Evren Özer’den Film Kritiği: Inception

Bayan Arıza tarafından 28 - Haziran - 2017 tarihinde yazıldı.

Rüyalar…

Beynimizin bize oynadığı bir oyun mu?

Yoksa bilinçaltımızın gözlerimiz kapalı iken üçüncü bir göz vasıtası ile başka bir evrene kapı açması mı?…

İnsanlık tarihinin belki de en anlaşılmaz kavramı,üzerinde çokça kafa yorulan ama bir türlü gerçek gerçekliğine ulaşılamayan bir vaka…

Bazı insanlar –ki bende bu grubun içine girenlerdenim– rüya içerisinde rüyada olduğumuzu anlarız.Çoğu zaman da rüyanın sonunu merak eder ve rüya görmeye devam ederiz.Rüya da gerçek hayatta(!) yapamadıklarımızı çok rahat bir şekilde yaparız yani rüya alemi enteresan bir alem…

Aslında rüyalarımızı uyanmadan son 5 dakika içerisinde –ki bu evreye uykunun ram hali adı verilir- görürüz yani ne oluyorsa o son 5 dakika da oluyor.Ama bize o kadar uzun gelir ki bu süre,şehirden şehire göç ederiz,doğal afetlere maruz kalırız,uzaya bile çıkabiliriz bir nevi astral seyahat yani rüya görme hadisesi…

Nolan, The Prestige filmi ile sinema dünyasına öyle bir adım attı ki resmen zerk etti kendini o damara ve arkasından İnception gibi şaheser çekti.İnterstellar’la da resmen beynimizi kazıttı ismini…

Zor bir iş senaryo yazmak,film çekmek…Hele konu olarak daha önce pek de aklımızın yetmediği,hiçkimsenin görmediği bir hayal dünyası seçince iş acayip zorlaşıyor ama Nolan rüya ile ilgili öyle bir senaryo yazıp öyle bir film çekmiş ki bir kez izlemek anlamak için yeterli değil,1,2,3,4,5 kere izlemek gerekiyor çünkü bu film çok katmanlı ve çok ince detay bir çalışma,anlamayanlar bence bir kez daha izlemeli…

Filmin ismi İnception yani Başlangıç ve film öyle bir başlıyor ki bir fırtına kopuyor,sarıyor sonra bizi,sarmalıyor,içine çekiyor,bırakmıyor…

Olayların kurgusunu anlayana kadar zaten filmin ortasına geliyoruz –ki ilk kez izleyenler bence kafa karışıklığı yaşayacak- zaten final desen efsane ötesi,kafalar çok çok uzaklara gidiyor,sanki beynimize yumruk yemiş gibi oluyoruz…

Görsel efekt olarak üstdüzey filmleri elimden geldiğince sinema da izlemeye gayret ederim.İnception’da tersyüz olan şehir sahnesinde nefesimin kesildiğini farkettim,soluksuz bir sahne idi…(daha beterini de İnterstellar’ın kara delik sahnesinde yaşadım) Kırılan cam sahnesi,aracın köprüden senkronize halde düşme sahnesi,otel içindeki dövüş sahnesi,rüya katmanları arasındaki düşüş sekanslarının süper ötesi kurgusu ve temposu ile film başka bir seviyede…

Filmimizin konusu kısaca şöyle ;

Leonardo çok yetenekli bir hırsız olan "Dom Cobb" ile karşımızda.Uzmanlık alanı,zihnin en karanlık ve savunmasız olduğu rüya görme anında,bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır.Cobb'un bu nadir insanlarda görülebilecek yeteneği,bu ender rast gelinebilecek mahareti,onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır.Aynı zamanda bu durum onu uluslararası bir kaçak yapmış ve sevdiği herşeye malolmuştur.Cobb'a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur.Ona hayatını geri verebilecek son bir iş,tabi eğer imkansız…

Mükemmel soygun yerine,Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır,görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir.

Christopher Nolan'ın Başlangıç'ın senaryosunu yazması on yılını almış.İnception bize sinema denen sanatın ne kadar sınırsız,ne kadar yaratıcı,ne kadar özgün,ne kadar evrensel,ne kadar hayret uyandırıcı,ne kadar fikir dolu ve ne kadar eğlenceli olduğunun apaçık kanıtı bence.Ayrıca film bize bundan yıllar sonra halen hakkında tartışılacak muazzam bir düşünsel labirent yaratıyor ki Nolan'ın prodüksiyon şirketi Syncopy'nin logosunun bir labirent olduğuna şaşmamak lazım…

Bir eleştirmen olan Roger Ebert'in film hakkında yazdığı "Önemli olan hikayenin ne olduğu değil,o noktaya nasıl geldiğimiz"  sözü bence film için kısa bir açıklama,size filmin başını, ortasını ve sonunu tasvir edebilirim ama işin asıl püf noktası bu noktaların hiçbiri bütününün nasıl oluşturulduğuna dair size bir ipucu vermemesi ne yazık ki…

Başlangıç diğer filmlere nazaran iki katı kadar özel efekte sahip fakat bu efektler hikayeye hizmet ediyor,hikaye efektlere değil! işte tam bu noktada oyuncu seçimleri devreye giriyor ve Nolan bence burda da turnayı gözünden vuruyor nitekim;

Leonardo DiCaprio,şiddetli suç duygularından yakınan,gittikçe gerçekliğin gerçekliği üzerine olan kontrolünü kaybeden Cobb rolünün iç karmaşasının hakkını veriyor.Joseph Gordon-Levitt,araştırmacı Arthur rolünde Leo ile atışmakla kalmıyor,son yılların en heyecan verici ve yaratıcı kavga sahnesini sunuyor.Oscar'lı Fransız aktris Marion Cotillard,Cobb'un esrarengiz ve haklı olarak öfke dolu eşi Mal rolü ile filmin duygusal yapısını oluşturuyor.Burada bir parantez açmak istiyorum filmdeki aşk fenomeni üzerine şöyle ki;

Aslında film aşk fenomenine özgün bir bakış getirmese de ,aşk ve rüya benzerliğini muhteşem bir anlatımla vurguluyor.Romantik bir ilişkiyi ‘iki kişinin kendilerine ait bir dünya kurması’ olarak tanımlamak ta mümkün aslında ama bu kendine ait bir dünya yaratıp,orda yaşamak fikri filmde gerçekten apartmanlardan,köprülerden,denizlerden ve yollardan oluşan,fiziksel anlamda gerçeğe yakın bir alan yaratmak olarak gösterilmesi Nolan’ın muhteşem hayalgücünün eseri…

Karakterlerin isim seçimleri de akrostiş;

D ominic Cobb

R obert Fischer

E ames

A rthur

M al

S aito

Yani DREAMS…(Rüyalar)

Finali konusunda birkaç kelam edeyim…

Cobb 4.katmanda Mal ile yüzleşip vicdanını temizlemiş bir şekilde uçakta uyanıyor yani 0.katmanda,evine gidiyor ve totemini son bir kez döndürüyor.

Soru şu; 0.katmanda acaba gerçekte midir yoksa başka bir rüyada mı?

Cobb döndürdüğü totemine bir daha bakmadan çocuklarına koşuyor yani o saniyeden sonra Cobb için bu katmanın 0 veya 4 olmasının bir önemi yok.O karısının vicdan azabından kendini kurtarıp çocuklarına kavuşmayı istiyor ve bunu başarıyor.Başka birşeyi umursamıyor artık.O yüzden totemine bir daha dönüp bakma gereği duymuyor.Totemin devrilip devrilmemesi de kameraya yansımıyor ama son kertede totemin hızlı ve durmaksızın deviniminde ufacık da olsa bir sendelediği beliriyor ki bence Cobb gerçeklikte tabi Nolan burda kararı bize bırakıyor…

Bu filmden çıkardığım rüya tezlerime gelince ;

Rüyalar;

*Katmanlardan oluşuyor

*Bu katmanlar iç içe geçmiş durumda ve en son girilen katman rüyanın ram hali

*Rüyada zaman kavramı izafi ve en dış katmandan başlayarak üstel bir artım söz konusu örneğin 1.katmanda saniye 2.katmanda saat 3.katmanda gün 4.katmanda ay veya yıl gibi

*Rüyada bir ‘duran’ımız var ve bu ‘duran’ımız sürekli hareket halinde

*Rüyada herkesin ‘duran’ı kendine özgü ve özel,başkası kullanamıyor

*Rüyada ‘duran’ımız hareketini ve devinim halini bırakırsa biz de aslında ölmüşüzdür.

Bu filme bir de tasavvufi yönden bakacak olursak ta enteresan şöyle ki ;

Hz.Mevlana ‘Rüyadaki suretleri gerçek bil,hayal sanma bedensiz bedene sahipsin,tenden çıkmaktan korkma!’ diyor…

Ayrıca tasavvufa göre ; ‘madde misaldir,misalin misali olmaz,eşya son surettir.Kopyanın kopyası ilim olmaz,onlar Hz.Adem’in ruhuna değil,çamuruna; kopyasına bakarlar.’ der…

Hz.Mevlana bu konuya şöyle bir açıklama getiriyor ;

‘’Dünya oyundur yani gölge oyunu,gönlümüzdeki varlıklar dışımızda bir aynaya yansıyor.Biz bunun seyrine dalıyoruz,esasında gölgelerdir nitekim gönlü sıkıntıda iken en güzel gölge bizi avutmuyor,demek işin aslı bizde imiş.Bizdekinin aslı da erenin gönlünde bu oyun bozulacak.Hiçkimse hangimizin gölgesi daha güzel diye yarış yapmıyor.Bu gölge oyununda kim birinci olur ki? Gölgeleri oynatandan başka…’’

Araf konusu da işleniyor filmde…

Araf filmde şöyle tanımlanıyor ; rüya içinde rüya kademeleri ilerledikçe geri dönememe tehlikesi beliriyor ve buna ‘Araf’ta kalmak’ deniyor…

İşin ilginci bu konu Kur’an da geçiyor.Kur’an da A’raf arfın çoğulu ve yüksek bir yer demek.A’raf Kur’an tefsirlerinde Cennet ve Cehennem arasında kurulu olan sur olrak zikredilmekte.Zaten bu kelime bir sureye de adını vermiş.Bir ayeti de şöyle ;

46.Ayet ‘’İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur A’raf üzerinde de bir takım adamlar vardır.Cennet ve Cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar.Cennetliklere ‘’Selam olsun size!’’ diye seslenirler.Onlar henüz cennete girmemişlerdir ama bunu ummaktadırlar’’…

Buna ilaveten Hz.Muhammed (S.A.V.) bir hadisinde ‘’İnsanlar uykudadır,ölünce gözleri açılacak’’ demiştir…

Nolan senaryoyu yazarken acaba hiç İslam dini ile ilgili bir kişiye veya bir kaynağa başvurmuş mu? Meraktayım…

Herkese İyi Seyirler…