Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Psikometrist”

Bayan Arıza tarafından 24 - Ocak - 2014 tarihinde yazıldı.

Psikometrist; bir nesneye dokunarak, geçmişte o nesneye dokunmuş kişi ya da kişiler hakkında bilgi edinebilme yetisine sahip kişilere verilen sıfat.

“Dünyada en iyi filmleri biz çekeriz, en iyi sinemayı biz biliriz” diyen Amerikalılardan sonra sinemaya farklı bir boyut kazandıran Güney Kore sineması son zamanlarda yükselişe geçti. Çalıntı olmayan kendine ait senaryolar, oyunculuklar, kamera açıları, film arasındaki müzikleri ve pek çok detayla sinemaya farklı bir boyut kazandırdılar. Güney Kore sinemasına yeni başlamış olanlar için kaçırılmamasıgereken bir yapım “Psychometry.”

Filmin konusuna dönecek olursak, Dedektif olarak 3 yıldır görevini yapmakta olan Yang bir polis memurudur, görev esnasında bir kızın kurban olmasını araştırırken gözlerden kaçan bir grafiti bulur. Bu grafiti aynı zamanda cinayetin senaryosunu yansıtmaktadır, Yang grafitiyi kimin yaptığını öğrenmek için yapanın peşine düşer. Filmin başlarından itibaren polis-hırsız kovalamacası şeklinde düşündüğünüz filmin seyri zaman geçtikçe şeklini alıyor.

Polis memurunun grafitiyi yapanı bulma çabası,pek çok olay gelişiyor bu zaman dilimi içinde. Grafiti burada bir metafor olarak seyirciye yansıtılıyor.

Mevzuya geri dönecek olursak, Polis memuru Yang kaçırılan kız katilleri bulmak için hem grafitiyi yapan adamı bulmak için yola düşüyor, hem de katillerin izini sürüp peşlerini bırakmıyor, kendilerini görevden alan amirine referanslar sunuyor. Amir, Yang’ın kendilerini kandırdığını düşünüyor. Yang araştırmaktan vazgeçmiyor.

Grafitiyi yapan çocuğun doğa üstü yetenekleriyle dokunduğu kişinin geçmişe dair bilgi edinebilme yetisi herkesi şaşırtıyor. Yang’ın eline dokunarak geçmişine gidiyor, bazen de grafitici’nin kendi geçmişinde yaşadığı olaylar hüzünlü sahneler olarak seyirciye aktarılıyor. Her dokunduğu kişinin Geçmişine gitmesinin ardından Yang, grafiticinin bu doğa üstü yeteneğini katilleri bulmak için kullanıyor.

Film, içinde bulundurduğu müzikleriyle seyirciye gerilimin içine itiyor. Bazı sahnelerle psikolojik unsurları gözardı edemiyorsunuz. Film boyunca katilin kim olduğu sorusu kafamızı kurcalaması, filmin başlarından itibaren katilin gösterilmemesi de filmde gerilimini ve gizemini arttıran unsurlardan. Aynı zamanda çoğu sahnede yerinizden kımıldamıyorsunuz; “hem ne olacak acaba?” sorusuyla karşılaşıyorsunuz, hem de “keşke böyle bir özelliğim olsaydı” diye iç geçiriyorsunuz.

Ayrı bir parantez açmak gerekirse Güney Kore sinemasında çocuk karakterler filmde hiç sırıtmıyor. Çocuk karakterler filmde en baş köşeye koyulması gerekir. Tatlılıkları, mimikleri, masumiyeti ve bir çok şey…Çocuk karakterlere hayran kalmamak mümkün değil. Hem masumiyetlerini seviyorsunuz, hem de bazı sahnelerde seyirciye hüzün yaşatıyorlar.

Filmde amiri oynayanların aptala yatıyor olması film adına sırıtan bir detay. Çoğu yerde memur Yang üzerinden ilerliyor film.

Oyunculuklara değinmek gerekirse Kim Bum ve Kim Kang-woo harika iş çıkarmışlar. Grafiti rolünde oynayan Kim Bum özellikle melankoli tavırlarıyla, dramatik yönüyle filmde oyunculuk olarak daha iyi iş çıkarmış. Bazı dövüş sahneleri daha iyi yapılabilirdi, ama bu filmin ahengini bozmuyor. Senaryosu başta olmak üzere her şeyi kendine özgü bir yapım olan “Psychometry” Güney Kore sinemasının son yıllarda dram-gerilim türü adı altında çıkan başarılı filmlerden biri.

Filmin IMDB’den 6.1 alması sizi şaşırtmasın, oyunculuklarıyla, kendine özgü senaryosuyla filmin hak ettiği değeri aldığına inanmayanlardanım. Türkiye piyasasında sinemalarda gösterime girmemesi de bu ülkedeki sinema severlerin genelinin popülist filmlere yakın olmasından dolayı.

Özet olarak, halen Amerika sinemasının kendini devasa aynada görmesi bir yana, kendileri de böyle klas filme imza atsalardı kendilerini dünyanın devi olarak görmekten vazgeçerlerdi sanırım.