İzmir “Selanik’in Türkiye Şubesi”

Bayan Arıza tarafından 7 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

İzmir "Selanik’in Türkiye Şubesi"
(5-7 Ocak- 2001)

Ben bir gezginim. Coğrafyaya aşığım. Yeni yerler, yeni yüzler görmek, başka coğrafyaların havasını koklamak beni en mutlu kılan hadiselerden biridir.

İzmir’e Hareket

5 Ocak Cuma 2001'de 18.00 uçağı ile İzmir’e uçtum. Uçuş yolculuğumu anlatmayacağım. Bir sürü cümle kurabilirim elbette. Bulutların şeklinden tutun da, uçağın izlediği yol, uçuş hızı, yüksekliği vs. Hayır, bunlar can sıkıcı olabilir. Hem sizlere bir an önce İzmir’i anlatmalıyım. Belirtmeden geçemeyeceğim, şu an fonda Björk var ve “New World”. İzmir kesinlikle yeni ve bambaşka bir dünya…

İzmir’deyim

19.30’da indim. Havaş’ın otobüsleri ile Alsancak Efes Oteli’nin önüne kadar gittim. 20.15 gibi Özgür ile buluştuk. Kendisi bana evini ve kalbini açtı. Ben tam Efes Otel’in orada dolanıp, temiz İzmir havası koklarken karşıma çıkıverdi. Hemen sorulara başladım: “Burası neresi, şu an tam olarak nerdeyiz, burası hangi ilçeye bağlı? Burasını İstanbul’daki hangi semte benzetebiliriz?” vs. vs…

Bavulum vardı. Keşfe çıkmak için engel değildi ama yine de hızımızı kesebilirdi. Önce eşyalardan kurtulmalıydık.

Bornova’ya, Özgür'ün evine doğru…

Bornova’ya doğru hareket ettik. İzmir’de İstanbul’da ulaşımda kullanılan Akbil gibi Kentkart denen bir hadise var. Bilet de alınabiliyor. Küçüçük biletleri var. Ulaşım İstanbul’dan daha ucuz ve daha rahat. Trafik sorunu yok. Otobüsler genelde beyaz ve körüklü. ABS olduğundan cep telefonları kapatılıyor. “Bornova Yönüne” yazan duraktan otobüse bindik. Yaklaşık 20 dakika kadar yol aldıktan sonra 2 MM’li Migros durağında indik. Yol boyunca Özgür’e en az 50 soru sormuş olmalıyım:)

Bornova’da ilk gözlemlediğim; tüm apartmanların yüksekliklerinin aynı olmasıydı. Sokaklar geniş, apartmanlar hep aynı boyda ve aynı düzendeydi. Evler arasında da boşluklar vardı. Yani binalar İstanbul’daki gibi çarpık değil, daha düzenliydi.

Ozgür'ün evi 6. kattaydı. Asansörün kapısına bir kâğıt yapıştırmışlardı. Aynen şöyle yazıyordu: “Arızalıdır! 2 kişiden fazla binersiniz kalırsınız”. İkimizde "arızalı" sözcüğüne takıldık. Tam yerine gelmiştim doğrusu 🙂

Bavulu bıraktık ve hemen mekânları keşfe çıktık.

Alsancak’taki Rock mekânlar

İlk durak, geldiğimiz yer olan Alsancak’tı. Bu arada saat 22.00 olmuştu. Barlar sokağına gittik. Bizim Taksim gibi düşünebiliriz burayı da. Genelde barların çoğu Kıbrıs Şehitleri Caddesi üzerindeydi. Bizim İstoş’taki gibi sağda solda karaborsa CD’ler satılıyordu ve tabii ki daha ucuzdu.

Önce Kordon’a indik. Karşımızda km’lerce uzunlukta doldurma bir sahil vardı. 25 trilyona malolmuş. Bizim Moda’ya, daha çok da Bostancı’ya benziyordu. Dolandık, sağa sola bakındık. Barları tek tek dolaştık.

“Uğrak” denen mekan eski Gitanes gibiydi. Yaş ortalaması oldukça düşüktü. Ama underground ve salaş bi mekandı. Gençler eğleniyordu. Red Hot Chili Peppers, KoRn, Rage Against The Machine, Offspring, Limp Bizkit gibi gruplar çalıyordu.

Hemen yanı başında biraz daha derli toplu bir mekâna daldık. Mekanın adı “Kaos” tu. Yaş ortalaması ve kalite biraz daha yükselmişti. Müzik biraz daha iyiydi.

Barlarda dolaşıp, biraz alkol olayına girdikten sonra Kordon’da sahili izledik. O anda yine hayata dair tek derli toplu planımın gezip, dolaşmak ve özümsemek olduğuna bir kez daha karar verdim. Zaten her yeni keşfimde bu kararımda ne kadar doğru olduğumu anlıyorum.

Sahilde oturup uzun ve güzel sohbetler yaptık. Bu arada donduğumuzun farkına varamamışız.

Saat 01.00 civarı eve döndük. Alkol olayına biraz daha devam ettik. “Natural Born Killers” izlerken uyumuşum.

6 Ocak Cumartesi

Kahvaltı ettik, cici bici kıyafetleri giydim ve Özgür beni yolcu etti. Saat 16.30 gibi işim bitti. Biraz Alsancak’ta turladım. Kendime inanamadım. Şimdi İstanbul’dan çok uzaktaydım. Acayip özgür, huzurlu ve nerdeyse mutluydum.

Garip bir özelliğim vardır. Gittiğim mekânı asla unutmam. Elimle koyduğum gibi bulurum. Çünkü ayrıntılara o kadar çok dikkat eder ve beynime öylesine kazırım ki yolumu kolayca bulurum. Bulamazsam da kaybolmaktan hiç korkmam. Çünkü bu, macera demektir benim için.

Bornova otobüslerine bindim. Otobüste yine aynı anda hem sağa, hem sola, hem arkaya, hem öne bakayım derken boynum tutuldu 🙂 2 MM’li Migros durağında indim. Alkol tazeleyeyim ve öyle eve gideyim dedim.

Biraz bilgisayar başında oturduk. Özgür bana çektiği fotoğrafları ve yaptığı çalışmaları gösterdi. Björk dinledik. Gelirken fotoğraf makinemi getirmedim. Ama 36’lık film almayı da ihmal etmedim. Eh İzmir’i belgelemek lâzımdı, Özgür sağolsun:)

Bir sürü de dia’sı var herifin. Floransa’da, Paris’te çekmiş olduğu dialara baktık. Hepsi harikaydı.

Aziz dostum Şeref ile nihayet…

İzmir’de yaşayan harika dostlarım var. İzmir’in insanlarını zaten çok seviyorum. İnanılmaz kaliteli insanlar.

Yine Alsancak’a indik. Acayip fotoğraflar çektik. Alsancak garında, renli ruloların önünde.

Saat 20.30 gibi Şeref ile telefonlaştık. Kendisi mimardır. Çok şeker bir insandır. Harbiden üstattır. O’nunla buluştuk Kordon’da. Ofisine gittik. Leziz kahvesini içtik. Sohbet harikaydı. Uzun zamandır görüşememiştik. Acısını çıkardık. Ertesi gün için tekrar sözleştik.

Özgür bana “boyoz” denen bir şeyden sözetti. Bir tür poğaça. Nasıl ki bizde simitçiler çoksa, onlarda da poğacacı ve boyozcu var. Tuhaf ki haşlanmış yutmurta ile satıyorlar. Boyoz yedik (yumurtasız tabii ki). Talaş böreğinin yuvarlağı diyebilirim. Ama oldukça yağlıydı.

O gece yine barlar sokağındaydık (Muzaffer İzgü sokağı). Uğrak barın önündeki cafede çay içtik. İnsanları gözlemledim bolca.

Saat 24.00 olmadan kalktık. Son otobüsle dönmeye karar verdik. Vakit erkendi ne yapalım derken. Özgür “seni Bornova’nın merkezine götürmedim daha, bizim okula yakın hem. Orada da bir iki mekân var. Gidelim, sonra yürüyerek döneriz eve” dedi. 2 MM’li Migros’un orada inmedik ve Bornova’ya kadar devam ettik.

Bornova’da Rock Mekan ve Repertuvar Köpekleri

Bir mekâna girdik. Mekânın adı neydi unuttum. İçerde canlı müzik vardı ve İstanbul’daki mekânların aksine canlı müzik olmasına rağmen giriş ücretsiz ve biralar da 1 kâğıttı. Girdiğimizde saykodelik olayına girmişti herifler. Grubun adı da Repertuvar Köpekleri’ydi. Tarantino seviyorlar herhalde:) Güzel isim, biraz kelime oyunu var ama süper düşünmüşler:)

Pink Floyd dinnldik. Bir de U2 çaldılar. Saat 01.30 civarı kalktık ve yürüyerek eve döndük. İzmir’de sokaklar çok güvenli. O saatte bile hareketlilik var. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor.

Özgür ile tanışalı çok kısa bir süre oldu ve kendisi bir gün Netbul’da "Trainspotting" hakkında bişeyler ararken benim siteye rastlamış. Tanışıklığımız web sitem sayesinde oldu.

Radiohead dinledik. Gitar çaldık. Soora uyumuşuz. Saat 03.00 filandı heralde.

Pazar sabahı, kızarmış ekmek ve güneş ışığı

Önce ben uyandım. 09.00 gibiydi. Güneş gözümün içine giriyordu. Çayı demledim. Kahvaltıyı hazırladım. Ekmek kızarttım. Özgür’e seslendim. Lezizzz bi kahvaltı yaptık. "Erken kalkan yol alır" misali hemen yola düştük. Hedef, Karşıyaka idi.

Karşıyaka harbiden de süper yaaa! Upuzun bir sahili var. Saatlerce yürüdük. Bostanlı limanına geldik. Biraz atıştırdık. Bolca fotoğraf çektik. Deniz kıyısında oturduk.

Şeref ile buluşacaktık. Haber çıkmayınca Konak’a gitmeye karar verdik. Kara yolu yerine denizi tercih ettik. Bostanlı’dan 14.00 vapuru ile Konak’a hareket ettik. Manzara süperdi. Karşımızda Karşıyaka, Bostanlı ve Mavi Şehir. 15 dakika sonra Konak’ taydık. Meşhur saat kulesini fotoğrafladık. Doğrusu bu ya, kocaman bi kule bekliyordum. Maket sandım önce. Meğerse gerçeği imiş.

Konak Saat Kulesi

Konak, aynı Eminönü’ne benziyor. Alt geçit, satıcılar, Cağaloğlu’na benzeyen sokakları ile İstanbul’a benzettim.

Tam o sırada Şeref'ten haber geldi. Köprünün üstünde buluştuk. “Kadifekale’ye çıkmak lâzım” dedi. “Eyvallah” dedim. Eee bilir kişi O’ydu, bende misafir.

Kadifekale’ye çıktığımızda gördüğümüz manzara muhteşemdi. Tam çıkarken yolda Midyeci Metin ustadan midye aldık. Şeref'in söylediğine göre 20 senedir midyeciymiş adam. Midyeler gayet lezizdi.

Kadifekale’de midye seremonisi

Kalenin tepesinde tüm körfez karşımızda, güneş tepemizde, bir yandan yemeğimiz, bir yandan da Şeref'in ağzından İzmir belgeseli. Her şey harikaydı. Yalnız Kadifekale ve çevresi göç oluyor. Gecekondu çok fazla var.

Kadifekale'den indik ve Şeref “Asansör'ü de görmen lâzım” dedi. Ve gittik.

Asansör’de tek bir kat çıkılıyor ama 64 metre(cik).

Asansör, Azınlıklar zamanında yapılmış: alt mahalle ile üst mahalle arasındaki ulaşımı sağlamak için onların yaptığı süper bir sistem. 64 metre, nerdeyse Boğaz Köprüsü kadar yüksek. 1910’da yapılmış. Manzara süperdi. Asansör, Dario Moreno sokağındaydı. Hemen orayı da belgeledik.

Şeref bize harika bir rehber oldu sağolsun. İzmir Fuarı’nın oralarda vedalaşıp ayrıldık. Kendisine burada bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Eşi Bahar’a ve sevgili kızı Zeyno’ya da öpücüklerimi gönderiyorum.

İstoş’a dönüş için geri sayım

Vakit azalmıştı. Uçağım 19.50’deydi. Yine Efes Oteli’nin önünden 18.20’de Havaş servisine binecektim. Çünkü Adnan Menderes Havaalanı şehir merkezinden çok uzaktaydı.

Eve döndük. Bavulumu aldık. Alsancak’a geri geldik. Bavulu servise bıraktık. 10-15 dakka daha dolandıktan sonra otobüse bindim. Özgür ile bolca el sallaştıktan sonra ayrıldık. Kendisine buradan da çok teşekkür ediyorum.

Sonuç

Bir Bizanslı olarak İzmir’i çok sevdiğimi söylemeliyim. Tam 2 saat olmuş bu yazıya başlayalı. Yazacak çok şey vardı. Bunlar ilk aklıma gelenler.

Şunu söylemeliyim ki; İzmir gerçekten yaşanası bir şehir. Ne trafik karmaşası var; ne kalabalık. Herkesin yüzü gülüyor. Şu anda bir iş fırsatı doğsa, “hemen yarın İzmir’e gidiyosun” deseler, yarını beklemeden bugünden giderim. İzmir’liler çok şanslılar.

Yasemin Kanat (8 Ocak 2001)