Nuh: Büyük Tufan

Bayan Arıza tarafından 11 - Nisan - 2014 tarihinde yazıldı.

Daha önce izlediğim bir film sırasında jeneriğini görüp etkilendiğim ve aylardır vizyon tarihi gelsin diye merakla beklediğim Noah’ı dün akşam izledik, adeta 3D gözlüklerimizle filmin tadına vardık.

Öncelikle yönetmenden başlamak istiyorum. Filmin yönetmeni bağımsız filmlerinin ustası Harvard’lı Darren Aronofsky –ki kendisinin bugüne kadar birçok filmini izledim-, başarılı bulduğum yönetmenlerdendir. Açıkçası keskin çizgilere sahip ve sağlam işlere imza atan farklı bir adam, boş ve kalitesiz bir işine rastlamadım.

2000 yılında çektiği “Requiem for a Dream“, uzun süre etkisinden kurtulamadığım filmlerindendir. Nuh”ta da başrolü verdiği Jennifer Connelly’nin Requiem For a Dream’deki oyunculuğuna ve filmin müziklerine hayran olmuştum. İlk izlediğim filmi ise birçok sinema severin çok iyi bildiği “Pi”dir. Mickey Rourke’un oyunculuğuyla tavan yaptığı ve beni darma duman eden filmlerinden biri de “The Wrestler”. Ayrıca son dönem filmlerinden “Black Swan”ı ve ödüllerini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Film, Hz. Nuh'un hayatını ve bir gemi inşa edip insanlığı felâketten kurtarışını anlatıyor. Dünyayı yok edecek olan büyük tufandan önce yüce bir görev için yaratan tarafından seçilmiş Nuh rolünde ise Akademi Ödüllü oyuncu Russell Crowe başrolde. Dünyanın sonu ise sadece bir başlangıç.

Baştan sona adeta epik bir film niteliğinde olan Noah yaratılıştan başlayan bir hikâyeyi gözler önüne seriyor. Kabil ve Habil’in birbiriyle olan savaşından, yaratanın evreni kaç günde yarattığından, Adem ile Havva’nın cennetten kovuluşlarından, on iki meleğin insanlara yardım etmek amacıyla yaratanın iznini almadan yeryüzüne inmelerinden ve ceza olarak taşa dönüşmelerinden, Adem’in oğullarından Şit ile Kabil’in iyilik ve kötülüğün simgesi haline gelişlerinden ve bunun gibi dini efsaneleri neredeyse doğruya yakın bir şekilde sunuyor. İnsanların dünyayı mahvettiğinden ve kendisine gelen vahiylerle bir gemi yaparak, masumları kurtarması gerektiğinden bahsediyor. Masumlar da hayvanlar oluyor. Bu süreçleri de çok güzel betimliyor.

Efektleri de müthiş. Görselleri de daha derinden hissettiriyor 3D çekimler. Ezelden beridir sevdiğim müzisyen Clint Mansell ise filmin müziklerini üstlenmiş.

Başrollerini Russell Crowe, Emma Watson, Logan Lerman ve Jennifer Connelly paylaşıyor. Anthony Hopkins de Noah’ın büyükbabası rolüyle karşımıza çıkıyor.

Filmin senaryosunu Darren Aronofsky ile beraber Ari Handel yazmış. Ari Handel, Black Swan ve Wrestler’da da senaryoya katkıda bulunmuştu.

Film, kabaca Hollywood’un dine bakışını anlatan çağdaş bir popülizm örneği aslında. Vahiy süreci biraz karışık olarak anlatılmış, rüya sahneleri kimi zaman kafa karışıklığı yaratıyor.  Filmin ilk yarısında daha sakin adeta bilge bir yapıda olan Noah, ikinci yarısında despot birine dönüşüyor. Ailesine neredeyse kötü davranan, çevresindekilere sürekli emirler yağdıran ve yaratıcıdan gelen emri uygulamaktan başka bir şey düşünmeyen hırslı ve kızgın birine dönüşüyor.

2,5 saat boyunca gözlerimizi ekrandan alamadığımız, görsel efektleri, müzikleri, Russell Crowe’un muhteşem oyunculuğu, evrenin yaratılış süreci ve insanların evreni nasıl yok ettikleri ile ilgili süreç anlatılırken izlediğimiz o muhteşem sahneler, geminin yapım aşaması, 12 tane taşlaşan meleğin bu süreçte Noah ve ailesine yardımcı olmaları, binlerce havvanın gemiye kendiliğinden gelmeleri vb.; kesinlikle epik ve görsel bir sinema şöleniydi. Kendi adıma yaşadığım tek hayâl kırıklığı, filmin son sahnelerinin beklediğimden farklı olması idi. Mutlaka izlenmesi gereken filmlerden biri. Özellikle bağımsız filmleri iyi kotaran Darren Aronofsky’nin farklı bakış açısını görmekte fayda var.