Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Le gamin au vélo”

Bayan Arıza tarafından 17 - Aralık - 2013 tarihinde yazıldı.

Bir çocuğun saflığını anlatmak için yola çıkıyor “Le gamin au vélo”. Saf bir çocuğun babasını arayışları, babasını arayıştan vazgeçmemesi, o duygu yükü içinde ilerlemesi, çocuğun psikolojik olarak yıpratıldığı filmin başlarından itibaren izleyiciye  yansıtılıyor. Filmin sadeliği büyülüyor, ders veriyor, sözcükler karşısında susmamızı öğretiyor bize.

Hikâyeye dönecek olursak Cyril,  garip bir oğlan. Annesi yok , babası var. Babası ortada gözükmeyen, onu yalnız başına bırakan, çocuğuna aldığı bisikleti borçları yüzünden  satmış biri. Bisikleti, Cyril’in en önem verdiği şeylerin başında geliyor.  Cyril  her şeye rağmen babasını aramaya çıkıyor, bu yoldan kolay kolay vazgeçmiyor.  Bir zaman sonra Cyril babasının para kazanmak için sattığı bisiklete ulaşmaya çalışırken Samantha ile karşılaşıyor. Samantha, Cyril’e koruyucu anne görevi üstleniyor. Mevzular bu yönde gelişiyor, kendi rotalarını kendileri çiziyorlar.

Samantha, Cyril’in peşinden ayrılmıyor. İlk zamanlar sadece hafta sonları onda kalıyor Cyril, ama sonra her şey tersine dönüyor, birbirlerine  alışıyorlar.

Satılmış bisikleti ve Cyril’in babasını da bulan Samantha.  Filmde iki sahne var ki  can alıcı kısım!

Birincisi; babasını bulduğu anda onu öpmesi ona sarılmak isteyip de sonrasında yaşadığı düş  kırıklığı ve babasının ona “defol git” demesi, sonrasında Samantha’nın, sevgilisi  ve Cyril arasında Cyril’i tercih etmesi.

Filmin başlarında Cyril’in  içinde bulunduğu psikolojiyii izliyoruz.

Cyril, sonrasında farklı alemlere dalıyor, bisikletini çalanlar oluyor.  Bunların peşine düşüp onlarla dövüşüyor, oradan bir torbacı bunu kendi bünyesine kazandırmak istiyor. İlk başta başarılı oluyor ve bunu kendi işinde kullanıyor. Geç olmadan Cyril bunu anlıyor onun yanından uzaklaşıyor.  Cyril, babasını arıyor, babasını istemesinden dolayı çevresinde kim varsa onu üzüyor.

Hırsızlığa başvurmasının nedenlerinden biri bu. Kendi yolunu buluyor. İlgi, şefkat, sevgi istiyor. Gözü babasından başkasını görmüyor. Sonra babası başından kendisini def edince koruyucu anne görevi üstlenen Samantha’nın yanına dönerek hayatını devam ettiriyor.

Film boyunca hikâyemizin kahramanı Cyril, daha sonrasında küçük kahramanımızın yanına Samantha ekleniyor.  Baba rolündeki karakteri film boyunca pek görmüyoruz, arada sahnelerde görülüyor. Bu da yönetmenin bileceği iş. Oyuncu konusunda her iki karakterde bu işin hakkını vermiş. Cyril rolündeki Thomas Doret özellikle bu filmin kahramanı, Cecile de France’ın “Cyril” karakterinin yanına iyi bir partner olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bir çocuğun reddedilişini, dışlanmasını etkileyici şekilde aktarıyor “Le gamin au vélo”. Türkçe ismi “Bisikletli Çocuklar” olan filmin senaryo konusunda eksikleri yok diyemeyiz, ama içindeki duygu yoğunluğuyla küçük kahramanımız Cyril de kendi çocukluğunuzu görmekten uzak değilsiniz.

Filmde başka konuya değinmek gerekirse; çocuk karakterleri sinemanın kozları gibidir. Sinemada yaşattıkları duygu, kırılma noktaları başkadır.  Çocukların sinemaya getirdiği masumiyet etkisi kaçınılmaz bir unsur. Kısaca; babasızlığın, bir çocuğun dışlanmasınının, Dardenne kardeşlerin sorunlu bir hikâyesi: “Le gamin au vélo”.

“Bana bir masal anlat Samantha”.