Haggard

Bayan Arıza tarafından 9 - Ekim - 2010 tarihinde yazıldı.

Arzu'dan HAGGARD Diskografisi ve Konser Kritiği

Kuruluş Tarihi: 1991
Ülke: Almanya
Web Sitesi: www.haggard.de

Elemanlar:
Bartl – Obua
Karin Bodenmüller – Soprano
Fiffi Fuhrmann – Crumhorn
Kathrin Hertz – Çello
Steffi Hertz – Viyola
Danny Klupp – Akustik gitar
Kerstin Krainer – Viyolon
Luz Marsen – Bateri
Robert Müller – Klarnet
Andi Nad – Bas Gitar
Asis Nasseri – Vokal, Gitar
Kathrin Pechlof – Harp
Sasema – Soprano
Florian Schnellinger – Bas Vokal
Hans Wolf – Piyano,Klavye
Christoph V. Zastrow – Flüt

HAGGARD OLAYI

1991 yılında kurulan Münih’li grup müzik hayatlarına death metal alanında başladı. İlk demoları “Introduction” 1993 yılında ve kendilerini tanıttıkları beş parçadan oluşan ilk mini-albümleri “Progressive” ise 1994 yılında çıktı. 1995 yılında müziklerine klasik öğeler katmaya başladılar. Bu yıl gruplarına keman, viyolonsel, piyano ve bir de soprano kattılar. “Once…Upon A December's Dawn”  isimli bir promo albümü çıkarttılar ve Danimarkalı grup Illdisposed ve Alman grup Disgust ile çıktıları turneyle yeni müziklerini tanıttılar.

Yeni tarzlarıyla olumlu tepkiler alan grup kadrolarına 16 müzisyen daha kattı ve
müziklerini gitgide daha senfonikleştirmeye, daha klasikleştirmeye başladı. Giderek oturan kadroları ve tarzlarıyla 1997 senesinde Serenade Records etiketli “And Thou Shalt Trust …The Seer”ı piyasaya sürdüler. Albüm iyi bir satış grafiği çizdi ve büyük beğeni topladı. Bu albüm melodik death metal ve Ortaçağ-klasik-folk müziğinin karışımıydı.

Lirikler İngilizce, Almanca ve Latince’ydi.

Albüm tarihe bir yolculuk gibiydi ve Michel de Notre Dame’ın (namı diğer Nostradamus’un) hayatını işliyordu.

Grup, yeni albümlerine kadar uzun bir turne dönemi yaşadı. Çoğu Almanya, Avusturya, İsviçre ve Hollanda’da geçen bu turneler grubun hayran kitlesini her geçen gün arttırdı. Grubun tek (ve hayli önemli) dezavantajı ise hayli kalabalık olan kadronun toparlanma sorunuydu. Bu yüzden konserler maalesef hep “playback” geçti. 2000’in Temmuz’ ayında grup, adından en çok söz ettiren ve en başarılı albümlerini çıkardı. Albümün adı “Awaking The Centuries”di ve tarihe yapılan
yolculuk aynen devam ediliyordu bu albümde de.

Tarihin gerçek olayları ve kahramanları (ve yarım kalan hikayesiyle Nostradamus) yine albüm parçalarının konusuydu. Bu albümle Haggard hayranları adeta mest oldu. Grup bundan bir yıl sonra Meksika’da kaydedilen “Awaking The Gods” (Live in Mexico) isimli bir live albüm çıkardı. Onbir parçadan oluşan albüm Haggard’ın en iyi eserlerini içeriyordu.

Haggard’ın son albümü ise, adını Galileo’nun ünlü sözü “Herşeye rağmen dünya dönüyor.”

lafından alan “Eppur Si Muove”. Albüm 2004 yılında Drakkar etiketiyle çıktı ve Haggard bu albümünde de diğerlerinde olduğu gibi çizgisinden şaşmadı, kendi yaratttıkları eşsiz müziği ve havayı korudu.

KONSER KRİTİĞİ

Bilet üzerinde 21:00 yazan konser saatine kanarak 21:00 sularında Yeni Melek Gösteri Merkezi’ndeydik. Deneyimler ekibindeki arkadaşlar beni yalnız bıraktığı için ben de Haggardsever kim varsa tutundum kollarına ve gidiverdim. Geçen geldiklerinde kaçırdığım için bu kez aynı hataya düşmemek için çok önceden 8 Aralık’ı bekledim. Çok fazla kuyrukta beklemedim. Daha sonra kurtulmak için
zorlandığım bileklikleri kolumuza takıldı ve içeri girdik.

Atlantis Müzik ve Metalattack.com organizasyonu olan konseri en iyi Yeni Melek’in üst katından izleyeceğimize kanaat getirip balkona ilerledik. Metalattack.com’dan
tanıdığım ve çok sevdiğim Erkan’ı heyecanlı heyecanlı koşuştururken görüp yakaladım. Öyle ya konser hakkında beni bilgilendirmeliydi. Ne de olsa yazacaktım. İlk sorum Haggard’ın Yeni Melek sahnesine sığıp sığamayacağı idi. Grup
Türkiye turnesinin ilk adımı olan İstanbul’a konserden 1 gün önce gelmiş ve imza gününe katılmıştı. 7 Aralık’ta 11, 8 Aralık’ta ise 14 Haggard üyesi İstanbul’da idi.

Saat 22.00’de grup üyeleri nazlı nazlı sahne aldı. Asis’in “Merhaba İstanbul” seslenişi ile başlayan konsere adını soprano kızlar vurdu desem yalan olmaz. Siyah elbiseleri ve uzun sarı saçları ile vokal yapmadıklarında saçlarını ve vücutlarını ustaca sallamaları bizlere de enerji verdi. İlk dakikalarda kilisede cenazedeymiş gibi bir hava hâkimken, şarkıları tek bir ağızdan söyleyen izleyici profili grubu da canlandırdı. Basçı atom karıncanın performansı harikaydı. Hans (Piyano, klavye) kardeşimizin başındaki işlemeli takke dikkate değerdi.

Son şarkı ve sahneden ayrılan grup alkışlarla uğurlanırken, tezahüratlar Yeni Melek’e fazla gelecek diye korkmadım değil. Sonra Asis geri geldi. Organizatörlerin kendisine verdiği bir kucak gülü, grup üyelerini tek tek çağırıp ellerine vermek suretiyle dağıttı ve konserin tacını taktı. “Awaking the centuries” i söylediler ki gerçekten gecenin en güzel şarkısıydı.

Konser bitti. Güzel bir konserin izleri yüzünden okunan insanlar dağıldılar.

Konser sonrası grup yaklaşık 1 saat daha kaldı ve hemen ardından turnenin ikinci ayağı için Ankara yollarına düştü. Araca taşınırken yakaladığım viyolonsel ile garip fotoğraflar çektirdim. Konserin büyük çoğunluğunu kayda aldım.

Yeni Melek İstanbul’da ciddi bir açığı kapatıyor ama yetersiz olduğu da açık. Sesin
verimini en iyi orta sıralardan alabiliyorsunuz. Önlerden bu tip bir konseri
izliyorsanız kulaklarınızın vay haline.