Evren Özer’den Kadın Kokusu (1992) / Scent of a Woman

Bayan Arıza tarafından 2 - Haziran - 2017 tarihinde yazıldı.

Aslında uzun süredir indirdiğim filmler arasında idi.Çoğu zaman yüzüne bile bakmadım.Belki de ismine takıldım.Aynı yıllar evvel Dövüş Kulübü filmine verdiğim önyargılı karar gibi.O filme de aynı defansı koymuştum ama bir arkadaş ‘oğlum filmin dövüşle bir alakası yok,izleyince anlayacaksın’ demişti ve haklıydı,David Fincher önderliğinde,Pitt ve Norton eşliğinde bir sinema şaheseri izledim.Aynı duygu içime hasıl olmuş gibi sanki bana hitap etmeyecek gibi geliyordu üstelik film hakkında ne bir yorum ne de bir fragman izlemiştim.Yapım yılı da 1992 olunca çoğu kere es geçiyordum.Afişinden de pek bir hazzetmedim.Tüm bu olumsuz bakış açılarımdan dolayı artık bu incelemeyi yazmak bana farz olmuştu,hakkını verme zamanı…


Al Pacino’nun unutulmaz bir karakter çizdiği film,aslında 1974 yapımı İtalyan Profumo di Donna’nın yeniden çekimi…

Filmimizin konusu ise şu şekilde ;

Bir kolej öğrencisi olan Charlie,paraya ihtiyacı olduğundan kör bir adama,bir nevi 'bebek bakıcılığı' yapmaya razı olur ama iş,umduğu kadar basit olmayacaktır.Çünkü Emekli Albay Frank Slate’in haftasonu için çok özel bir planı vardır.


Bu plana yolculuk,kadınlar,iyi bir yemek,birinci kalite şarap,tango,limuzin ve ne yazık ki bir de 45’lik dahildir.İşin kötüsü,bunları yaparken Charlie’yi yanından ayırmaya da hiç niyeti yoktur…


Bazı filmler vardır usta,sanki önce adamı bulmuşsundur sonra senaryoyu yazıp filmi çekmişsindir.Bence önce Al Pacino diye bir adam bulmuşlar,üstüne bundan bir kör yaratalım üstelik asker olsun yanında da gazi,sonra da intihar eşiğine getirip bir film çekelim demişler…


Bazı filmler insana sözler bırakmıyor.Sadece hissediyorsunuz o film bittikten sonra içinizdeki o boşluğu.Sizi alıp başka yerlere götüren ve geri getirirken bir parçanızı orda bıraktıran bir film bu.Küllerinden yeniden doğmak gibi.Neden mi? Şöyle ki ;


Albayımız en başta demir gibi sert,kuralcı,dediğim dedik çaldığım düdük bir tip üstelik kör olması hasebiyle eski hayatını özlediğinden – ki sonradan kör oluyor- o birine dokunmadıkça başkalarının ona dokunmasına istemiyor.Ama Charlie ile zaman geçirmeye başlayıp ona alıştıkça yönetmen bize ince bir ayrıntıya dikkat çekiyor.Albay tam intihar edeceği sırada Charlie’ye kendine dokunulmasına izin veriyordu.Yani Charlie albayımızı kendiyle geçirdiği süre zarfında yumuşatmış ve yönetmen bize albayın kalbinde kötülük olmadığını bize göstermeye çalışmıştı.Bir diğer dikkatimi çeken husus albayımızın ‘Ha-Ha’ gülüşü,ancak bu gülüşün ne anlama geldiğini intihar etme teşebbüsü sırasında anladım.O ana kadar albayımız her dalga geçtiği hatta kendini aşağılayan sözlere karşı ‘Ha-Ha’ derken veya en azından ‘Ha’ derken intihar teşebbüsünde bulunduğu gün öyle bir gülüş göremedik çünkü albay aslında o gün üzgün ve bu dünyadan gitme ihtiyacı içinde idi.Charlie albayı o çok iyi repliği ile hayata döndürdüğü anda o meşhur gülüş yine ekrandaydı.İşte o an o gülüş bizi yeniden albaya bağladı… 


Buna ilaveten evine iş görüşmesi için gelen öğrencisiyle ta filmin başında ilk karşılaşmalarındaki konuşmalarından başlayan mutlak hakimiyeti ve istisnasız,kararlı bir şekilde koruduğu mesafesi,ona yardım ederken,ona bir şeyler öğretirken,ona öğütler verirken,ona veda ederken,ona kızarken de aynı istikrarla devam eder ve biz bu karaktere aynı anda hem nefret dolduk,hem acıdık,hem merhamet ettik,hem "vay be, helal olsun" da dedik.Al Pacino karakteri öyle güzel doldurmuş,öyle güzel yüklemiştir ki yeri gelir de o kadar diktatör tavırlarına rağmen,değneğiyle sağda solda duran sandalyelere çarpa çarpa yürürken veya hayatının belki de en keyifli zamanını geçirip tango yaptığı bayanın ardından gözleri dolu,o anları beyninde düşünceli şekilde yeniden yaşarken ya da gittiği şükran yemeğinde ailesi sayılan yakınları tarafından istenmeyen,iğneli bakışlara maruz kaldığında ona için için ağladık…


Al Pacino’nun koca film boyunca bir an olsun kör olmadığını ele verecek şekilde bakmıyor.Özellikle "elindeki silahı ver" kavgasının yapıldığı sahne ve sondaki disiplin kurulu konuşması sahnesinde çok uzun süre kamera suratına odaklandığı halde hata yapmıyor.Kör ve yaşlı bir adamın genç ve güzel bir kadınla tango yapması nasıl bir histir acaba? Filmin bir yerinde başını bir kadının saçlarının arasına sokup o kokuda boğulmaktan bahseder albayımız ve o tango sahnesinde dans ettiği kadın yalnızca kokusuyla fark ettiği bir kadındır.Bütün dans boyunca o sabun kokusu ( tedavülden kalkmış "ogilvie sisters" markalı bir sabundur bu.Filmin bütün büyüsü de zaten burada saklıdır.Artık üretimden kalkmış bir koku,gerçek bir kadın kokusudur şimdiki kadınlarda bu koku olamayacağına göre şimdiki kadınlar,elbette ki filme göre,beş para etmez.) burnuna dolmaktadır,saçlarından gelen koku da.Hatta kız duyduğu heyecandan hafif terlemiştir de mutlaka ve albayımız bunun kokusunu da duymaktadır.Tüm bu kokular albayımızın çok sevdiği o güzel kadınlardan biriyle hem de kendi cennetinde tango yaptığını bence yönetmen tarafından betimlenmiştir.


Özellikle o otel odasında yaşananlar hayat kadar gerçekti.Albay bir kadını tarif ederken üstelik sadece kokusundan yola çıkarak bunu yapması gören bir insandan çok daha iyi hissedebildiğini aslında görmek eyleminin izafi bir kavram olduğunu bize hatırlattı.Albayın görmeyen gözlerindeki derinlik ve o derinliğin içerisinde hissettikleri gerçekten umutlarımızı kovalarken yorulduğumuzda veya hayatı sorgulamaya başladığımızda albayın o görmeyen gözlerini çıkarmalı ve o gözlerle bakmalıyız dünyaya.Aslında bu film insanın her zaman zorluklarla 


karşılaşacağını ama bunları aşmaktan başka seçeneğimiz olmadığını gösteriyor…


akılda kalıcı sahneleri ;


Ferrari deneme süreci sahnesi


Tango sahnesi – çalan şarkı Por Una Cabeza-


Finaldeki muhteşem disiplin kurulu konuşma sahnesi


replikleri ise ;


Hiç kapıldın mı o hisse, gitmek istersin hani,


Ama aynı zamanda da kalmak gelir içinden.


Bana bir John Daniels söyle,


Sanırım Jack olacaktı,


Kaç senelik arkadaşımın ismini bana mı öğretiyorsun?


Hayatımda pek çok dönüm noktasında karar vermek zorunda kaldım.Doğru yolun hangisi olduğunu her zaman biliyordum…Ama hep diğer yolu seçtim.Neden mi? Çünkü çok zorlu bir yoldu.


Hayatım boyunca bacakları değil de, elleri boynuma dolanan bir kadın aradım…


(ki filmin son sahnesinde ortaya çıkan tarih öğretmeni de o kadın…Al Pacino"nun tasvirini en iyi yaptığı,yalnızca kullandığı kokuyu değil,boyunu,posunu ve saçının rengini de doğru bildiği bu kadının Al Pacino"ya aşk dolu bakışları da bu düşüncemi pekiştirmiştir.Zira ilk kez karşılaştığı bu kadının 1.70 boyunda ve kızıl saçlı olduğunu görmeden ve dokunmadan doğru bilen albayımız kadının da kendisinden çok hoşlandığını hissetmiş olmalı bence.Ayrıca eve döndüğünde -her zaman kavga ettiği- küçük kıza sevecen yaklaşımı da, bu yeni filizlenen aşkın etkisiyle olsa gerek.)


Biraz da çuvaldızı kendimize batıralım.


Biz erkekler duygusallıklarımızı,hislerimizi olduğu gibi ortaya koyarız kanımca erkek mantığı şövalyelik yapma ihtiyacı,erdemlerinden vazgeçmediği zaman çok daha delikanlı hissettikleri üzerine kurulu ve nitekim zayıf olduğumuz durumlarda bunu saklamak adına ağlamak yerine kendilerini öfkeli ya da kızgınmış gibi gösterme çabalarımız,işte albayımızın finale kadar ki durumu da bu tespit üzerine inşa edilmiş gibime geliyor…


Müzikler Thomas Newman'a ait ve bu filmi izlerken Esaretin Bedeli filminin müzikleri kulaklarınıza benzer gelebilir çünkü o filminde müzikleri aynı adama ait.İki filmin arası sadece 2 yıl bu filmde Newman sanki ısınma turu atmış…


Al Pacino'nun o kadar harika bir ses tonu var ki,dublajlı izlemek ona hakaret olur.Hele finaldeki konuşma sahnesinde,öyle bir konuşuyor ki tüyleriniz diken diken oluyor.O ses tonundaki eminliği ve kendine olan güveni fazlasıyla hissediyorsunuz.İlave olarak Al Pacino bu film için 4 ay körler okulunda kalmış ve role o kadar çok çalışmış ki bir noktaya sürekli baktığı için gözleri bozulmuş ve filmden sonra gözlük kullanmaya başlamıştır.


Ayrıca Al Pacino canlandırdığı kör rolü ile En İyi Erkek Oyuncu heykelciğini sonuna kadar hak ederek kazanmıştır…


Herkese İyi Seyirler Dilerim…