Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “Ilgım’ın Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından 1 - Temmuz - 2011 tarihinde yazıldı.

Kapıyı açtı. Ağlıyordu. Sevgilisi dün sabaha karşı beşte… Bir daha hiç dönmemek üzere… Anlıyorsunuz değil mi, cam kırıkları ağzının içinde… Koca adam oysa, koskocaman bir şey. Ama işte konuşsa dili kanayacak sanki, ağzı bütün cam kesiği. Bu hayatta olan son şeymiş, gibi sevgilinin gidişi, bunun üzerine artık hiçbir şey olmayacakmış gibi… "Bitti" yani. Biter, bilirsiniz. Yanmış kibritler gibi kolay ufalanan ve boynu eğik, bir daha yanamayacak kadar "yanık"… Kalıverir insan, kalıverir… Artık yüzüne bakılmaz.

***
Hayat yüzüne bakmaz insanın, halden bilmez. Yürüyüşün değişir, omzunun biri eğik, öbürü ondan da eğik; çaresiz, silahsız bir alacaklı gibi hayattan. Alacaklısındır hayattan. Günler yakanı bıraksa istersin. Olup bitenin ortalarında durmak değil de, gürültünün şöyle kıyıcığına ilişivermek istersin. Görmesinler seni, kimse de bir şey sormasın… Hayat öyle kendine kendine gidiversin. Zaman geçiversin ve bu yara öyle kenarları tatlı tatlı kaşınacak kıvama gelsin, kabuğunu kaldırınca kanamayacak kadar iyileşsin. Ama yine de, ille de ‘O’, gelsin; geri gelsin. Yağmalasın etini, jiletlesin kalbini ama yine de geri gelsin. Hep, belki de aniden iyi bir şey oluverir sanırsın. Yalnız kaldıkça iyice enayileşip, iyice sanabilirsin. İyice sanınca iyice enayileşip bir telefon açarsın. Bambaşka bir alemde elbette o, paldır küldür yerlere dökülüverirsin.

***
Birini görsen de sorsan keşke: Daha çok var mı? Çok varsa daha, uyusan. Çocukluk yolculukları gibi. Uyusan, geçse. Geçinceye kadar uyuyabilsen. Biri tam olarak ne kadar uyuman gerektiğini söylese. Yolculuk çocukluğu gibi… Olabilse.

***
Adam da tam böyle işte. Koskocaman bir şey oysa. Kız âşık bir başka birine. Bir başka biri de bir diğerine, o bir diğerinin aklı kim bilir nerelerde… Böyle böyle uçları birleşmeyen bir çemberin içinde yüz yıllardır pörsümüş bir koşturmacada ve her zamanki gibi hep birlikte çok fena acılar içinde ve vesaire ve vesaire…

***
Sonunda peki? Yani toz duman geçince…
Dün saçma bir belgeselde bir dağcı adam, karısının küllerini savuruyordu dağdan. Üç saniye sürdü kadının yele karışması, dağılıp, bitmesi kadının, üç! şimdi ölüversek yani, bu hır gür içinde bitiversek, üç saniye sürecek yani, üç! Şu ağaç senden daha uzun sürecek, şu ucuz tükenmezkalem bile yani. Bu karga sen öldükten sonra da geçecek buradan. Ona yazdığın günlük notlar var ya, "Elektrikçi gelecek saat 17.00’de. Öpüyorum" dediğin sarı kağıt, yeryüzünde senden çok kalacak, bu acıdan daha uzun ömürlü hepsi. Tuhaf değil mi? Bu kalp kırıkların, bu kan pıhtıların hiçbiri kalmayacak yani. Ve sana şimdi öyle gelmiyor değil mi? Uzayıp, yayılıp acı, bütün Asya kıtasını kaplayacak gibi. Oysa sorsan, o yalancı babalar gibi "Az kaldı" diyecekler sana. Ama bütün çocukluk yolculukları gibi uzun sürecek. Uzayarak, uzun. Ve bütün bunlar üç saniye sürecek bir dağılma için. Yani tuhaf gelmiyor mu bu sana? Çok tuhaf değil mi? Sus şimdi, konuşma, dilin kanıyor yine