Ey İzmir, sen benim her şeyimsin! (7-8 Nisan 2012, İzmir Gezisi)

Bayan Arıza tarafından 10 - Nisan - 2012 tarihinde yazıldı.

Bir İzmir macerası daha sona erdi maalesef. Şair, "Ankara'nın en çok nesini seviyorsunuz?" sorusuna "İstanbul'a dönüşünü" demiş ya bana da sorarsanız "İzmir'in en çok nesini seviyorsunuz?", "İstanbul'dan kaçışını" derim. "İstanbul'un en çok nesini seviyorsunuz?" sorusunu kabul bile etmiyorum çünkü doğma büyüme bir İstanbul'lu olarak İstanbul'u hiç sevmiyorum. Benim kalbim, gönlüm, ruhum, her şeyim İzmir. Fahri İzmir'li ilân ettim kendimi, ömür boyu da böyle olacak. İzmir'de yaşamanın bir yolunu bulursam eğer burada bir dakika bile beklemeden bavulumu alır giderim. Çok büyük bir müzik olayı olmaz ise İstanbul'a bir daha hiç gelmem.

Bir şehrin insanı bu kadar mı güzel olur? İzmir'e ayak basar basmaz bindiğimiz otobüsün şoföründen, esnafına, bar çalışanından, sokakta adres sorduğumuz insanına dek herkes güleryüzlü ve yardımsever. Evet bin kere söyledim ama yine söylicem, orada herkes mutlu! Herkesin yüzü gülüyor. İstanbul'da herkes agresif çünkü biz bu şehirde yaşamıyoruz, savaşıyoruz adeta.

7 Nisan Cumartesi
Saat 08.00'de yeni çıkan bir ulaşım yolu olan İdobus ile Kabataş'tan hareket ettik ve Bursa'ya 09.50'de ulaştık. 10.00'da otobüs hareket etti ve 14.30'da İzmir otogarındaydık. Yani yoldan yaklaşık olarak 2 saat kâr etmiş olduk. Uçağın rahatlığı hiçbir şeye benzemez ama bu da fena değildi. Hem deniz havası kokladık, hem de etrafı izleyerek gündüz gözüyle İzmir'imize varmış olduk.

Otogarda indik. "Duracak" kısmında "Atatürk" fotoğrafı olan 163 no'lu otobüse bindik ve Alsancak'a vardık, eşyalarımızı bıraktık ve saat 16.00'da arkadaşlarımızla buluşmak üzere Sevinç Pastanesi'nin önünde hazır ve de nazırdık. Sonraki zaman dilimleri ise evet kesinlikle anlatılamayacak kadar güzel ve de özel. Tek kelimeyle mükemmel iki gün geçirdik.

Cumartesi günü gece 23.00'e dek Alsancak çimlerde oturduk. Hava süperdi. Ayakkabılar, çoraplar fora oldu. İzmir'in toprağına ayak basılarak tüm negatif enerji bırakıldı. Muhabbet gırla gitti; gelenler, gidenler, kahkahalar, özlemler, dostlarımızın sıcaklığı, muhabbet, vatan kurtarmalar, kedisel sohbetler, dostlarımızın o güzel bakışları, etraftaki güzel insanlar, çiğdemciler, boyozcular, bira şişesi toplayanlar…

Hafif üşüme durumları söz konusu olunca Tatoo'ya geçildi. Ozan'ın deyimiyle "İzmir'in metal çalan barı" imiş burası. Bizler bir süre sonra hem saat 06.00'da kalkmanın yorgunluğu, hem yol yorgunluğu ve hem de bir gün öncesi gitmiş olduğumuz Nirvana tribute konserinin yorgunluğu nedeniyle masada uyur moduna döndük:) Saat 03.30 gibi yataklarımıza kavuştuk ve ertesi sabah erken buluşmak ve günü kaçırmamak üzere sözleştik.

8 Nisan Pazar
Saat 09.00'da kalkıldı ve 09.30'da dostlarla buluşuldu. Boyozlar, gevrekler alındı ve Kahve Bahane'de çaylar içildi. Örümcekçi Gökhan'ın masasına laf atıldı.

Kıbrıs Şehitleri ve Alsancak turu, bolca fotoğraf çekimi derken "haydi bakalım bi'Karşıyaka yapalım" dendi. Atladık motora (izmir'lilerin deyimiyle vapura); istikamet Karşıyaka. Çarşıda birkaç tur derken "Anita" adındaki şirin cafeye gidildi. Öksürük için özel karışımlar içildi. Cafe sahibiyle muhabbet edildi. Derken Karşıyaka'dan iki güzel insan geliverdi. Sonrasında bir tur daha derken, bir başka mekâna "Sanat Kulesi"ne geçildi. Orada da başka arkadaşlar bize dahil oldu. Muhabbet yine gırla gitti. Derken karınlar acıkınca, süper bir dürümcüye geçildi, aç karınlar doydu.

Saatler saatleri kovaladı. Gitme vakti geldi çattı. Gözler doldu. İzmir'den ayrılmak yine çok koydu. 18.30'da otobüse bindik, 23.30'da deniz otobüsüne geçtik ve 01.30'da Kabataş'ta, 02.30'da da evimizdeydik.

Sonuç
İzmir'de yaşamalıyız!!! Sanırım biz birkaç aya kalmaz bir İzmir çıkarması daha yaparız.

Yanımızda olan, bize rüya gibi iki güzel gün yaşatan tüm dostlarımıza çok teşekkür ederiz, hepinizi çok seviyoruz.