Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Yıkılmayan Adam”

Bayan Arıza tarafından 5 - Ocak - 2014 tarihinde yazıldı.

“Yarınlardan beklediğimiz insanın insanca yaşamasıdır”.

Düzen, sermaye, satılmışlar, patronlar…

Düzen bizi yutan bir balık. Her birimiz neredeyse onun eline bakarız, bazılarımız ise onur kavramını iyi idrak etmiştir mevcut düzene karşı isyan bayrağını çeker. İsyan bayrağı masum ölümlere neden olur, patronlar köşeyi döner çark böyle devam eder, namussuzluk almış başını gider, emeğin hakkı yok olur.

70’li yıllarda sol partilerin iktidarda olmasıyla birlikte çok sayıda sosyal içerikli, halkı ezen hükümetlerin, sermaye uğruna Amerika’ya göz kırpan patronların yaptıkları, üniversitelerde sağ ve sol görüşlü öğrencilerin birbirini vurdukları filmler çekildi.

70’li yıllarda bu filmlerin başkahramanı çoğu zaman Cüneyt Arkın Oldu. “Başkomiser Cemil” karakteri olmak üzere 70’li yılların gerçeklerini bu tür filmlerde gördük. Filmografisinde 70’li yıllarda ses getiren, düzene tokat atan, insanların kardeşçe yaşamasını istediği, sermayeye kafa tutan film “Yıkılmayan Adam” da denildiği gibi “yıkımla başlar, yıkımla biter”.

Yeşilçam sinemasının karakteristik özelliğini yansıtır, pek çok sosyal mesajı içinde barındırır. Dönemin sol dönemi olmasıyla birlikte filmin görüntülerinde gazete manşetlerinden görüş karşıtı yüzünden birbirini öldürmeleri, insanların haklarını çiğneyen patronlar, Ecevit’ten tutun İnönü’ye kadar pek çok haber gazete manşetlerinden seyirciye gösterilir.

Her şeyi yıkım olan Çakır karakteri üzerinden yola çıkıyor “ Yıkılmayan Adam”. Doğumundan başlayıp, çocukluğu, gençliğine dair birçok ayrıntı veriyor. Okumayı seven Çakır’ın oturduğu mahalledeki evlerin yıkımıyla patronların yoksullara acımasızlığını filmin başlarında görüyoruz.  Çakır bu sahneyle en büyük yıkımı yaşıyor, çocukluğuna yansıyor.

Çakır, küçük yaşlarda babasının ölmemesi için katil oluyor, bu tüm hayatına yansıyor, hapishanede birkaç suç işliyor yeraltı âleminde herkes tarafından tanınıyor. Dışarı çıkınca patronların ezdiklerine karşı kafa tutuyor, emeğin yanında oluyor. Devrimci sloganlarla ilerliyor “Yıkılmayan Adam”. Bu devrimci sloganlar halen günümüzün gerçeği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Filmin senaryosu “klasik Türk filmi” senaryolarından biri gibi gözükebilir, ama film için önemli olan dönemsel olarak verdiği mesaj. Konuya geri dönecek olursak Çakır vurulur, ama replik ağızdan düşmez: “Aç kalırım, belki ölürüm, asla yıkılmam”.

Sonrasında Çakır karakteri hesap sormak için yola çıkar. Ama işler yolunda gitmez, Çakır satılmışlar tarafından öldürülür. O’nu öldüren kişi kendisinin canını kurtardığı kişidir. Filmin sonlarına doğru “ben sömürenim, seni satın alanım” gibi kapitalist sözlere halk ağzından cevap veriliyor, bu sahnelerde sermaye ve halk arasındaki bağlantıyı kavramak gerekir.

70’li yıllarda emeğin yanında olan birçok filmde oynayan Cüneyt Arkın düzene tokat atan “Yıkılmayan Adam” filmiyle ses getirmiştir.  Aynı zamanda filmin oyuncu kadrosunda Cüneyt Arkın isminin yanında Eşref Kolçak ve o dönemin birçok kabadayı tiplemesiyle karşımıza çıkan oyuncular bulunmaktadır.

Ayrıca 27 Mayıs darbesi döneminde demokrat parti dönemine gönderme yapan ve sözleri değiştirilen  “olur mu böyle olur mu? Kardeş kardeşi vurur mu? Kahrolası diktatörler bu vatan size kalır mı?” türküsü  filmde hafızalara kazınmıştır, sadece bununla sınırlı kalmayıp, filmin müzikleri Mikis Theodorakis, Ennio Morricone , Nino Rota ve Lalo Schifrin‘in müzikleri ile Kerem Güney, Cem Karaca, Edip Akbayram, Nükhet Duru ve Selda Bağcana ait dönemin popüler şarkılarının kullanılmasıyla oluşturulmuştur.

İzlerken aklıma takılanlar:

“Sosyal sigortalar sırasında zimmetime 3 milyon lira geçirdim, 1,5 yıla mahkûmum. İşe bak yahu ben 2 ekmek yürüttüm diye 5 yıl verdiler, devleti soymanın cezası azmış demek. Vay kahpe felek vay…Bu feleğin suçu değil yasaların ve düzenin kaypaklığı bu”.

***

Kadın: Sen eşkiya mısın?

Çakır: Bazen. Anamı, babamı, bu insanları düşündükçe.

Kadın: Çok mu acı çektin?

Çakır: Hem de her türlüsünü.

Kadın: Ben hiç acı çekmedim

Çakır: Bu dünya böyle kızım. Bir azınlık ki yer içer, bir çoğunluk ki onlar için öder ha öder!

Kadın: Ama beş par…

Çakır: Parmağın beşi bir değil diyeceksin. Bunlar laf değil kızım; aldatmaca, uyutmaca! Senden daha olumlu bir beklemezdim zaten.

***

Çakır: Kendini Hiroşima’da bulabilir misin? Özgürlük adına kendini yakan Vietnamlının et kokusunu duyabilir misin? Okullarda vurulan gençlerin kanlı elbiselerini giyebilir misin? Filistin’deki kurtuluş savaşçısı gerillaların fişekliğini kuşanabilir misin?

Kadın: Kafamı karıştırdın.

Çakır: Varsa kafan, de bakalım; bu sefaletin hesabını kim verecek? Kim ödeyecek bunca günahı? Bu alın teri denizinde kimler boğulacak?