Charles Bukowski “İlham Perisine Oynamak”

Bayan Arıza tarafından 14 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

Charles Bukowski "İlham Perisine Oynamak"

Kitap yine Avi Pardo çevirisi ile Parantez Yayınları'ndan çıktı. Birinci baskı Mayıs 2009.  Oldukça kalın bir Charles Bukowski kitabı olup orjinal adı "Betting on the Muse".

Hem şiirler hem de öykülerden oluşan İlham Perisine Oynamak dolu dolu 384 sayfa ve uzun zaman sonra beni en çok tatmin eden Buk kitaplarından biri, okumaya doyamadım yine her zaman olduğu gibi. Çok fazla altını çizdiğim yerler oldu yine ve hepsini burada paylaşmak oldukça zor. Çünkü bunu yapabilmem için neredeyse bütün kitabı yazmam gerekiyor. Sadece beni en çok etkileyen satırları sizlerle paylaşıyor, en kısa sürede kitabı edinmenizi umuyorum.

-Okurken altını çizdiklerim-

yazmak

bazen seninle
olanaksızlık
arasındaki tek
şeydir.
hiçbir kadının aşkı,
hiçbir servet
boy ölçüşemez
onunla.

hiçbir şey
kurtaramaz seni
yazmaktan başka.

duvarların
çökmesini
engeller.
kalabalığın
üzerine
gelmesini.

karanlığı
aydınlatır.

psikiyatristlerin
şahıdır
yazmak,
tanrıların
en
müşfiği.

ölümü
avlar
yazmak.

ve kendine
güler,
acıya
güler.

son umuttur
yazmak,
son
beklenti.

aynen
öyle.

sihiri tanımlamak

ihtiyacın olduğunda soğuk bir biradır
iyi bir şiir,
acıktığında sıcak bir hindili sandviçtir
iyi bir şiir,
kalabalık seni köşeye kıstırdığında bir silahtır
iyi bir şiir,
ölümün sokaklarında gezinmene olanak tanır
iyi bir şiir,
ölümü sıcak tereyağı gibi eritebilir
iyi bir şiir,
ıstırabı çerçeveleyip duvara asabilir
iyi bir şiir,
ayaklarının Çin'e değmesini sağlayabilir
iyi bir şiir,
çatlak bir zihni uçurabilir
iyi bir şiir,
Mozart'la el sıkışmanı sağlayabilir
iyi bir şiir,
şeytanla barbut oynayıp kazanmanı sağlayabilir
iyi bir şiir,
neredeyse her şeyi yapabilir
iyi bir şiir,
ve en önemlisi
iyi bir şiir
nerede biteceğini
bilir.

Beş Sent

Erkekler tuvaletine gidip aynada tiksintiyle yüzüme baktım.
Bir şeyler biliyormuş gibi görünüyordum ama yalandı, sahteydim ve insanın birden
sahte olduğunu hissetmesinden daha kötü hiçbir şey yoktur dünyada, hele bütün hayatını kendini
öyle olmadığına ikna ederek geçirmişse. Lavabolara, borulara ve pisuarlara baktım ve
onlar gibi hissettim kendimi, onlardan da kötü hatta; onların yerinde olmayı yeğlerdim.

bozuk para imparatorluğu

radyo programlarını ve
konuşan insanların seslerini dinliyor ve hiç yüzünde nasıl da
heyecanlandıklarına
şaşıp ışıkları söndürüyorum, perdeleri çekiyorum, anasını
ağlatıyorum
perdelerin ve Empire State Binası'ndan aşağıdaki sığır beyinli
kalabalığın arasına o düşsel düşüşü hayal ederek
son puromu yakıyorum.

sır

tasalanma, kimse o harikulade
kadına sahip değil, öyle görünse bile, ve
kimse o tuhaf ve gizli güce sahip değil
değil, kimse sıradışı ya da olağanüstü ya da
sihirli değil, öyle görünse bile.
bir kandırmaca her şey, numara, yutturmaca,
kanma, inanma.
dünya yaşamları ve ölümleri yararsız insanlardan
geçilmiyor, bunlardan biri havaya
sıçradığında ve tarihin ışığı onları aydınlattığında,
unut gitsin, göründüğü gibi değil, budalaları
uyutmak için başka bir numara sadece.

güçlü adamlar yok, harikulade
kadınlar yok.
en azından, bunu bilerek
ölebilir
mümkün olan
tek
zafere
sahip olabilirsin.

Bir Korkağın İtirafı

"Bale kursuna gitmiş olmayı isterdim," dedi Henry. "Sürekli omuzlarım çökük dolanıyorum
ama bu ruhumun solmuş olmasından kaynaklanıyor."

***

"Her şeyden feragat etmek mi istiyorsun?"
"Neden feragat etmek? Yok bir şeyimiz! Yoksa Beethoven'ın Beşinci Senfonisi'ni ya da
Handel'in Su Müziği'ni mi kastediyorsun? Yoksa RUH'umu mu?"

cehenneme faytonla gidip gelmek

dayılanacak bir şeyleri olmayan kabadayılardık,
bunalım çocuklarıydık
ve babalarımız ya da büyükbabalarımız
gibi olmayacağımıza yemin ederdik.
çıkacaktık bu bataklığın ve yapaylığın
içinden.

Katı Dünya

Hayatın en zor olan yanı, diye geçirdi aklından, başkalarının sorunlarıyla uğraşmak.
Yiyip bitirebilirdi insanı başkalarının sorunları; ya trafik kazası yapıyor, çıldırıyor, kirayı
ödemeyi unutuyorlar ya da tereyağını dışarıda bırakıyor, yabancıları düzüyor, uykusuzluk
çekiyorlar ya da -uyuyabilirlerse- mutsuz düşler görüyorlardı. Senin de baş etmek zorunda
olduğun kendine ait sorunların olabileceğini akıllarından bile geçirmiyorlardı.

sokakta bir adamla tanıştım

ve bana "bana iki yıl boyunca yaşama
gücü verdin, seninle tanışmak gerçekten inanılmaz," dedi.

"teşekkür ederim" dedim. "ama bana yaşama gücünü
kim verecek?

bu soruyu daha önce de sordum
ama henüz müşfik bir gülümsemeden
başka karşılık almadım.

ama iyi bir soru.

haftada kaç kez
intihar etmeyi düşündüğümden
haberleri yok.

birkaç kitabımı okumuşlar
ve bu onlara
yetiyor.

ama ben o kitapları sadece yazıyorum
okumam
söz konusu değil.

tavuk ciğeri

batı Hollywood'da bir sabahın dördü
daha,
kara gök
bıçak gibi iniyordu
ve hayattaysan
şanslıydın,
ölüysen de
farkında
bile
değildin.

koşuya 12 dakika kala

dikilirken mor dağların önünde
aptal giysilerimizle, duraksıyor, etrafımıza
bakınıyoruz; hiçbir şey değişmiyor, pekişiyor sadece,
hayatlarımız yavaşça sürünüyor, karılarımız küçümsüyor
bizi.

şiirler bağlamında

en iyi yazarlar çok az şey
söylemişler
en kötüleri ise,
çok fazla.

tıkanıklık

yazmak, en iyi biçimiyle, bir yarış değildir,
meslek bile değildir,
kendi iradesiyle gelen
tehlikeli bir delilik halidir.
kışkırtırsan yitirirsin.
yazıyor gibi yaparsan, sözcükler
hastalanır.

Deliliğim

İnsanlar mizah duygusundan yoksunlar, kendilerini fazla önemsiyorlar.

***

Aranızda kendini yazar olmayı arzulayacak kadar deli hisseden biri varsa, yap derim; tükür güneşin gözüne, örsele tuşları, yok daha güzel bir delilik; yüzyılların yardıma gereksinimi var, türler ışığa ve kumara ve kahkaya hasret. Ver onlara. Hepimize yetecek kadar sözcük var.