Kitap: Charles Bukowski “Alaycı Kuş Bana Şans Dile”

Bayan Arıza tarafından 4 - Ocak - 2021 tarihinde yazıldı.

Charles Bukowski “Alaycı Kuş Bana Şans Dile”
Parantez Yayınları
Çeviri: Avi Pardo
Kitabın Orjinal Adı: Mocking Bird Wish Me Luck
1.Baskı, Haziran 2018

** Okurken Altını Çizdiklerim **

çöpe gitmiş umutların
köleleriyiz
yaşlılık bir Pazar günü
tarifede belirtilen zamanda geldi ve,
her zamanki gibi,
sandığımızdan çok daha
kolaydı.
(gökyüzünde domuzlar)

 

siz
yüzsüzler
zerre kadar yüzünüz yok
her boka gülerken-
size şu kadarını söyleyeyim
sefil odalarda
amaçları sizinkinden daha iyi olan
salak şarapçılarla içtim
gözlerinde hâlâ biraz hassasiyet vardı
ve sabah olduğunda
hepimiz berbat durumdaydık ama hasta değildik,
yoksulduk ama kandırılmamıştık
ve yataklarımıza uzanıp
öğleden sonra kalktık
milyonerler gibi.
(milyonerler)

 

işsiz bir adamı bir sanatçıdan
ayırt etmek mümkün değil artık,
hepsi birbirine benziyor,
(boş oda)

 

basit hayatın değerini ancak elinden gittikten sonra bilirsin,
hastaneye gittikten ve yatırıldıktan sonra…belki ölmek ya da
tekrar hapse girmek üzere, ne zaman çıkacağını ya da çıkıp
çıkamayacağını bilemezsin…işte o zaman düşünürsün..işte o
zaman güneş güzel görünür
işte o zaman köşedeki gazete bayisine yürümek
Beethoven’in 9.senfonisi gibi bir şeydir.
(2.Dünya Savaşı)

 

 

…çeşitli işler,
çeşitli kadınlar, çeşitli
yollar oldu…
insan her şeyin içine ederek devam eder sanki…
(karıncalar)

 

 

her neyse 3 ya da 4 gün sonra
beni saldılar,
fakat önce ordu için bir başka bedensel muayeneden geçmem
gerekiyordu
fakat psikiyatrı yine geçemedim
ve aynı gün beni saldıklarında
kendime bir oda bulmaya bile çalışmadan
philadelphia halk kütüphanesinin önündeki parka gidip
sırtüstü uzandım ve küçük çim böceklerinin üzerimde
gezindiklerini
hissettim ve gezinmelerine izin verdim, harikulade
temizlikteydiler
ve bulutların aşağı inmesine izin verdim, başımın içine,
fakat gökyüzünün rengi kötüydü, gözlerimi acıttı, hiçbir
şey iyi değildi, içime hüzün dolmaya başladı.
(2.Dünya Savaşı)

 

hayır, insanı akıl hastanesine götüren
sonu gelmeyen
küçük
trajedilerdir…
sevgisinin ölümü değil
zamansız kopan
ayakkabı bağıdır…
hayatın dehşeti
kanserden de hızlı öldüren
ve sonu gelmeyen
bütün o saçmalıklardadır-
(ayakkabı bağcığı)

 

Los Angeles’taki babama yazdım, lanet olası komşuların
için iyi bir hikâye uydurmaya hazırlan çünkü savaşa
gitmiyorum, dedim.

bir önceki savaş olmasaydı sen burada olmazdın,
ben anneni tanımayacaktım ve sen dünyaya gelmeyecektin
OĞLUM, ÜLKEN SAVAŞTA!!!

savaş koşulları yüzünden doğmuş olmam meseleyi
daha ileri taşımak için yeterli bir neden gibi gelmedi bana
(2.Dünya Savaşı)

 

tabii ki, her boğa güreşinden sonra
dilediğini seçerdi,
ama bütün erkeklerle olduğu gibi
özel olan karşısına çıktı
seni o noktaya getirdiklerinde
karnında hissedersin
ve kız,
“ya boğa güreşi ya da ben,”
dedi.

ölümün yüzüne bakabilmek için
aşkı reddetti.
(amerikan matadoru)

 

 

editörüm dün gece beni saat onu çeyrek
geçe aradı ve beni uykuda buldu-
belki
Gertrude Stein’in
yayınlamamış eserlerini
bu yüzden basmak zorunda kalıyor.

çok kötü bir senfonik müzik
çalıyor şu anda
(yani benim için kötü)
keman hastalıklı bir hayata ve
mezara dair çalıyor ve ben ikisinin de
öğrencisiyim.
(köpekle bir başıma)

 

 

Fakat bize biraz müzik bıraktılar
ve köşede içkili bir gösteri,
bir jigger viski, mavi bir kravat,
Rimbaud’nun küçük bir şiir kitabı,
mavi çimin üzerinde
şeytan kuyruğunu büküyormuşçasına
koşan bir at ve sonra,
aşk yine,
köşeyi zamanında dönen
bir tramvay gibi,
bekleyen kent,
şarap ve çiçekler,
gölün üzerinde yürüyen su
ve yaz ve kış ve yaz ve yaz
ve kış tekrar.
(ele alalım)