• Bob Geldof İstanbul’a geliyor

    14 Temmuz’da İstanbul’un en gözde organizasyonlarına ev sahipliği yapan Küçükçiftlik Park’ta gerçekleşecek FESTTOGETHER dünyaca ünlü yıldız Bob Geldof’u ağırlayacak. İstanbulluları coşkulu bir festival havası ve sosyal fayda odaklı bir gün bekliyor. Festivale destek veren diğer STK’lar ise şöyle: TOG, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Çaba Derneği. Katılımcılar biletlerini aldıklarında otomatikman TİDER, ...

  • Birlikte Güzel Sunar: Rock Off 2019, 1 senelik aranın ardından 6 Temmuz Cumartesi günü Parkorman’da!!!

    2014 yılında ilki gerçekleşen ve aralarında Megadeth, Korn, Amon Amarth, Apocalyptica gibi gruplarında bulunduğu onlarca yabancı ve yerli gruba ev sahipliği yapan Birlikte Güzel Sunar: Rock Off 2019’un ilk konuğu ülkemizde oldukça geniş bir hayran kitlesi bulunduran, İsveç’in progresif metal türündeki en büyük gruplarından OPETH. İmza ve söyleşi seansları, akustik performansların da gerçekleşeceği ...

  • 20 Temmuz-> One Love Festival 15 – Day & Night

    One Love Festival, arkasında günlük güneşlik anılar, önünde umut dolu bi' yazla 20 Temmuz'da Parkorman ve Volkswagen Arena'da... Parkorman - Kapı Açılış: 12:00 Kapanış: 23:59 Volkswagen Arena - Kapı Açılış: 23:30 Kapanış: 06:00 "Güzel şeylerin, geleceğini hissedersin. Tanıdık bir şarkı duyarsın, özlediğin birisi arar, güneş çıkar bir anda, bilirsin. Bu yaz, özlediğin ya da ilk kez ...

  • Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, 21 Eylül’de Zorlu PSM – STUDIO’da!

    Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, gitarda Sortiris Vayenas, basta ve vokalde Spiros Antoniou ve gitarda Christos Antoniou ile 1990 yılında kuruldu. 1991 yılında yayınladıkları uzunçalar Temple of the Lost Race ile tam anlamıyla kurulan grup, 1994’te ilk albümleri Mystic Places of Dawn’ı yayınladılar. Peşpeşe bir çok albüm yayınlayan grup, ...

  • 15 Kasım 2019-> Moonspell – Rotting Christ

    Gotik metalin en büyük isimlerinden olan MOONSPELL ve çok yönlü kariyerinin son dönemlerinde melodik black metale yakın duran ROTTING CHRIST, %100 Metal kapsamında ve Vera Müzik organizasyonuyla 15 Kasım’da IF Performance Hall’da hayranlarını unutulmaz bir geceye davet ediyorlar. Portekiz’in en büyük grubu MOONSPELL ve Yunanistan’ın en büyük grubu ROTTING CHRIST güçlerini ...

  • 11 Temmuz-> Glenn Hughes performs Deep Purple Classics Live

    Milyonların “Rock’ın sesi” olarak tanıdığı Rock and Roll Hall of Fame üyesi ve eski süper rock grubu Black Country Communion'un solisti olan Deep Purple'ın eski basçısı ve solisti Glenn Hughes, “Glenn Hughes performs Deep Purple Classics Live” projesiyle Deep Purple efsanesini günümüze taşıyor! 15 Mart 1976’da Liverpool Empire’da Purple ile son ...

  • %100 Metal iftiharla sunar! Manowar Final Battle Istanbul

    Metal tarihinin en büyük gruplarından MANOWAR, The Final Battle turnesi kapsamında unutulmayacak bir konser için ülkemize geliyor! Heavy metal bayrağını neredeyse 40 yıldır en tepelerde taşıyan efsane grup MANOWAR, 20 Temmuz gecesi KüçükÇiftlik Park’ı dolduracak binlerce insana %100 Metal bir gece yaşatmak üzere, bugüne kadarki en büyük sahne prodüksiyonuyla karşımızda ...

Evren Özer’den Film Kritiği: En Kongelig Affaere (Yasak Aşk)

Bayan Arıza tarafından 18 Ağustos 2017 tarihinde yazıldı.

Kıta Avrupası’nın tarihi hep ilgi çekmiştir ki sebebi Kavimler Göçü ile başlayan demografik değişimlerdir.Özellikle Avrupa’nın sarı saçlı mavi gözlü nesilleri bu Kavimler Göçü’nün neticesidir.Tarih özelinde bakacak olursak Aydınlanma Çağı denilen toplumsal olarak kendini yenileme,Hristiyan otoritenin sorgulandığı bir nevi geriye itildiği bu süreç kıta Avrupa’sının çehresini değiştirmiştir… 

İşte tam bu noktada karşımıza Danimarka tarihi odağından kıta Avrupa’sının aynasına bakıyoruz.A Royal Affair dönem filmi olarak gayet başarılı bir yapım,kostümler olsun mekanlar olsun gayet doyurucu.senaryo tekniği (senaryo aşamasında Bodil Steensen-Leth’in yazdığı Prinsesse af Blodet adlı kitaptan yararlanılmış) ve kurgusu ile akıcılığı sağlıyor.Oyunculular göz doldurucu,yasak bir aşk hikayesi üzerinden Danimarka tarihinin bir kesitine şahit olmaktayız… 

Konu olarak ise; 

İngiliz Prensesi Caroline,1776 yılında Danimarka Kralı 7.Christian ile evlendirilir.Birbirlerini hiç görmeden evlendirildikleri için,Caroline eşinin akli dengesinin bozuk olduğunu ancak Danimarka’ya gittiğinde öğrenir.İkisi de çok gençtir.Ülkeyi yönetmek kralın görevidir ama genç kral çocuksu ve dengesiz hareketleriyle güven vermediği için tüm kararları kabinedeki bakanlar alır.  Christian’ın akıl sağlığı iyice bozulmaya başladığında saraya Almanya’dan özel bir doktor getirilir.Doktor Struensee,kralın güvenini kazanmakla beraber genç kraliçenin de aşkını kazanır.İkisi de özgürlükçü akımdan etkilendiğinden kralı yönlendirerek işkenceyi ve köleliği kaldırırlar.Halkın refahı için büyük atılımlar yapmaya çalışırlar.Bu durum kralın annesini, eski kabine üyelerini ile din adamlarını rahatsız eder.Doktor ve Kraliçe arasındaki gizli ilişkinin sarayda fark edilmesi an meselesidir ve dedikodular çıkmaya başlamıştır ve olaylar gelişir… 

A Royal Affair, Berlin Film Festivalinde Gümüş Ayı ödülüne layık görülmüş ve Danimarka’nın yabancı dilde Oscar adayı olarak Akademi’ye gönderilmiş. 

A Royal Affair kendi dönemindeki Rönesans akımının yazarlarından da ve şairlerinden de söz ediyor.Rönesans dönemindeki yazar ve şairlerin hem isimleri hem de yapıtlarından alıntılar yapıyor,dikkat çekiyor bir nevi kitap okuyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz ki bu çerçeve de film bize güzel bir panoramik ayna tutuyor dönemin içinde bulunduğu değişim rüzgarına… 

Mads Mikkelsen’den bahsedecek olursak Casino Royale ile tanıdım ki filmdeki kötü karakteri gayet başarılı bir şekilde canlandırmıştı.Daha sonra Die Tür ile değişik bir senaryo da kendini kanıtladı bence ki arkasına izlediğim Clash Of Titan,The Three Musketeers yardımcı rollerde muntazam bir oyunculuk çıkarmıştı.A Royal Affair’den sonra Jagten’i ben şahsen konu olarak beğenmedim ama oyunculuğu yine göz doldurucuydu.Doctor Strange ve Rogue One ile de yardımcı rollerine devam etti… 

Alicia Vikander kadın başrolde pek başarılıydı,önü açık gibi görünüyor.Bu filmden sonraki izlediğim filmleri Ex Machina (ben pek beğenmedim filmi ama kendi adına değişik bir deneyimdi) The Man From U.N.C.L.E (eğlenceli bir rolde başarılıydı) Jason Bourne (eh işte idare etti) şeklindeydi… 

Ve deli kral rolünde Mikkel Boe Følsgaard…daha önce onu Kvinden i buret (Kafesteki Kadın) da izlemiştim.Kendisinin rolü çok yoktu ama öyle bir büyüttü ki rolünü kısacık zaman diliminde filmin can alıcı sahnesinde damgasını vurdu.(ki o seri (3 film) ayrı bir inceleme konusu olur,tavsiye ederim.) Bu filmde de 2 başrolün yanında hiç de sönük kalmadı,kendi oyunculuğunu ve rolünü en az onlar kadar zirvede oynamış… 

İlgimi çeken hususlardan biri de filmin ismi…Orijinal isim En kongelig affære İngilizce çevirimi ‘A’ Royal Affair…’A’ hecesi belirsiz bir ismi nitelerken ‘The’ hecesi belirli bir ismi niteler.Bilinçli bir tercih gibi geliyor bana çünkü seyirciye ‘siz sarayda yaşanan bir yasak aşkı izliyorsunuz ya!(belirli) Derdim o değil anlattığım bambaşka bir şey(belirsiz)’ mesajını veriyor… 

Film bize bir ülkenin tarihini bugün bize anlatmaktan öte,hani toprağa bir tohum ekersin ve meyvesini bir zaman sonra verir ya! işte burada da tüm yaşananlar,bir fark yaratma,bir değişimi gerçekleştirme çabaları,bedeli ağır gibi görünse de ülke için hemen değil bir zaman sonra ve kalıcı olarak meyvesini vermesini anlatıyor.Danimarka tarihini (en azından aydınlanmaya giden sürecini),soylu sınıfı, aydınlanmanın toplumsal/siyasal kodlarını ve nedenini çok iyi aktaran bir döneme ışık tutmuş… 

Film seyirciye aydınlanma sürecinin içine düştüğü akıl tutulmalarını da çok güzel betimliyor.  Örneğin krala eğlensin diye siyahi çocuk vermek,Voltaire'nin siyahiler hakkında yazdıkları ile ayrı bir anlam kazanır.Film bize ayrıca Avrupa'da 1700 ve 1800'lerin hiç de öyle aydınlanmış,temizlenmiş bir çağ olmadığını gözler önüne sererken toplumun genelinin avrupa başkentlerinde dahi insanlık dışı şartlarda yaşamasını,sokakların b*k götürdüğü ve sıçanlardan geçilmediği,hijyen ve temizlik için teknoloji ve bilim gerektirmediği rezilliği gösteriyor.Hatta Alexandre Koyre bilim tarihi yazılarında rönesans ve aydınlanmanın ortaçağ gibi karanlık bir dönem olduğundan bahseder.Reformun yapılması kilisenin ve din adamlarının gücünü avrupa'da hem siyasal hem de toplumsal alanda 19. yüzyıl sonuna kadar kıramadığını söylemiştir. 

Filmde bir aşk üçgeni var.Öncelikle doktorla kraliçe arasındaki ilişki klişelerden çok az beslenerek yansıtılmış ve daha da önemlisi filmi bu aşk üçgeniyle kral-kraliçe-doktor ya da doktor-kraliçe aşkıyla doldurmamışlar.Öte yandan dönemin Danimarkası’nı (halkın b*k kokusuyla yaşamaya mecbur kaldığı, ülkeyi yöneten kabinenin halkın lehine hiçbir yasayı kabul etmediği,çiçek hastalığının önüne geçebileceklerken geçmeyip milletin ölümüne seyirci kalmaları,soysuz soylu ve ruhban sınıflarının ahlaksızlıkları) ayrıntılı olarak işlemeyi başarmışlar.Kralın değişimi de doktorun halkçılığı-devrimciliği de neticede dincileri yönetimden uzaklaştırmış,halkın lehine pek çok yasayı yürürlüğü geçirtmiş ki bu aşk üçgeninden iyi bir sonuç çıkmış diyebiliriz. 

Finalde ele geçirilen otoritenin ve gücün nasıl insanları bir ego havuzuna düşürdüğünü görüyoruz.Halkın için devrimler yapmak,halkın için yasalar yapmak seni bir yere götürse de kibir tuzağına düştüğün an seni halkın nasıl başaşağı edeceği ‘’ben sizden biriyim’’ desen de son pişmanlığın fayda etmeyeceği nasıl da dersvari bir sonla anlatılıyor… 

Son söz filmdeki bir replikten olsun Jean-Jacques Rousseau'un der ki; 

"insan özgür doğar ama artık her yerde prangalarda." 

Herkese İyi Seyirler…

Atypical

Bayan Arıza tarafından 18 Ağustos 2017 tarihinde yazıldı.

Netflix kanalında yayınlanan muhteşem dizilerden biri daha: Atypical! Dizinin yaratıcısı ismini daha önce duymadığım Robia Rashid. Kendisi harika bir iş çıkarmış.

Bir yetişkinliğe geçiş öyküsü olan Atypical, otizm spektrumunda bulunan 18 yaşındaki Sam'in (Keir Gilchrist) aşk ve bağımsızlık arayışını anlatıyor.

Otizm hakkında "Rain Man" filminden sonra en çok bilgiyi aldığım dizi oldu Atypical. Senaryo gerçekçi, diyaloglar keyifli, oyuncular iyi. İnsanı yormayan, keyifle izleten bir anlatımı, akıcılığı var.

Oyuncular, çook eskilerden sevdiğim bir oyuncu olan Jennifer Jason Leigh, "Sam" ve "Casey"nin annesi rolünde.

Sam'i oynayan aslında İngiliz olan ama Amerikan aksanını çok iyi yapan Keir Gilchrist.

Yine eskilerden tanıdığımız Michael Rapaport var ki evimizin babası rolünde.

Evin kızkardeşi rolünde tarzıyla gönlümde taht kuran Brigette Lundy-Paine oynuyor.

8 bölümü bir çırpıda izletti. Umuyorum 2. sezon onayı da gelir.

Motörhead solistinin adı Jurassic dönemi timsahına verildi

Bayan Arıza tarafından 10 Ağustos 2017 tarihinde yazıldı.
1970’li yılların ünlü heavy metal grubu Motörhead’in solisti Lemmy Kilmister’ın adı Jurasic döneminde yaşamış bir timsah türüne verildi.  

 

Lemmysuchus, yaklaşık 164 milyon yıl önce Orta Jurassic Dönemi’nde yaşamış ve teleosaur olarak adlandırılan bir grup timsah türünün bir üyesi.

 

 

 

Bu timsah türüne, 1970’li yıllarda fırtınalar estiren dünyaca ünlü İngiliz heavy metal grubu Motörhead’in solisti Lemmy Kilmister’ın adı verildi.

 

 

 

Fosili bulunan timsaha Lemmysuchus adının verilmesi fikrini taşıyanlardan biri olan Edinburg Üniversitesi’nden Paleontolog Michela Johnson, “Bir metre uzunluğunda iskelet ve toplam uzunluğu 5,8 metre olan fosil, bu timsahın, döneminin en büyük deniz yırtıcı hayvanlarından biri olduğunu gösteriyor” dedi.

 

 

 

İngiltere’nin Peterborough şehri yakınlarındaki müzede muhafaza edilen Lemmysuchus adlı timsah örneğinin, 20. yüzyılın başlarında koleksiyoncular tarafından bir taş ocağı çukurundan çıkarıldığı öğrenildi.

 

 

 

Zoological Journal of the Linnean Society’nin yayımladığı çalışmaya göre uluslararası bir bilim insanları topluluğu, fosil iskeletine farklı bir gözle bakarak onu yeniden sınıflandırdı ve ona bilimsel bir isim verdi.

 

 

 

Müze küratörü Lorna Steel, 2015 yılının sonunda hayatını kaybeden müzisyenin adının, yeryüzünde yaşamış en tehlikeli timsah türlerinden birine verilmesinin uygun olduğunu düşündüklerini söyledi. Bu isimlendirmenin ünlü müzisyenin anısına bir saygı olacağını dile getirdi.

Kaynak: ntvmsnbc

 

Ağustosta Netflix filmleri ve dizileri

Bayan Arıza tarafından 8 Ağustos 2017 tarihinde yazıldı.
Netflix'te ağustos ayında hangi filmler, hangi diziler var? İşte Netflix'e ağustos itibarıyla gelen yeni dizi ve yeni filmler…  

 

Grandma / Film (10 Ağustos)

Lilt Tomlin ve Julia Garner'ın başrollerde yer aldığı ABD yapımı film, bir büyükanne ve torunu arasında yaşanan, sırların açığa çıktığı bir hikayeyi konu ediniyor. 

Elle Reid, sevgilisinden henüz ayrılmış, insanları fazla sevmediğini düşünen biridir. Akşama kadar 600 dolar bulması gereken torunu Sage çıka gelir ve birlikte parayı bulmak için ortan oraya dolaşırlar. Bu süreçte karşılaştıkları kişilerle eski anılar yeniden canlanır, saklanmış sırlar ortaya çıkar.

 

 

 

Naked / Film (11 Ağustos)

Marlon Wayans, Regina Hall gibi isimlerin başrollerde yer aldığı film, komedi türünde. 

Rob Anderson her erkeğin hayallerindeki kadın Megan Swope ile evlenmek için bir gün önceden Charleston’a geldiğinde, henüz ne ilk dans için adımları öğrenmiştir ne de yeminini yazmıştır; hatta yüzüğü getirmeyi bile unutmuştur. Sorumluluklarını yapmak yerine Rob, sağdıcıyla gece dışarı çıkar. Daha sonra beklenmedik şeyler olur. Rob, nasıl geldiği hakkında hiçbir fikrinin olmadığı asansörde uyandığında kendisini çıplak bulur. Kapı açıldığında ise saatin geç olduğunu ve kendi nikahına yetişmek için bir saati olduğunu fark eder.

 

 

 

White Gold / Dizi (11 Ağustos)

İngiliz yapımı komedi filminin başrollerini Ed Westwick, Joe Thomas, James Buckley paylaşıyor.

1983 yılında geçen dizide, Vincent Swan muhteşem bir pazarlamacıdır. Vincent işlettiği showroom'da, yalaka aynı zamanda da serseri olan Fitzpatrick ve aşırı kibarlığı ile sürekli satışları engelleyen Lavender ile birlikte çalışır. Yakışıklı ve kendinden emin olan Vincent, satış yatabilmek için hiçbir kuralı çiğnemekten çekinmez. 

 

 

 

Atypical / Dizi (11 Ağustos)

ABD yapımı komedi-dram türündeki dizide; Sam, 18 yaşında otizm hastası bir gençtir. Kendi yaşıtları gibi yaşama arzusu olan Sam, bağımsızlık arayışı içindedir ve artık bir kız arkadaşı olsun ister. Terapisti, kişisel sorunlarını aşmasında Sam’i heveslendirirken, annesi çocuğunun büyüdüğünü kolay kolay kabul etmez. Sam’in babası ise annesinin aksine onun kendisini bulmasına yardımcı olmaya çalışır.

 

 

 

Marvel's The Defenders / Dizi (18 Ağustos)

ABD yapımı fantastik-aksiyon türündeki dizi, süper kahramanları bir araya getiriyor. Her biri Netflix’te kendine ait dizisi olan süper kahramanlar Daredevil, Jessica Jones, Iron Fist ve Luke Cage, The Defenders’ta New York’u kurtarmak için birleşiyor. 

 

 

 

Disjointed /Dizi (25 Ağustos)

Kathy Bates'in başrolde yer aldığı dizi, komedi türünde. 

Ruth Whitefeather Feldman, yıllarca uyuşturucu kullanılmasının yasal olması için mücadele vermiştir. Hayat boyu verdiği mücadelenin meyvesini toplayan Ruth, 20 yaşındaki oğlu ile birlikte uyuşturucu dükkanı işletmeye başlar. 

 

 

 

Death Note /Film (25 Ağustos)

Tsugumi Ohba ve Takeshi Obata tarafından yazılan efsanevi Japon mangasından beyazperdeye uyarlanan gerilim-korku-fantastik türdeki film,, konusunu da mangadan paralel olarak alıyor. Bir lise öğrencisi günün birinde bir defter bulur. Ancak bu sıradan bir defter değildir ve doğaüstü güçleri vardır. Bunu kısa sürede anlayan genç adam, deftere ismini yazarken yüzünü aklında canlandırdığı kişilerin kısa sürede öldüğünü fark eder. Yeni tanrı benzeri yetenekleriyle sarhoş olan genç adam, hayata değmeyeceğini düşündüğü şeyleri öldürmeye başlar.

 

Hangi dizi ne zaman başlayacak?

Bayan Arıza tarafından 8 Ağustos 2017 tarihinde yazıldı.
Narcos, American Horror Story, Vikings, The Walking Dead gibi geçen sezonun ilgiyle seyredilen dizileri yeni sezonda ne zaman başlayacak? Yabancı dizilerin yeni sezon bölümleri hangi kanallarda yayınlanacak? Sezonun yeni dizileri hangileri? İşte yeni sezonda yabancı diziler takvimi…  

Narcos (3. sezon) – Netflix

1 Eylül Cuma

 

American Horror Story: Cult – FX

5 Eylül Salı

 

You’re the Worst – FXX

6 Eylül Çarşamba

 

– BoJack Horseman (4. sezon) – Comedy Central

– One Mississippi, Amazon

8 Eylül Cuma

 

– Outlander (3. sezon) – Starz

– The Orville (Yeni dizi) – Fox 

– The Deuce: (Yeni dizi) – HBO

– Fear the Walking Dead (3. sezon) – AMC

– Top of the Lake: China Girl – Sundance

10 Eylül Pazar

 

The Mindy Project (6. sezon) – Hulu

12 Eylül Salı

 

Broad City (4. sezon) – Comedy Central

13 Eylül Çarşamba

 

Better Things (2. sezon) – FX

14 Eylül Perşembe

 

– The Vietnam War – PBS

– Vice Principals (2. sezon) – HBO

17 Eylül Pazar

 

 The Good Place (2. sezon) – NBC

20 Eylül Çarşamba

 

Gotham (4. sezon) – Fox

21 Eylül Perşembe

 

– Fuller House (3. sezon) – Netflix

– Transparent (4. sezon) – Amazon

22 Eylül Cuma

 

Star Trek: Discovery (1. sezon) – CBS

24 Eylül Pazar

 

– The Big Bang Theory (11. sezon) – CBS

– Young Sheldon: (Yeni dizi) – CBS

– Kevin Can Wait (2. sezon) – CBS

– Me, Myself & I (Yeni dizi) – CBS

– The Good Doctor (Yeni dizi) ABC

– Scorpion (4. Sezon) – CBS

– The Brave (Yeni dizi) – NBC

25 Eylül Pazartesi

 

– NCIS (15. Sezon) – CBS

– Lethal Weapon (2. sezon) – Fox

– Bull (2. Sezon) – CBS

– This Is Us (2. sezon) – NBC

– The Mick (2. sezon) – Fox

– Brooklyn Nine-Nine (5. sezon) – Fox

– NCIS: New Orleans (4. sezon) – CBS

– Law & Order: True Crime: The Menendez Murders – NBC

26 Eylül Salı

 

– The Goldbergs (5. sezon) – ABC

– Empire (4. sezon) – Fox

– The Blacklist (5. sezon) – NBC

– Speechless (2. sezon) – ABC

– Modern Family (9. sezon) – ABC

– SEAL Team (Yeni dizi) – CBS

– Star (2. sezon) – Fox

 – Law & Order: Special Victims Unit (19. sezon) – NBC

– American Housewife (2. sezon) – ABC

– Designated Survivor (2. sezon) – ABC

– Criminal Minds (13. sezon) – CBS

– Chicago P.D. (5. sezon) – NBC

– Liar – PBS

27 Eylül Çarşamba

 

– Grey's Anatomy (14. sezon) – ABC

– Superstore (3. sezon) – NBC

– Will & Grace (9. sezon) – NBC

– Great News (2. sezon) – NBC

– How to Get Away With Murder (4. sezon) – ABC

– Chicago Fire (6. sezon) – NBC

28 Eylül Perşembe

 

– Marvel's Inhumans (Yeni dizi) – ABC

– MacGyver (2. sezon) – CBS

– Hawaii Five-0 (8. sezon) – CBS

– The Exorcist (2. sezon) – Fox

– Blue Bloods (8. sezon) – CBS

29 Eylül Cuma

 

Versailles (2. sezon) – Ovation

30 Eylül Cumartesi

Kaynak: ntvmsnbc

Evren Özer’den şiir paylaşımı

Bayan Arıza tarafından 7 Ağustos 2017 tarihinde yazıldı.

ŞU DÜNYANIN EVHAMINA ŞAHİTTİR PARMAKLARIM…   Şahittir parmaklarım Olana bitene Olanca gücümle Yokolmaya hazırlanırken Yazılan kaderime Boynuma vurulmuş kederli kelimelere Şahittir parmaklarım Tutulan dileğime Yakılan mumlara İçi izmarit dolu kül tablalarına Elimin izi kalmış kadehlere Şahittir parmaklarım Yüzüme sürdüğümde Gezindikçe Gelip gitmelerin Benim gel-gitlerime Şahittir parmaklarım Tutamayınca verdiğim sözlere İhanetim İhya ederken kendimi Kalakalmışlığın koynunda Ben kehanetim Sana ait Şahittir parmaklarım Yanlış kalplere girilen Yanlış yollara Çıkmaz sokaklara İçinden çıkamadığım şu dünyanın Evhamına Yazdığım parmaklarım şahittir…                                 

The Handmaid’s Tale

Bayan Arıza tarafından 31 Temmuz 2017 tarihinde yazıldı.

Beni benden alan, son zamanlarda izlediğim çok etkileyici bir dizi. 9. bölümü izlemiş ve sarsılıp kendime gelmiş durumdayım. Hemen birkaç satır yazıp, izlemeniz yönünde tavsiye bulunmak istedim.

1939 doğumlu Kanada'lı yazar Margaret Atwood’un aynı isimli romanından uyarlanan dizi, "Gilead" isimli bir toplumda geçiyor. Doğal sebepler nedeniyle nüfus düşüşü yaşayan bu toplumda kadınlar devletin malı olarak kabul ediliyor. Toplumun yeniden çoğalması için üreme hizmetine zorlanan kadınları anlatıyor. Başroldeki esas kız "Offred" daha önce Mad Men'den tanıdığımız Elisabeth Moss ve muhteşem bir oyunculuk sergiliyor.

Ayrıca Chuck'ta izlediğim ve beğendiğim bir aktris var ki Yvonne Strahovski; yine Fiennes kardeşlerden biri olan Joseph Fiennes "Komutan" rolünde. Bir de Orange is the New Black'ten pek sevdiğimiz Samira Denise Wiley'i de "Moira" rolüyle izliyoruz.

Dizi, Amerika'nın "Hulu" isimli kanalında yayınlanıyor, IMDB puanı oldukça yüksek. Dizinin bazı yerleri, Amish'ler ya da Mormon'ların kurallarına benziyor diye düşünmeme neden oluyor.

Türü bilim kurgu/drama olarak nitelendirilebilir. Yaratılan distopik evren çok ilginç, resmen o atmosferi size hissettiriyor. Sizi içine sürüklüyor. Dizideki oyunculuk, kostümler, görüntüler, o depresif hal, her şey yaratılan dünyayı anlamamıza yardımcı oluyor. Kitabını da okumak için sabırsızlanıyorum. 

Evren Özer’den Film Kritiği: Event Horizon (UFUK FACİASI)

Bayan Arıza tarafından 26 Temmuz 2017 tarihinde yazıldı.

90’lı yıllar…

Türkiye’ye teknolojinin yavaş yavaş uğradığı,toplumun internetle tanışmasına vesile olan yıllar…

Aynı zamanda bilgisayar kullanımın dünya üzerinde yaygınlaştığı ve film endüstrisinin görsel efekt kullanımına başladığı yıllar…

(Bu mevzuda aklıma takılan sorular var aslında…Takvimin başlangıcını ele alırsak 1400 sene düşünce ve felsefe üretmekten başka bir yapamayan insanoğlu nasıl oldu da 19.yy dan sonra inanılmaz bir teknolojik eşik atladı? Bu eşiği atlayan insanoğlunun beyni 1400 sene neden tekerlekten başka bir şey üretemedi? 100 yılda değişen insanoğlu mu yoksa evrenden bir katkı almış olabilir mi? Dünya dışı varlıklar var mı? Şahsen ben evren denen sonsuzlukta yalnız olduğumuza inanmayanlardanım…)

90’lı yıllarda bende teenage zamanlardayım,bilim kurgu filmi duyduğumda hemen kulak kabartanlardanım.Hele 1997 yılının Ekim ayında vizyona giren Contact filmini izleyince bir dumur olduğumu hatırlıyorum çünkü o  filmle başlar bence benim bilim kurgu hikayem.Çünkü o film bir başkaydı,elle tutulur gözle görülür bir uzay bilim açıklamasıydı,evrenle ilgili bilimsel sorular sorup cevap arıyordu hele Foster’ın o muazzam makineden düşüş sahnesi bana Nolan’ın İnterstellar’larındaki Cooper’ın kara delik sahnesinden düşüşünü hatırlatır hala…

Event Horizon Contact filminden sadece bir ay sonra 1997 yılının Kasım ayında vizyona girdi.Konu olarak ise,bilim adamı Dr.W.Weir(Sam Neill) tarafından icat edilen araştırma gemisi Event Horizon 1940 yılında mürettebatı ile kaybolmuştur ve tam 7 yıl sonra sinyal alınmıştır.Lewis and Clark adlı kurtarma gemisi ile Kaptan Miller(Laurence Fishburne -ki 2 sene sonra Matrix filminde de gemi kaptanı rolünde) komutasındaki ekip Event Horizonu bulabilmek için yollara düşer.Fakat bulduklarında ise kendilerini büyük bir süpriz bekler.Gemi bilindiği gibi değildir ve artık bir kalbi vardır.İnsanların aklını okuyup onları karanlık duyguları ile yüzleştiren birşey olmuştur…

Yapım yılı itibari ile zamanının ötesinde bir kurgusu var,senaryo bilimsellikle örtüşüyor özellikle uzay bükülmesi bahsi gayet anlaşılır biçimde tasvir edilmiş.Solucan deliği ifadesi yine Nolan’ın İnterstellar’ında da geçmişti.Makyaj konusunda zamanının ötesinde,gerçekten ürkütücü yüz ifadeleri uygulanmış,sesler ve müzikler (by Micahel Kamen) hususunda da gayet doyurucu bir çalışma yapılmış,irkitici…

Filmin korkutmak için güvendiği şey,senaryodaki karmaşa,çok yönlülük,akıl karıştırmalar ve sayesinde gelen gerilim.Başka bir başarısı ise görüntü kalitesi ve çekim teknikleri.Özellikle  kişilerin başına gelen hayaletlerle karşılaşma sahneleri gerçekten izlenilesi.Sam Neill’e ayrı bir paragraf ayırmak lazım.Üstad öyle bir oynamış ki sanki o cehennemi yaşamış,gözleri ve yüzü ayrı ayrı takılıyordu.Boyut değiştirip geri geldikten sonra ki halet-i ruhiyesi de dönüştüğü canavarı gözümüzün içine sokarcasına betimledi,çok iyi oyunculuk…

Aslında film bize bilim kurgu vaad etse de içeridiği aşk,gerilim,aksiyon temalarına ilaveten insan psikolojisinin en zayıf yerleri olan  din,günah,cehennem gibi spiritual konuları da işleyince çok yönlülüğü artıyor,haliyle odaklanacak birden çok konumuz oluyor ki bence senaryo bu açıdan çok derinlikli…

Bu filmle aynı dönemde vizyona giren başka bir bilim kurgu filmi olan Sphere ile benzerliği var gibi görünse de Sphere’ın Michael Crichton’un 1987 yılında yazdığı romandan uyarlama olduğu düşünülürse bir esinlenme olduğu düşünülebilir…

Cehennem tasviri konusunda bir açıklamaya ihtiyaç var.Filmde anlatılan cehennem kutsal kitaplarda yazan cehennem değildir şüphesiz.Zaten filmdeki bir replikte "cehennem sadece bir kelime" der.Cehennem tasvir için kullanılan bir kelime sadece.Gemimiz uzay zamanı büküp kara delikten geçtikten sonra şu andaki evrene kıyasla çok daha acı dolu,tasvir edilemez kötülükte bir paralel evrene gitmiş -ki bu cehennem kelimesi ile belirtilmiş- ve sonra neptün yakınlarında geri gelmiştir…

Özellikle iki sahne çok etkileyici ;

1.Kayıt cihazıyla evde dolaşan kurbanın,ameliyat masasında hayaletleri birini ameliyat (parçalama) ederken görmesi ve bunu sadece kamerada görmesi.Hayaletlerin kurbanı fark edip birden bire dönmesi ve kadının yok olana kadar acı çekip evin içerisine sindirilmesi…

2.Sam Neill'in mürettebattan birinin sırtına kanca bağladıktan sonra karnını yarıp içindekileri boşaltması,tabi biz boşalırken görmüyoruz ama boşaldıktan sonrasını görmek bile oldukça iç gıcıklayıcı…   Son Sözü Kaptan Miller ve mürettebatından  D.J.'ye bırakalım;

D.J.: Şu yardım sinyalini dinliyordum ve ben bir tercüme hatası yaptım galiba.

Miller: Devam et

D.J.: "Liberate me" dediğini sanıyordum "beni kurtarın". Fakat "beni" demiyor."Liberate tu-temet" "Kendinizi kurtarın." ve dahada kötüleşiyor.İşte galiba burada "ex inferis" diyor.

"Kendinizi kurtarın…Cehennemden."

Herkese İyi Seyirler…

Foo Fighters, Concrete and Gold isimli yeni albümünü duyurdu

Bayan Arıza tarafından 21 Temmuz 2017 tarihinde yazıldı.

En son 2014 yılında 'Sonic Highways' albümünü yayınlayan Foo Fighters, 'Concrete and Gold' isimini taşıyan dokuzuncu stüdyo çalışmasını duyurdu. 15 Eylül’de RCA Records tarafından satışa sunulacak albümün prodüktörlüğünü Greg Kurstin üstlendi.

Yeni Foof Fighters albümünden paylaşılan ilk single: 'Run'

Kaynak: Radyo Eksen

Linkin Park vokalisti Chester Bennington intihar etti

Bayan Arıza tarafından 21 Temmuz 2017 tarihinde yazıldı.

Linkin Park solisti Chester Bennington, Los Angeles’taki evinde kendini asarak intihar etti. 20 Mart 1976'da Phoenix'te doğan müzisyen, altı çocuk babasıydı.

1993 senesinde Grey Daze isimli bir grunge grubu kuran Bennington, 1998’de bu gruptan ayrılıp, 1999’da Linkin Park’a dâhil oldu. Linkin Park’ın 2000 senesinde yayınlanan ilk albümü 'Hybrid Theory'den, bu sene Mayıs ayında piyasaya sürülen 'One More Light' albümüne dek grubun üyesiydi. Ayrıca, Bennington, Scott Weiland’ın (1967 – 2015) ayrılığı sonrasında Stone Temple Pilots'ın vokalistliğini üstlenip, grupla 'High Rise' isimli bir EP kaydetti.

Bu sene 18 Mayıs’ta kendini asarak intihar eden Chris Cornell ile yakın arkadaş olan Chester Bennington, Cornell’in doğum günü olan 20 Temmuz’da aynı yolla intihar etti. Bennington, Cornell’in cenazesinde Leonard Cohen klasiği Hallelujah’yı yorumlamıştı.

Kaynak: Radyo Eksen