Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Masumiyet”

Bayan Arıza tarafından 6 - Şubat - 2013 tarihinde yazıldı.

Masumiyet, kazanılan mı kaybedilen mi ? Onlarınki bir kayıp mı bir kazanç mı? Doğru dürüst yaşamaları mı? Dalaverelerle değişik yollardan iş yürütmek mi? Ya da birbirlerine duydukları aşkı temiz yaşadıkları mı Masumiyet?  Bir kadının bekareti mi? Suçsuz bir adamın idama götürülürken oradaki hali mi? "Masumiyet"  filmi bize türlü türlü sorular sorduruyor.

Zeki Demirkubuz yine kafa karıştırıyor. Demirkubuz, maddi kayıplardan uzak filmleriyle tanınır. 80 darbesinden dolayı 3 yıl hapis yatmış biri kendisi. Bir de o dönemin kuşağına inceden değinmek gerekir. 1990’lı yılların Türk sinemasının en önemli özellklerinden biri maddi kaygılardan uzak olmasıdır. Kısıtlı bütçelerle müthiş işler çıkarılan dönemdir 90’lı yıllar.  

Filmin hikâyesi Yusuf karakterinin gözünden anlatılıyor bize. Yusuf, en yakın arkadaşını vurmuş, 10 yıl hapse mahkum edilen, sessiz, sakin, gardiyanlar ve müdür tarafından sevilen bir karakterdir.

Sokaklarda aylak aylak gezer, otelde yaşamaya başlar. İçerden çıktığında ne kalacak bir yeri vardır, ne de çalışacak bir işi. 

Otelde kaldığı ilk gün Çilem’e rastlar. Çilem’e rastladığı gün Çilem’i ateşler içinde görünce  hastaneye götürür. “Kader“ filminde görülmeyen  Uğur’un çocuğu bu filmde gösterilerek izleyiciye ipucu vermektedir.  Yardım ettiklerini duyan Uğur ve Bekir ile tanışması böyle olur. “Kader” de bize gösterilen Bekir’in gençlik dönemi, Masumiyet’teki ise olgunluk dönemi.

Bekir, pavyonlarda Uğur’a yardım eden, onu gözleyen, peşinden ayrılmayan, kıskanan, kafayı tırlatmış, içip içip gezen, Uğur’dan başka gözü kimseyi görmeyen serserinin tekidir.  Zaten sonrasında kafasına sıkarak intihar etmiştir. Bunların mevzusu eski epey.  Zincirleme olaylar. Hepsi birbirine aşık. Saplantılı aşkların esiri olmuşlar adeta. Kafasına sıkacak kadar deli biri Bekir.

Uğur, geçimini şarkıcılık yaparak kazanıyor, or.spuluk yapıyor, ağzı bozuk, erkeklerin masalarına gidiyor. Geceleri eve geç geliyor, Bekir de içip içip sızıyor. Olan küçük kıza oluyor. Mevzular böyle gelişiyor.

“Or.spuyum ben Or.spu” sahnesi görülmeye değer. O sahnelerde Derya Alabora ve Haluk Bilginer oyunculukların dibine vuruyor. Sahne devam ederken Bekir’in “Bana da vereceksin “  sahnesi görülmeye değer. Mevzular sadece bu kadar değil. Yusuf ve Uğur’un ortadan kayboldukları akşam içip içip otele gelen Bekir ‘in her yere sataşması, Uğur’un odasına çıkması öncesinde “Abinin .mına k.yayım” repliği de aynı klaslıkta.

Gel zaman git zaman Yusuf, Uğur’la her yere gidiyor. Bekir’in yarım kalan işini devam ettiriyor. Rakının açıldığı, ikisinin dertleştiği sahne de oldukça iyi. Haluk Bilginer inceden giriyor, ayarı verdikçe veriyor. Uğur’la geçmişlerini anlatıyor, o saplantılı aşkı Kader filminde daha çok görüyorsunuz. “Masumiyet” te mevzu Yusuf üzerinden geçiyor.  Bekir’in  Yusuf‘a Uğur’u anlattığı bölüm şöyle:

“Bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. Mevlanakapı’da. Babası zabıtaydı. Alkolik hasta bir adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. Bu anasıyla yoksul, perişan. Bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bir şeyler. Bir de Zagor vardı. Bizim eski evin kiracısının oğlu. Babası filmciydi  Yeşilçam’da. Cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte. Ama sevimli, yakışıklı oğlandı. Bizimkine aşık etmiş kendini. Ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. Öylece büyüdük gittik işte. Ne bok varsa? Hep askerliği beklerdim. Dört sene kaldı, üç sene kaldı. Sonunda o da geldi gittik. Bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. Ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan…Nikahlandık. İki taksi bir dükkan verdi peder. Dükkanda koltuk moltuk satardım. Bir gün bu or.spu çıkageldi. Hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. Böyle basma bir etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar…Pırlanta anlayacağın. Şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. Kanıma girdi o gün. Tabii taktım ben bunu kafaya. Ertesi gün bir soruşturma… dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede. Ama asıl Zagor’a kesikmiş. Zagor‘da kaftiden içerde o sıra. Bir gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden. Yazıldım peşine. Tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik Sağmalcılar’a; benim içimde bi sıkıntı. İşi anladım tabii: Zagor’u ziyarete gidiyor. Bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım. Uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle. O ara Zagor içerden çıktı. Sonra bir duyduk; kaçmış bunlar. Altı ay mı bir sene mi; kayıp. Hep rüyalarıma girerdi or.spu. O gün dükkana gelişini hiç unutamadım. Benimkine bile dokunamaz oldum. Sonra bir daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş Zagor: biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. Karakolda beş gün beş gece işkence buna. Arkadaşlarının öcünü alıyorlar. Kaltağa da öyle…Önce “öldü” dediler Zagor’a, sonra komalık. Ankara’da oluyor bunlar. Bizimki bir gün çıkageldi mahalleye. Zagor içerde, en iyisinden müebbet. Bir sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyo. Önce tanıyamadım. Anlayınca içim cız etti. Cız etti de ne? Tornaya değmiş gibi oldu. Çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bir surat. Ama bu sefer başka güzel or.spu. Oranın şarkıları gibi. Kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. Dedi “para lazım”, çok para. Zagor’a avukat tutacakmış. “İlerde öderim” dedi. Esnafız ya bizde, “nasıl?” diye sormuş bulunduk. “Or.spuluk yaparım” dedi, “istersen metresin olurum”. İçime bir şey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak…işte o gün bugünden beri bu or.spuyla tam yirmi yıl geçti. Uzatmayalım, Zagor’a müebbet verdiler. ama rahat durmaz ki piç! Ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyor. Or.spu da peşinden. Sonunda dayanamadım: ben de onun peşinden. Önce dükkan gitti, ardından taksiler. Karı terk etti, peder kapıları kapadı. Yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. İş bilmem, zanaat yok. Bu durmuyor hiç. İlk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. Gözünü yumup yatıyor milletin altına. “Gel dönelim” diye çok yalvardım. “Evlenelim”, pederi kandırırım, Zagor’a bakarız: yok. kancık köpek gibi izini sürüyor itin. N’aptı buna anlamadım. Kaç defa dönüp gittim İstanbul’a. Yeminler ettim. doktorlar, hocalar kâr etmedi. Her seferinde yine peşinde buldum kendimi. Bir keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile. Beni abisiyim diye yutturduk herife. Nedense rahatladım, “oh” dedim, kurtuluyorum. Bu da akıllanmış görünüyor. Yüzü gözü düzelmiş, “çocuk” diyor başka bir şey demiyor. Sinop’ta oluyor bunlar. Ben de döndüm İstanbul’a. Doğumuna yakın, Zagor bir isyana karışıyor gene. Hemen paketleyip Diyarbakır Cezaevine postalıyorlar. Çok geçmeden bizimki depreşiyor gene; o haliyle kalk git sen Diyarbakır’a, üç gün ortadan kaybol…Herif kafayı yiyor tabii. Dönünce bir dayak buna: eşek sudan gelinceye kadar. Kızın sakatlığı bu yüzden. Sonra çocuğu doğuruyor. Uzun zaman anlaşılmamış. ortaya çıkınca bi gece esrarı çekip takıyor herife bıçağı. Çocuğu da alıp vın Diyarbakır a, Zagor’un peşine. Allah’tan herif delikanlı çıkıyor da şikayet etmiyor. Ben o ara İstanbul’da taksiden yolumu buluyorum. Epey bi zaman böyle geçti. Yine her gece rüyalarımda bu. Zagor’un Diyarbakır Cezaevinde olduğunu duymuştum o sıra. Bir gece bir büyükle eve geldim. Hepsini içtim. Zurnayım tabi. Bir ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyor. Bir daha açtım, başımda bir çocuk, “kalk abi, Diyarbakır’a geldik” diyor. Baktım, sahiden Diyarbakır‘dayım. Bi soruşturma. Kale mahallesi vardır oranın, bir gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? görünce hiç şaşırmadı. Hiçbir şey demedik. O gece oturup düşündüm. “oğlum Bekir” dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi. O gün bugün usul usul yürüyorum işte.”

Bekir öldükten sonra Yusuf , Uğur’la şehir şehir gezmiştir. O da Bekir gibi saplantılı bir aşka girmiştir. Uğur’a aşık olduğunu söylemiş, karşılığını alamamıştır. Uğur, 20 sene Bekir’in her türlü yolu denediği türlü türlü şeylerden bahsetmiştir, her boku anlatmıştır. Uğur’un or.spuluk yaptığı, şarkı söylediği yere polis baskın yapmıştır.

Hem Uğur hem Yusuf’u içeri alınmıştır. İfade verirler. Uğur bir süredir ortalıkta olmadığı için Yusuf’u yeniden polisler almıştır. İşkence sebebiyle parmakları kanamıştır. Ama aşık olduğu kadını satmamıştır. Yusuf, son çare olarak  Çilem’i alıp mahkum arkadaşı Orhan’ın verdiği İstanbul’daki adrese iş bulmak için gelir. Orhan’ın babasını bulan Yusuf içeri girdiğinde Orhan’ın kefene sarılmış bedeniyle karşılaşır.

Yusuf, Çilem’i alıp Uğur’un söylediği otele gider. Sonra bir telefon gelir, yerlerini değiştirirler. Uğur ortalarda yoktur kayıptır. Sonrasında gerçek ortaya çıkar.  Uğur, Yusuf‘a  adres vermesine rağmen dediği adrese gelmemiştir . Niye gelmediği televizyonda yayınlanan haberde anlaşılır; Uğur ve Zagor öldürülmüştür.

Yusuf, son çare olarak mahkum arkadaşı Orhan’ın verdiği adrese iş bulmak için gider. Orhan’ın babasını bulur ve babası Yusuf’a sarılır. Yusuf içeri girdiğinde Orhan’ın sarılmış bedeniyle karşılaşır. Orhan’ın resmi bir köşede durmaktadır. Bu Zagor’un kendisidir. Ve kamera, resime odaklanmıştır. Filmin sonunda Samuel Beckett satırlarıyla karşılaşırız:

“ Hep denedin, hep yenildin.

 Olsun, gene dene gene yenil, daha iyi yenil “


Film hakkında Tespitlerim

       Haluk Bilginer ve  Derya Alabora’nın mükemmel oyunculukları,

       Pisliklerin ortasında dolanan Yusuf’un masumiyetinden bir şey kaybetmemesi ve Güven Kıraç’ın bu rolü başarıyla oynaması takdir edilesi,

       Filmde Masumiyet’e dair bir şey varsa “Çilem” karakteridir bu. Sessiz, sakin küçük kız. Sadece televizyon karşısında vaktini geçiren bir kız.

       Filmde tamamlayacağımız o kadar yer var ki puzzle gibi adeta. Doldurdukça bir açık çıkıyor. Demirkubuz yine yapacağını yapıyor izleyiciye.

       Mekân: Ucuz ve harap bir otel; Demirkubuz kamerayı konuşturuyor, açılar ve çerçevelerle bunu sinema izleyicisine gösteriyor.

“Masumiyet” filminde Haluk Bilginer “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü almıştır.

Pisliklerin gölgesinde masumiyet arasındaki ince bir çizgi…Bir yanda masumiyetini koruyanlar, bir yanda inandığı sevgi uğruna masumiyetini çiğneyenler. Halen izlememişseniz izlemeniz önerilir. Bir Demirkubuz klasiği…