Ölümün Metresi

Bayan Arıza tarafından 7 - Ekim - 2010 tarihinde yazıldı.

Ölümün Metresi

Bir bahçe, cennet olmalı, ufuk çizgisine kadar dümdüz,
çimen ve papatya dolu…

Güneş, güzel güneş, tenimi ısıtan ama gözlerimi
kamaştırmayan… güneşi hiç sevmedim, hep aydınlıkta
çatılan kaşlarım güneşin nasıl bu kadar fevkalade
olabildiğine şaşırmış, kalkmış. Gülümsüyorum.
Bir ağaç, hani insanın beyninin arka kısmında bir
takım hormonlar salgılayan şu organa benzeyen, hayat ağacı…
Kafamı güneşe merhaba demek için kaldırınca
farkediyorum sırtımı ağaca dayamış, bağdaş kurmuş
oturduğumu, ama ben ağaçları da sevmem, ne zaman
sırtımı yaslasam hep canımı yakar sert gövdeleri,
şaşırıyorum, nerdeyim?!
Sonra bir irkilişle gözlerimi önüme indiriyorum, bir
silüet, bir erkek, yüzü yok, sadece elleri var,
ellerimizi birbirine çarparak çocukça bir oyun
oynamaya başlıyoruz. Kim olduğunu bilmediğim, bunu
umursamadığım o adam, eğilip dudaklarıma bir öpücük
konduruyor. Şımarık bir kız çocuğuyum içimi dolduran
bu huzur bahçesinde, ellerimi belime koyup onu
şakacıktan azarlıyorum :
-Mızıkçı şey…
Beni kendine çekip sarılıyor, tüm bedenimi çekiyor
içine, tek vücut olmak denen duyguyu ilk keztadıyorum…
Göğün en yüksek katmanından birden düşmeye başlıyorum
işte sonra, ağır çekim bir düşüş bu, korku,
adrenalin… Zırrrr!
Saat okula gitmek üzere uyanma saati.
Bu hediye ya da lanet, siz karar verin bana 9
yaşındayken geldi, huzur duygusunu ilk kez o zaman
hissettim, hayatın, daha doğrusu hayatımın amacını da
o zaman saptadım.
Şimdi 9 yıl sonra tekrar bu rüyayı gördüm, son 9
yıldır her gece bu rüyayı görmeye yatıyordum, her
sabah da o huzuru bulmaya uyanıyordum.
Çok erkek tanıdım, hepsinde o yüzü aradım, bazılarını
"o" sandım, yanıldım.
Bazen bir zaferde aradım huzuru, bazen yalnızlıkta,
bazen o an sevdiğimi düşündüğüm erkeğin kollarında,
bazen gerçekten bulduğumu sandım, ama dün anladım ki,
hepsi bir yanılsamaymış.
Bir huzur bağımlısıyım ben, hiç almadığım bir
uyuşturucuya bağımlıyım.
Bu gece o rüyaya yatmıyorum, bu gece umuda yatmıyorum,
bu gece acıya yatıyorum, farketmenin acısına. Konforu
hayal kırıklıklarında bulmuş bir ruhum ben. Cehaletin
mutluluğunu yitirmiş, hep fazla hevesli ve meraklı
olmuş bir insan gezginiyim. Umutlarım deneyimlerimden
az, şaşırmalarım kayıp. Nerde düşürdüm çocuksu
heveslerimi, kimin gözlerinde kaldı masum bakışlarım…
İsyanlarım, faturalarımdır. Birgün gelecek o kadar
isyan etmiş olacağım ki, isyanlarım da kaçacak benden,
elimde yine bir jilet, yalvaracağım tüm tanıdık
yüzlere bir parça merhamet için, duvarları
yumruklayacağım acılarım evrilsin diye, eve
kapanacağım birileri arasın diye.
Bu kadar düşmeden acılarımla barışmalı, hep daha çok
istemeliyim, "son" a dair "son" umudum için, kendi
içimdeki terazinin bir küfesini acıyla doldurmalıyım
ki, belki öldüğüm an o huzuru hakedebilirim, ölüm
meleği, tutar beni dudaklarımdan öper ve, o huzuru
yeniden tadabilirim tüm gerçekliğimle…
Ve sona ermeden bitmiş bir hayat olmaz benimkisi…*

*Dancer In The Dark:"… and lives that were over
before they were spent"

Selin AŞIROK

1 Cevap bulunuyor.

  1. gabirga acustic dedi ki:

    On yıl sonra neden geri döndüm tam bilemiyorum, belki de fazla oldu 12 yıl falan… Hatırladım. Belle and Sebastian.. Kanatlı Yasemin'in Belle and Sebastian ve Gevende yorumunu unutmuşum ona bakmaya geldim. Geri dönücem şimdi.  Gerçi sen morsun ne işin var mavilerde beyazlarda.. Morsan dönersin yine işte. Nereye aitim hiç bilemedim. Selin, sen anladın mı? Ben nereye aittim? Sen öl falan dersin, mezar derdin şimdi. Ölmedim ama demek ki sürünmeden ölmek yok. Özledim mi? Özgür mü değilim? Hiçbir zaman özgür olamayacağım ama bıraktım kendimi artık geri dönüşüm hiç yok. Yasemin Kanat sevgiler sana, yüzünüz gülsün. Çok düşünmemek gerek, gezenti iyi gezenti, durmadan ama:) iyi uykular Gab.