Müslüm Gürses “Melek gibi adam”

Bayan Arıza tarafından 4 - Mart - 2013 tarihinde yazıldı.

Müslüm Gürses'i Nebil Özgentürk'ün hazırlayıp sunduğu "Bir Yudum İnsan" isimli programda sevdim. O güne dek icra ettiği müziği sevmez ve arabesk olan hiçbir şeyle ilgilenmezdim. Özellikle sağda solda hayranlarının kendilerine yaptıkları işkencelere dair şeyleri okuyunca iyice hoşlanmaz olmuş ve önyargıyla dolmuştum.

Gece yarısıydı, uykum kaçmıştı ve TV kanalları arasında rastgele gezerken "Bir Yudum İnsan" isimli programa rastlamış ve her nedense programı baştan sona hayretler içerisinde izlemiştim. Çünkü Müslüm Gürses'in -hayranlarının dediği üzere Müslüm Baba'nın- üzerine basa basa söylediği yegâne sözcük "sevgi" idi. Ne aslında şiddet yanlısı biri, ne de boş bir adamdı; O sadece sevgi adamıydı. Alay konusu olan o ağır aksak konuşmasının sebebini de geçirmiş olduğu beyin ameliyatları olduğunu öğrenince daha da üzülmüş, eşine verdiği değeri görünce, ettiği o harika lafları duyunca kendimden utanmıştım.

Sonrasında kendisiyle ilgilenmiş, hayatını araştırmış ve kendisine saygı duymakla beraber diskografisini de incelemeye başlamıştım. Hatta üstüne üstlük bir de Murathan Mungan’ın sözlerini yazdığı ve tamamı yabancı şarkıların cover’larından oluşan "Aşk Tesadüfleri Sever" albümünü almıştım.

O'na dair birkaç bilgi paylaşmak isterim:

Gerçek adı Müslüm Akbaş. 1953'te Urfa’nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü köyünde doğmuş. Babası Mehmet Akbaş, annesi Emine Akbaş’tı. Zeyno ve Ahmet isimlerinde iki kardeşi olan Gürses’in babası çiftçilikle uğraşıyordu ve bağlama çalıyordu. İlkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken Adana Aile Çay Bahçesi’nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu. Sesiyle küçük yaşlarda dikkat çeken Gürses kendisiyle yapılan bir röportajda o dönemle ilgili olarak şunları söyleyecekti:

"İlkokulu bitirdim. Gerisi yok. Adana'da damda yatarken uzun hava okudum. Arkadaşım halkevine gidiyordu. Ben de gittim. Derken Çukurova Radyosu'nda sanatçı oldum."

1968 yılında albüm yapmak için İstanbul’a gelen şarkıcının "Emmioğlu/Ovada Taşa Basma" isimli plağı üç yüz bin satış yaparak o dönem için büyük başarı kaydetti. Gün geçtikçe tanınan Gürses, şöhretinin ilk yıllarında çıktığı Anadolu turnesi sırasında büyük bir kaza geçirdi. Alın kemiği kırılan sanatçı yaşadıklarını daha sonra şu şekilde dile getirecekti:

"O kazada şoför öldü… Beni de öldü sanmışlar zaten… Sonra alıp hastaneye götürmüşler… Ben ölümü yaşadım aslında… Bana göre yeniden hayata dönmüş olmam, Allah’ın bir lütfudur. Alın kemiğim un ufak olduğu için en küçük bir darbede ölebilir ya da kör kalabilirim… Ameliyatta alnıma beynimi koruyacak plaka gibi bir şey taktılar… O korkunç kazadan sonra koku alma duyumu yitirdim… Hiçbir kokuyu alamıyorum ne yazık ki şimdi… Çok kuvvetli parfümler ispirto kokusu veriyor bana… Ayrıca işitme duyumu da yüzde elli yitirdim… Çok ağır işitirim… Neyse, buna da şükür, yaşıyoruz işte…"

Kaza sonrası çıkardığı "Özür diliyorum senden", "İsyankâr", "Ben insan değil miyim" gibi albümlerle çıkışını sürdüren sanatçı, arabesk türünde en çok ilgi gören isimlerden biri oldu.

1979 yılında ilk defa "İsyankâr" filmiyle kamera karşısına geçen Gürses, birçok uzun metrajlı filmde daha hayranlarıyla buluşacaktı.

Çocukluğunda hiçbir filmini kaçırmadığı ve büyük bir hayranlık duyduğu sinema oyuncusu Muhterem Nur’la 1982’de çıktığı Malatya turnesi sırasında karşılaşan şarkıcı, 1985 yılında Nur’la hayatını birleştirdi.

90’lı yılların başında gördüğü büyük ilgi üzerine ortaya çıkan ve Müslümcüler olarak anılan büyük bir fanatik kitlesi şarkıcının konserlerinde kendilerine zarar vermeye başladılar. Müslüm Gürses şarkılarındaki yalnızlık, hayata duyulan öfke ve ayrılık acısı gibi temaların dinleyicisinde yarattığı bu etki giderek bir fenomen halini almıştı. Şarkıcının zaman zaman yaptığı uyarılara rağmen konserlerinde birçok dinleyicisi jilet kullanarak vücuduna zarar veriyordu. Arabeskin içinde bir alt kültür olarak kendini var eden bu durum, Gürses şarkılarına olan ilgiyi körüklüyordu.

90’lı yılların sonlarına doğru şarkıcının konserlerinde gerçekleşen ve ayini andıran bu görüntüler toplumun birçok kesiminden büyük tepki almaya başlamıştı. Gürses, o dönemde çıkardığı albümlerle de eski ilgiyi göremedi ve lüks bir teknenin güvertesinde çekimini gerçekleştirdiği klibi hayranlarının büyük tepki göstermesine neden oldu. Zira dinleyici kitlesi genel olarak kente uyum sağlayamayan, ikinci sınıf insan muamelesi gördüğünü düşünen varoşlardan oluşuyordu. Dolayısıyla bu durum hayranlarında çelişki yaratmıştı. Müslüm Gürses’in o dönemde 15 yıl boyunca albümlerini çıkardığı Elanor plak firmasıyla da yolları ayrıldı.

Az konuşan ve ekranlarda pek fazla görünmeyen sanatçı zaman içinde medyada daha fazla yer almaya başladı. Bu değişim rüzgarları Gürses’in müzisyen kimliğine de yansıyacaktı. Nilüfer’in "Olmadı Yar" isimli şarkısını yorumlayarak bu değişimin ilk sinyallerini veren şarkıcı, Teoman’ın "Paramparça" ve Tarkan’ın "İkimizin Yerine" adlı çalışmalarını da seslendirdi. Gürses kendisini eleştirenlerle ilgili olarak da şu yorumda bulundu:

"Son günlerde bir de arabesk mevzularında "değişime uğradı" gibi görüşler türedi! Biz değişmedik… Özümüzde aynıyız… Ufak tefek alt yapı hadisesinde farklılık göründüyse de biz özümüzü muhafaza ediyoruz. Müsterih olsunlar, bir yere kaybolmadık. Tarzımızdan uzaklaşmak gibi bir gayretimiz, çabamız olmadı, olmaz da. Biz o pop şarkıları kendimize has bir şekilde okuyoruz. Herkes müsterih olsun."

Müslüm Gürses’in, 2006’da yazar Murathan Mungan’la ortak projesi “Aşk Tesadüfleri Sever” müzik marketlerdeki yerini aldı. Mungan’ın sözlerini yazdığı, David Bowie’den Garbage’a, Leonard Cohen’den Jane Birkin’e birçok yabancı müzisyenin bestesini yaptığı şarkıları seslendiren Gürses yine çok konuşuldu.

Yani ben bu adamı çok sevdim, öyle böyle değil. O iyi niyetini, o sevgi dolu adamı, çocuk ruhlu adamı çok sevdim.

Sağda solda "öldü", "yoo aslında ölmedi" haberleri dönüp duruyor. Bu dünyadan terk-i diyar etmiş olsa da ölmemiştir ve ölmeyecektir. Sevenleri O'nu unutmayacaktır. Mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin.