İlker Yıldırım’dan Konser Kritiği: Roger Waters

Bayan Arıza tarafından 5 - Ağustos - 2013 tarihinde yazıldı.

Duvara karşı!

Robert Plant’ten Eric Clapton’a Judas Priest’ten REM’e Iron Maiden’dan Ozzy’ye Metallica’dan Rammstein’a kendi kulvarlarında lider grupları canlı izlemiş biri olarak belirtmem lazım “Pink Floyd’ın tadı bir başka hatta bu tat başka yerde yok. Şahsen Gilmour sempatizanı olarak kendisine mesafeli olmama rağmen Roger Waters’ın görselliği politikayı müziği harmanlayarak bize sunduğu şov muhteşemdi. Sahneye hakimiyet, harika müzisyenler, görsel şovlar, siyasi mesajlar, Taksim Gezi’ye göndermeler, The Wall gibi bir başyapıttan çıkan şarkıların canlı sunumu uzun yıllar unutulmayacak.   İTÜ Stadyumu konser için bence süper bir mekân seçimi olmuş. Ulaşımı rahattı ve ağaçlar ve yeşillikler içinde yürüyerek stada ulaşmak Olimpos’ta pansiyondan denize yürüme etkisi yarattı. RHCP ve Iron Maiden’daki gibi yine alkol yoktu ve yine ayık kafayla baştan sona konseri beynimize kazıdık, bu yasaklar istemeden şahsım açısından güzel sonuçlar yaratıyor:) Her kuşaktan ve renkten (sekiz yaşında çocuklardan altmış yaşlarındaki amcalara, türbanlı kardeşimizden romantik çiftlere) insan topluluğu mevcuttu. Roger Waters ve ekibi şova başlayınca muazzam bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu anladık. Another Brick In The Wall’ı dinlemek yani yaratıcısından dinlemek…bir kaç dakikalık dünyadan kopuştu resmen hâlâ tüylerim diken diken oluyor. Hemen arkasından gelen benim en çok beklediğim 2. parça Mother dağıttı, gözler buğulandı bi tıkandık felan…zaten öncesinde bir ay önce kaybettiğimiz genç insanların fotoğraflarını sahnede görmek ve Roger Waters’un konuşması yeterince duygulandırmıştı bu da bonusu oldu. Neyse ki usta striptiz yapan kızların görüntüleriyle bezenmiş Young Lust’la rock konserine geldiğimizi hatırlattı.

1. bölüm bittiğinde hipnoz olmuş şekilde bekleşirken onlarca kişinin konser bitmiş gibi gittiklerini gördük. Bence de gidin asla dönmeyin, sizin yeriniz bu konser değil, hatta aynı ortama girmeyelim sizle.

2. yarı hayal gibi bir “Hey You” ile başladı, dağıldık. “Bring the boys back home” derdemez benim gibi bir çok kişi için gecenin zirvesi geldi; “Comfortably Numb”. Gözler yine buğulandı, gözler David Gilmour’u, gözler Pink Floyd’u aradı…çok güzeldi çok.

Dave K. da harika iş çıkardı soloda…”Run Like Hell” yine kendimize getirdi.. Görseller ve süper animasyonlar, duvarın sürekli bir yerlerden gedik açılıp inşa edilmesi, uçan domuz, uçağın duvara çarpması, harika bir müzisyen topluluğu ve en önemlisi güleryüzlü ve enerjik bir Roger Waters izlemek…bundan daha iyisini izleyebilecek miyiz bir daha bilinmez..Pink Floyd tişörtlü binlerce insanla duvarın yıkılışını izledik ve sistemin, yıllar geçse de.   “insan”ı öğütüşünün hikayesini dinledik yaratıcısından. Kaçıranlar da üzülmesin. Bence açsınlar izlesinler The Wall filmini üstüne de Comfortably Numb dinlesinler; ne de olsa Pink Floyd daha iyisi gelene kadar hep zirvede kalacak ve yapıtlarıyla hayatımızda olacak.