Evren Özer’den Film Kritiği: Event Horizon (UFUK FACİASI)

Bayan Arıza tarafından 26 - Temmuz - 2017 tarihinde yazıldı.

90’lı yıllar…

Türkiye’ye teknolojinin yavaş yavaş uğradığı,toplumun internetle tanışmasına vesile olan yıllar…

Aynı zamanda bilgisayar kullanımın dünya üzerinde yaygınlaştığı ve film endüstrisinin görsel efekt kullanımına başladığı yıllar…

(Bu mevzuda aklıma takılan sorular var aslında…Takvimin başlangıcını ele alırsak 1400 sene düşünce ve felsefe üretmekten başka bir yapamayan insanoğlu nasıl oldu da 19.yy dan sonra inanılmaz bir teknolojik eşik atladı? Bu eşiği atlayan insanoğlunun beyni 1400 sene neden tekerlekten başka bir şey üretemedi? 100 yılda değişen insanoğlu mu yoksa evrenden bir katkı almış olabilir mi? Dünya dışı varlıklar var mı? Şahsen ben evren denen sonsuzlukta yalnız olduğumuza inanmayanlardanım…)

90’lı yıllarda bende teenage zamanlardayım,bilim kurgu filmi duyduğumda hemen kulak kabartanlardanım.Hele 1997 yılının Ekim ayında vizyona giren Contact filmini izleyince bir dumur olduğumu hatırlıyorum çünkü o  filmle başlar bence benim bilim kurgu hikayem.Çünkü o film bir başkaydı,elle tutulur gözle görülür bir uzay bilim açıklamasıydı,evrenle ilgili bilimsel sorular sorup cevap arıyordu hele Foster’ın o muazzam makineden düşüş sahnesi bana Nolan’ın İnterstellar’larındaki Cooper’ın kara delik sahnesinden düşüşünü hatırlatır hala…

Event Horizon Contact filminden sadece bir ay sonra 1997 yılının Kasım ayında vizyona girdi.Konu olarak ise,bilim adamı Dr.W.Weir(Sam Neill) tarafından icat edilen araştırma gemisi Event Horizon 1940 yılında mürettebatı ile kaybolmuştur ve tam 7 yıl sonra sinyal alınmıştır.Lewis and Clark adlı kurtarma gemisi ile Kaptan Miller(Laurence Fishburne -ki 2 sene sonra Matrix filminde de gemi kaptanı rolünde) komutasındaki ekip Event Horizonu bulabilmek için yollara düşer.Fakat bulduklarında ise kendilerini büyük bir süpriz bekler.Gemi bilindiği gibi değildir ve artık bir kalbi vardır.İnsanların aklını okuyup onları karanlık duyguları ile yüzleştiren birşey olmuştur…

Yapım yılı itibari ile zamanının ötesinde bir kurgusu var,senaryo bilimsellikle örtüşüyor özellikle uzay bükülmesi bahsi gayet anlaşılır biçimde tasvir edilmiş.Solucan deliği ifadesi yine Nolan’ın İnterstellar’ında da geçmişti.Makyaj konusunda zamanının ötesinde,gerçekten ürkütücü yüz ifadeleri uygulanmış,sesler ve müzikler (by Micahel Kamen) hususunda da gayet doyurucu bir çalışma yapılmış,irkitici…

Filmin korkutmak için güvendiği şey,senaryodaki karmaşa,çok yönlülük,akıl karıştırmalar ve sayesinde gelen gerilim.Başka bir başarısı ise görüntü kalitesi ve çekim teknikleri.Özellikle  kişilerin başına gelen hayaletlerle karşılaşma sahneleri gerçekten izlenilesi.Sam Neill’e ayrı bir paragraf ayırmak lazım.Üstad öyle bir oynamış ki sanki o cehennemi yaşamış,gözleri ve yüzü ayrı ayrı takılıyordu.Boyut değiştirip geri geldikten sonra ki halet-i ruhiyesi de dönüştüğü canavarı gözümüzün içine sokarcasına betimledi,çok iyi oyunculuk…

Aslında film bize bilim kurgu vaad etse de içeridiği aşk,gerilim,aksiyon temalarına ilaveten insan psikolojisinin en zayıf yerleri olan  din,günah,cehennem gibi spiritual konuları da işleyince çok yönlülüğü artıyor,haliyle odaklanacak birden çok konumuz oluyor ki bence senaryo bu açıdan çok derinlikli…

Bu filmle aynı dönemde vizyona giren başka bir bilim kurgu filmi olan Sphere ile benzerliği var gibi görünse de Sphere’ın Michael Crichton’un 1987 yılında yazdığı romandan uyarlama olduğu düşünülürse bir esinlenme olduğu düşünülebilir…

Cehennem tasviri konusunda bir açıklamaya ihtiyaç var.Filmde anlatılan cehennem kutsal kitaplarda yazan cehennem değildir şüphesiz.Zaten filmdeki bir replikte "cehennem sadece bir kelime" der.Cehennem tasvir için kullanılan bir kelime sadece.Gemimiz uzay zamanı büküp kara delikten geçtikten sonra şu andaki evrene kıyasla çok daha acı dolu,tasvir edilemez kötülükte bir paralel evrene gitmiş -ki bu cehennem kelimesi ile belirtilmiş- ve sonra neptün yakınlarında geri gelmiştir…

Özellikle iki sahne çok etkileyici ;

1.Kayıt cihazıyla evde dolaşan kurbanın,ameliyat masasında hayaletleri birini ameliyat (parçalama) ederken görmesi ve bunu sadece kamerada görmesi.Hayaletlerin kurbanı fark edip birden bire dönmesi ve kadının yok olana kadar acı çekip evin içerisine sindirilmesi…

2.Sam Neill'in mürettebattan birinin sırtına kanca bağladıktan sonra karnını yarıp içindekileri boşaltması,tabi biz boşalırken görmüyoruz ama boşaldıktan sonrasını görmek bile oldukça iç gıcıklayıcı…
 
Son Sözü Kaptan Miller ve mürettebatından  D.J.'ye bırakalım;

D.J.: Şu yardım sinyalini dinliyordum ve ben bir tercüme hatası yaptım galiba.

Miller: Devam et

D.J.: "Liberate me" dediğini sanıyordum "beni kurtarın". Fakat "beni" demiyor."Liberate tu-temet" "Kendinizi kurtarın." ve dahada kötüleşiyor.İşte galiba burada "ex inferis" diyor.

"Kendinizi kurtarın…Cehennemden."

Herkese İyi Seyirler…