Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “The Bridges of Madison County”

Bayan Arıza tarafından 30 - Mayıs - 2012 tarihinde yazıldı.

Zordur köprüleri yakmak, o köprüleri geçmek ve oradan sonsuzluğa doğru ilerleyebilmek, cesaretli olabilmek, havalanmak, arkandakileri umursamamak ve yalnız kaldığında gerçek bir kadına ihtiyaç duymak, hepsinin zorluğu vardır. İnsanın düşlediklerini gerçekleştirememesi acıdır, bu acı bir yerlerde kalır ve oradan hiç çıkmaz. Korkuları yenmelidir insan, duygularına yenilmelidir, duygularından kaçmamalıdır, korkak bir ahmak olmamalıdır. Her şey bir köprü misalidir. Ya dümdüz gidip cenneti görürsünüz ya da cehennemin dibine doğru yolculuğa çıkarsınız.

Clint Eastwood'un "Madison Kasabasının Köprüleri" filmi bu konuları ele alıyor. Küçük bir kasabada yaşanan gizli ve yaşanmamışlıklarına özlem duyan ev kadınıyla vahşi doğa fotografçısı Robert’in duygu ve düşüncelerinin buluştuğu bir romantizm daha çok ve yasak olmanın getirdiği heyecan ve çekingenlikler birçok duygu…4 gün süren yasak ilişki ve o ilişkiye dair her şey, birbirlerinden kopamayan ve arzularla tutuşan bir kadın ile bir adamın hikâyesi…

Birbirlerine yakın iki kişiydi, ama Francesca  evli bir kadındı.  Onun için en kötü tarafı buydu, her şeyi bırakıp gidebilirdi Robert ile, Robert bunu istemişti, ama  Kadının arkada düşündükleri vardı. Ailesi ve çocukları. Onları bırakıp gidemezdi. O 4 günü deliler gibi yaşadılar. İçtiler, beraber yemek yediler, seviştiler, dans ettiler, her şeyi yaptılar.

Hissettiklerini yaşadılar, istediklerini yaptılar. İnsan, duyguları izin verirse her şeyi yaparmış mesajını verdiler. Mutluluğun anahtarını öyle bulmuşlardı, kendilerine yakınlaşarak. Mutlulukları ancak kaçabilselerdi uzun sürebilirdi. Ve böyle duygular her zaman gelmiyordu, yaşadıkları anında elinden uçabiliyordu. 4 gün tamamlanmıştı artık, ailesi eve dönmüştü.

Ama aklı halen Robert’te idi. O yataktaki sevişmelerini, bardaki dans edişlerini, o köprüde yaşanılan dakikaları unutamamıştı. Her yer ona Robert’i hatırlatıyordu. Robert geriye sadece bir şey bırakmıştı.  Francesca odaya girdi, odanın içinde bir kutu vardı ve içinde 4 günün anısına dair CD'ye benzeyen bir şey vardı, onu açtı, anılar gözlerinde canlanmıştı yeniden, ama onu geri getiremezdi.

Yaşanmıştı vegitmişti. Francesca geri kalan hayatını ailesine adayarak geçirdi, ama aklı her zaman Robert’taydi. Filmde de dediği gibi: 

"Hayatta bu tür duygular sadece bir kez hissedilir."
 
"Aşk böyle yaşanmalı" dedirten bir Clint Eastwood klasiği, sadece Clint Eastwood dersek haksızlık etmiş oluruz. Meryl Streep ve Clint Eastwood’un oyunculuğundan söz etmeye gerek yok, inanılmaz bir oyunculuk sergilemişler.

"1995 yapımı bu klasiği kaçırmayın" derim.

İnanılmaz bir hikâye, inanılmaz oyunculuklar ve geriye kalan tek şey sizin bu filmi izlemeniz, deneyin, pişman olmayacaksınız.