Ex-Misafir Defteri’nden Enstantaneler “Alper Çifter’in Paylaşımları”

Bayan Arıza tarafından 28 - Haziran - 2011 tarihinde yazıldı.

arızamı anlatmak yerine, hafif edebi, hafif sıyırmış ve hafif kelebeğin çığlığını andıran bir ses çıkaran kendi kelimelerimi göstermek, çoğu zaman kısa devre yapan beynimin gri-mor kıvrımlarında ufak bir gezintiye çıkarabilir hepimizi…(yine de tavsiye etmem kimseye)

Ruh Okyanusundaki Denizatları Dört Nala

Kafama vuracak sert bir şey aradı gözlerinden ateş çıkararak ve bulamayınca otuz saniye önce bacaklarına örttüğü battaniyeyi –bir süper kahramanın pelerini gibi rüzgarda dans ettirerek- başıma geçirdi, sağ kolunu zorlayarak. Battaniye yüzümü yakarak kucağıma düştükten sonra yüzümde belirmeye başlayan sırıtışı fark edip daha da sinirlendi ama ikinci bir saldırıda bulunmadı. Sırıtmamın sebebi tabi ki de bana değer verdiğini fark etmem ve de onu bu hale getirebilmiş olmamdı. Battaniyenin tüylü parmaklarının gözlerimin önüne serpiştirip görüş açımı kapattığı saçlarımı sol elimle geriye attım ve sırıtmaya devam ettim. Defolup gitmemi söylemeden kalkmıştım bile oturduğum koltuktan, ama yinede içindekileri kusarcasına defolup gitmemi söyledi, bende öyle yaptım.

Araba zorlanmadan çalıştı ilk kez; 1974 model bir vosvos'tu. Kendimden daha yaşlı bir arabaydı ilk arabam, belki bana bazı tavsiyelerde bulunur diye almıştım onu. Onun benden önceki on iki sahibi de benzer hatalar yapmış olabilirlerdi benimkiler gibi; kendileri ve hayatları, daha doğrusu kendilerine ait olmayan hayatlarıyla ilgili. Hayatımı sadece kendi istediğim gibi yönlendirmeye çalışıyordum ve en büyük sorunda bundan kaynaklanıyordu. Kırmızı ışıkta durunca, kalan on sekiz saniyeyi değerlendirmeye karar verdim ve bir sigara yaktım, sarı ışığa iki saniye kala ilk duman şelalesi cigerlerimdeydi ve bir anda düşündüm ki bana değer vermeyen bir insan bu kadar sinirlenip kendinden geçemezdi. Vosvos tecrübelerini anlatıyordu işte. Mutluluğum ve kendimi beğenmişliğim yaklaşık bir saniye sürdü ve sarı ışıkta gaza bastım. Nereye gitmeliydim? Kesinlikle eve değildi. Her şeyin garip bir şekilde farkında olmak bir lanet türüydü.

Boş verememek ve maskelerin altını ve gerçeklerdeki yalanı ve yalanlarlardaki gerçeği görmek. Çok kitap okumak, filmlerdeki diyalogları not etmek, melodilerinden çok şarkı sözlerine kapılmak, farklı insanlarla değişik yerlerde ve değişik şekillerde birlikte olmak sadece basit sağlamalarını yapıyordu sizin çoktan bildiğiniz şeylerin.

On beş dakika geçmişti geleli ve ikinci biramı yarılamıştım. Her zaman geldiğim bardaydım yine. Güvenli bir sığınak gibiydi, çoğu zaman evime tercih ederdim. Ruhu olan şarkılar çalardı hep; ruhu olmayan insanlara ve bu şarkıları dinleyenler onlara ruhlarının olmadığının hatırlatılmasından rahatsız olup kaçarcasına giderlerdi. Geriye ruhları can çekişenler ve ruhlarından kalan kırıntıları toplayarak geriye kalanları korumaya çalışanlar kalırlardı. Tek başına oturup bir şeyler içen birisi her zaman ürkütür insanları, içki içmesine bile gerek yok, tek başına olduğunu belli eden ve birisini beklemediği çok açık olan bir insan diğerlerinin kafasında soru işaretleri oluşturur. Anlayamazlar. Bu barı da bu yüzden seviyordum işte, çalışan iki barmeni, sahibini ve daimilerini tanıyınca alışıyorlardı senin yalnızlığına, arada sırada yalnızlığını yanındaki bar taburesinden kaldırıp onun yerine oturmaya çalışırlardı, bazen ses çıkarmadan izin verip sıradan konuşmalarına bırakırdın kendini bilinçli olarak yada gözlerini göz-çukurunun sol üst köşesine dayayarak basit bir şekilde uzaklaşmalarını sağlardın. Bu barın güvenliliği de sekizinci biradan sonra kayboluyordu ama; tehlikeli bir adama dönüşmeme az kalıyordu yalnızsam ve dokuzuncunun yarısındaysam. O gecede bilinçli davranarak, dokuzuncunun dörtte üçündeyken hesabı istedim, tuvalete gittim, tuvaletten geldim, hesabı ödedim ve bardan çıkarak sokağın kalabalık yalnızlığına girdim, bir kitap yazsam adı ”Kalabalık Yalnızlık” olabilirdi, diye geçirdim içimden barın kapısı gıcırdamaya devam ediyorken henüz.

Alper Çifter