı'nda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Levent'ten Sarıyer istikametine seyir halindeki 34 EJ 8342 plakalı otomobil sürücüsü, kavşağa girdiği sırada direksiyon hakimiyetini kaybetti.   Kontrolden çıkan araç kaldırıma çarptıktan sonra Sarıyer'den Levent istikametine seyir halindeki sanatçı Erdal Tosun’un kullandığı 34 UJ 3409 plakalı otomobilin üstüne düşerek yola savruldu. İtfaiye ekiplerinin 1 saatlik çalışma sonucu çöken araçtan çıkardığı Tosun'un olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi.     9 Nisan 1963 tarihinde İstanbul'da doğan Tosun, 1981 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetip Türkan Şoray'ın başrolünde olduğu 'Mine' adlı filmde rol alarak sanat dünyasına adım attı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümü mezunu Tosun, Antalya Devlet Tiyatrosu'nda görev aldı. Murathan Mungan'ın 'Mezopotamya Üçlemesi'nde rol aldıktan sonra Devlet Tiyatroları'ndan ayrılarak Yılmaz Erdoğan'ın kurduğu BKM Oyuncuları'na katıldı. Üne kavuşması ise BKM yapımı televizyon dizisi 'Bir Demet Tiyatro'da canlandırdığı mafya babası Eyvah Necdet ve işçi lideri Spartakist Vedat karakterleriyle oldu. Yine BKM'nin sinema projeleri 'Vizontele', 'Organize İşler', 'G.O.R.A.' ve 'Neşeli Hayat'ta oynayan Tosun, son olarak 'Küçük Esnaf' filminde rol almıştı.   Oynadığı bazen sert ama çoğu zaman sakin ve babacan bir taraf taşıyan karakterlerle Türkiye'de her kesimden seyircinin sevgisini kazanmış Tosun'un eski eşi İlknur Tosun'dan Zeynep Kiraz adında bir kızı var.

 

Kaynak: Milliyet Sanat

Moonspell Konser Kritiği (20 Kasım 2016 Dorock XL)

Bayan Arıza tarafından 21 Kasım 2016 tarihinde yazıldı.

Portekizli metal devi Moonspell, Opium, Awake, Ruin & Misery, Ravenclaws ve Full Moon Madness gibi en önemli şarkılarını içeren Irreligious albümünü 1996'da yayımladı ve bu albümün 20. yılını bazı festivaller ve konserlerle kutluyor. Bu kutlamalara İstanbul'u da dahil edince hem onları 2. kez izleyelim istedik; hem de konseri merak etmeye başladık.

Bir gün öncesi Sepultura yorgunluğu nedeniyle istediğimiz halde ön grup "Sülfür Ensemble"a yetişemedik ki o kadroyu da çok seviyoruz, hepsi bizim jenerasyon. Radical Noise, Antisilence, uçk grind. Hepsini defalarca canlı izlemişliğimiz var. Bu konser Pazar değil de Cumartesi olsaymış tadından yenmezmiş. Neyse mızmızlanmayı bırakıp, biletin hakkını fazla fazla veren Moonspell'e teşekkür ediyor, yazıya dönüyorum.

22.00'de başlayacağı söylenen konser için 22.30'da Dorock XL'deydik ve Sülfür Ensemble sahneden inmişti.

23.00 gibi Portekizli Fernando ve ekibi sahneye çıktı. Tabii ki onlardan beklediğimiz gibi muhteşem bir sahne şovu ile. Bitmesini istemediğimiz bir konser oldu. Zira neredeyse bütün hitlerini çaldılar. Seyirci de muhteşemdi. Tüm şarkılara eşlik edildi.

Gotik grubu olmalarından kelli o atmosferik ve teatral havayı fazlasıyla soluduk. Hele hele Vampiria'da "n!'oluyouz ulan?" dedik. Çünkü sahnede bir vampir vardı.

Ziyadesiyle müthiş konserdi. Arka arkaya tüm o bildiğimiz ve sevdiğimiz şarkıları çaldılar. Mekân da doluydu ve yine yaş ortalaması yüksek, gelenler de harbi Moonspell fanlarıydı.

Sahneye yine bir dansöz çıkardılar (olmazsa olmazlardan):P

"Alma Mater" ile konser biter mi? Bitmez tabii. Ardından da klibine özellikle tav olduğum "Everything Invaded" geldi.

Ayrıca Vokalist Fernando Riberio muhteşem bir sese sahip. Kendi kategorisi içinde en güzel sese sahip vokallerden biri.

Moonspell'i bir kez daha izlememize vesile olan Dorock XL ekibine teşekkürler. Çok keyifli konserdi, eyvallah.

Sepultura Konser Kritiği (19 Kasım 2016 Garaj İstanbul)

Bayan Arıza tarafından 21 Kasım 2016 tarihinde yazıldı.

Sepultura'yı 3. kez, Max ve Igor kardeşleri ise ilk kez izlediğim konserdi. Yeni Melek'e yıllar önce geldiklerinde ve tam bir sene önce hatta geçen sene doğum günümde yine Garaj İstanbul'da izlediğimizde çok keyif almıştım. Evet neticede Sepultura'yı Sepultura yapan bu biraderler değil mi? Evet! Ama bu konser "Roots" albümü konseptli olduğu için Motörhead ya da Celtic Frost cover'ı yerine Arise'dan, Beneath the Remains'den, Chaos A.D'den şarkılar dinlemek leziz olurdu diye düşünüyorum. Artık kanımca telif hakkından mıdır yoksa sadece albümü komple çalıp bir başka şarkı çalmamaları gerektiğinden mi bilemiyorum. Yardırdılar tabii o ayrı. Yine de keyifli konserdi. Yine olsa gider miyim? Yok artık diyorum. Üçledik işte daha ne olsun:)

Roots çıkalı da 20 yıl olmuş. Haliyle tüm eski tayfa oradaydı. Yaş ortalaması 35 diyelim bari de şey olmasın:)

Çok kısa sürdü, nasıl başladı bitti anlayamadık. Zamanında başladı. 22.00 olmadan konser bitti. Sanırım konser camiasında bir ilktir bu kadar erken evlere dağılmak. ki biz dağılmadık, oradan da kesmediği için Dorock'a gidip en sevdiğimiz cover grubu olan Razor dinledik. Ertesi güne Moonspell'e gideceğimiz için çok yorgun olmayalım filan demiştik ama hepsi nafile oldu. Boyun tutuldu, ayaklar şişti, ses kısıldı, sarhoş olundu 🙂

Şimdi sözlük'e baktım da arkadaşın biri muhtemel set list demiş ki bi kısmı tutuyor.

muhtemel setlisti

-ıtsári -roots bloody roots -attitude -cut-throat -ratamahatta -breed apart -straighthate -spit -look away -dusted -born stubborn -jasco -ambush -endangered species -dictatorshit -procreation (of the wicked)

-ace of spades -song played from tape -canyon jam

Leonard Cohen'in "Görkemli Kaybedenler"i okudunuz mu? Kendime çıkardığım notlardan birkaç alıntı var aşağıda. Kitap hakkında fikir vermiş olur sizlere.

* Öylesine insanım ki çok fazla kabızlık çekiyorum.

* Her sabah uyandığımda kendimi neden bu kadar kötü hissediyorum?

* Tekrar biz olduğumuzda hatırlarız bunu, belki de bir daha asla biz olamayız.

* Kahrolsun genital emperyalizm! Bedenin her köşesi boşalabilir.

* İçimdeki bütün o dünlerle yeni bir şeye nasıl başlayabilirim.

* İçimde yaşamak istemiyorum.

* Senin Sabahında Büyük Harflerle Başlayan Bir Yaratığım.

* Bir insanın doğasındaki en özgün şey genellikle en umutsuz olandır.

* Her sürüngen kendisi için!

* Bu dünya eksiktir!

* Zehirli dikenlerin arasında, bir çiçek gibi yaşıyorsun burada.

* Senin gözlerinde, beni olmak istediğim gibi tarif eden bir şey vardı.

* Daha saf bir inanç için, eğitimi reddetmeyi istiyordum.

***

Aşağıda, üç liriğinin Türkçesini okuyacaksınız.

İki Kalıp Sabunum Var

İki kalıp sabunum var, Badem kokulu Biri sana biri bana. Banyoyu doldur, Birbirimizi yıkayalım.

Param yok, Eczacıyı öldürdüm.

İşte bir kavanoz da yağ, Tıpkı İncil’deki gibi, Uzun kollarıma Pırıl pırıl yapacağım tenini.

Param yok, Kokucuyu öldürdüm

Pencereden dışarı bak, Dükkanlara, insanlara Arzunu söyle bana, Anında olacak,

Param yok, Param yok.

Mektup

Aileni nasıl öldürdüğün Hiç ilgilendirmiyor beni Ağzın gövdemde gezinirken

Hem biliyorum rüyalarını Unufak olan şehirlere, dörtnala atlara dair Güneşin çok yakınlaşmasına dair Ve gecenin hiç sona ermemesine.

Ama bunlar hiç ilgilendirmiyor beni Gövdenin yanıbaşında

Biliyorum dışarda bir savaş sürmekte Sen emirler vermektesin Bebeler boğdurulmakta, generallerin kellesi uçurulmakta

Ama kan beni hiç ilgilendirmiyor Senin etini rahatsız etmiyor.

Dilinde kan tadı almak Şaşırtmıyor beni Kollarım saçlarına karışırken

Sanma ki anlamıyorum Neler olacağını Alaylar katledildikten, Orospular kılıçtan geçirildikten sonra

Hem bunu sadece senden çalmak için yazıyorum Bir sabah kellem, kanlar damlayarak Öteki generallerle birlikte Evinin kapısından sallandırıldığında

Bütün bunları önceden bildiğimi Ve beni hiç ilgilendirmediğini nihayet bil diye.

Armağan

Bana diyorsun ki sessizlik Huzura daha yakınmış şiirlerden Ama armağan diye sana Tutup sessizliği getirsem (çünkü bilirim sessizliği) derdin ki    Sessizlik değil Bu gene şiir Ve bana geri verirdin.

Türkçesi: Fatih Özgüven, bi tarihteki ROLL’dan

Leonard Cohen hayatını kaybetti

Bayan Arıza tarafından 12 Kasım 2016 tarihinde yazıldı.
Leonard Cohen, 82 yaşında hayata gözlerini yumdu. Yazar, şair, söz yazarı ve müzisyen Leonard Cohen geçen ay çıkardığı You Want It Darker albümüyle ilgili konuşurken “Ölmeye hazırım. Umarım fazla rahatsızlık vermez" demiş; Ağustos ayında ise kaybettiği 'ilham perisi’ sevgilisi Marianne Ihlen’e yazdığı mektubunda; "Sanıyorum ki çok kısa bir süre sonra peşinden geleceğim" demişti.

Leonard Cohen, 82 yaşında hayata gözlerini yumdu. 

 

Kanadalı ünlü yazar, şair, söz yazarı ve müzisyen Cohen'in Facebook hesabından yapılan açıklamada "Derin bir üzüntü ile efsanevi şair, besteci ve sanatçı Cohen'in yaşamını yitirdiğini bildiririz. Müzik dünyasının en saygıdeğer ve üretken sanatçılarından birini kaybettik" denildi.

 

 

Kaynak: ntvmsnbc

KÜÇÜK PRENS “Antoine de Saint-Excupery”

Bayan Arıza tarafından 8 Kasım 2016 tarihinde yazıldı.

Okurken altını çizdiklerim:

4. Bölüm: Size B612 numaralı gök taşının ayrıntılarını anlatıyor, bir de üstelik numarasını veriyorsam bunun nedeni yine büyükler. Büyükler sayılara bayılır. Örneğin yeni bir arkadaş edinip büyüklere ondan bahsettiniz, size asla en önemli soruyu sormazlar. "Sesinin tonu nasıl? Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı?" gibi sorular yerine, "Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?" gibi sorularla onu tanıyabileceklerini zannederler.

Büyüklere, "pembe kiremitli, pencerelerinde sardunyalar ve damında güvercinler olan bir ev gördüm" deyin, o evi asla gözlerinin önüne getiremezler. Ama, "yüz bin liralık bir ev gördüm." deyin, hemen "Ne güzel!" diye haykırırlar.

Örneğin, Küçük Prens'in varlığının kanıtı olarak, "O çok tatlıydı, hep gülüyor ve bir koyun istiyordu" derseniz, bunu çocukça bulduklarını söyler, omuz silkerler. Eğer, "Onun geldiği gezegenin numarası B612" derseniz, hemen ikna olup soru sormayı bırakırlar. Onlara kızmayın. Ne yapalım, huyları böyle. Çocuklar büyükleri hoş görmeye alışmalı. Bizler hayatı anlayabiliyoruz, o yüzden rakamlara takılıp kalmıyoruz!"

10. Bölüm: Herkesten verebildiği kadarını istemeliyiz. Hakimiyet öncelikle akla dayanır.

***

– Demek ki kendi kendine adalet sağlayacaksın. En zoru da budur. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha zor bir iştir. Bunu başarabilirsen gerçek bir bilge olabilirsin.

11. Bölüm: Çünkü kibirli biri için diğer insanlar ancak onun hayranı olabilirdi.

13. Bölüm: Sahipsiz bir elmas bulursan senin olur. Sahipsiz bir ada bulursan da senindir. Kimsenin aklına gelmemiş bir fikir bulursan da patentini alırsın, senin olur. Benden önce kimse akıl etmediğine göre, yıldızlar benim demektir.

***

Benim her gün suladığım bir çiçeğim var. Her hafta temizlediğim de üç yanardağım. Sönmüş olanı da ne olur ne olmaz diye temizlemeye devam ediyorum. Dolayısıyla sahip olduğum çiçek ve yanardağlarım için yararlı bir şey yapıyorum. Ama senin yıldızlarına hiçbir yararın dokunmuyor…

17. Bölüm: İnsan zekâ sergilemeye kalkışmaya görsün, hafiften yalan söylediği de olabiliyor.

***

Bir anlık sessizlikten sonra Küçük Prens, "Peki nerede bu insanlar? Kendini çölde çok yalnız hissediyor insan." diye söze girdi.

"Ben kendimi insanların arasında da yalnız hissediyorum." dedi yılan.

18. Bölüm: Küçük Prens kibarca, "İnsanlar nerede?" diye sordu. Çiçek eskiden oradan geçen bir kervan görmüştü. "İnsanlar mı? Altı yedi insan ya vardır ya yoktur sanıyorum. Seneler önce görmüştüm onları. Şimdi kimbilir nerededirler? Rüzgâr nereye götürürse artık…Kökleri yok ya, hayatları çok zor." "Elveda" dedi Küçük Prens. "Elveda" dedi çiçek.

20. Bölüm: "Gülüz biz." dedi güller. "Hmmm…" dedi Küçük Prens..ve kendini çok mutsuz hissetti. Çiçeği ona tüm evrende bir eşinin daha bulunmadığını söylemişti. Oysa bu bahçede birbirinin eşi beş bin tane gül vardı! "Bu durumu görse çok alınırdı…Komik duruma düşmemek için öksürükten ölüyor numarası yapardı, ben de onu tedavi ediyor gibi yapmak zorunda kalırdım, yoksa gerçekten ölmeye kalkardı…" diye düşündü. "Ben eşi benzeri olmayan bir çiçeğim var diye kendimi zengin sanırdım, oysa o, sıradan bir gülmüş. Yanardağlarıma gelince, onlar da ancak dizime geliyor. Demek ki hiç de büyük bir prens değilmişim…"

21. Bölüm: "İnsanların tüfekleri vardır ve durmaksızın avlanırlar. Bu da bizim rahatımızı kaçırır! Bir de tavuk yetiştirirler. Başka dertleri yoktur hayatta."

***

"Sen benim için yüz binlerce çocuktan birisin. Ne senin bana ihtiyacın var ne de benim sana. Ben de senin için yüzbinlerce tilkiden biriyim. Ama sen beni evcilleştirirsen, ikimiz de birbirimize ihtiyaç duyarız. Sen benim için eşsiz birine dönüşürsün, ben de senin için."

***

"Elveda. Çok basit bir sur vereyim şimdi sana: Aslolan gözle görülmez. İnsan ancak yüreğiyle baktığında görür." Küçük Prens bunu aklında tutabilmek için, "Aslolan gözle görülmez." diye kendi kendine tekrar etti. "Önemli olan, senin o güle verdiğin emektir." "O güle verdiğim emektir." diye tekrarladı yine Küçük Prens unutmamak için. "İnsanlar bu basit gerçeği unuttular ama sen unutma. Evcilleştirdiklerinden ömrün boyunca sorumlusun. Gülünden artık sen sorumlusun." Küçük Prens unutmamak için tekrarladı. "Gülümden artık ben sorumluyum."

22. Bölüm: "Gittikleri yerden memnun kalmadıkları için mi dönüyorlar?" "Kimse bulunduğu yerden memnun kalmaz ki."

24. Bölüm: Asıl güzellik görünmeyen şeylerde gizlidir!

25. Bölüm: Küçük Prens, "İnsanlar en hızlı araçlara binip bir yerlere gidiyor, ama gittikleri yerde ne aradıklarını bile bilmiyorlar. Boşuna koşuşturup durduklarına değse bari…" dedi.

27. Bölüm: Bense üzgündüm ama, "Yorgunum." diyordum.