Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: Kadın Kokusu

Bayan Arıza tarafından 31 - Ocak - 2013 tarihinde yazıldı.

Yönetmen: Martin Brest
Oyuncular: Al Pacino, Chris O'Donnell, James Rebhorn, Gabrielle Anwar, Philip Seymour Hoffman
Tür: Drama
Yapım Yılı: 1992 (157 dk)

"Eğer takım yenilirse, liderlik ruhu ölür; çünkü liderleri yaratanlar, nasıl liderler yarattıklarına asla dikkat etmiyorlar.” (Frank Slade)

Ruhunu satmak;  beş para etmez bir olaydır. İspiyonlamak da bu kategoriye girer ve ne zaman başı belaya girse insan kendini birini ispiyonlarken bulur. Kendi kendine, kendini alt edemez, başkasını alt etmek için  plan hazırlar, tuzak kurar, onun kuyusunu kazmak için her yolu dener. Bu da kendi sonunu hazırlar. Kimse tarafından sevilmez ruhunu sevmeyen, takım ruhunun eşsiz bir parçasıdır. Kurduğu o kuyuya kendisi düşer insan.

Kelimelerin kıfayetsiz kaldığı anda benim aklıma her zaman bir Al Pacino filmi gelir. Bu filmlerden biri de “Kadın Kokusu” (Scent of a Woman)’dur. Al Pacino bu filmde emekli olmuş kör bir albayı kendi dünyasından izleyicilere sunmaktadır. Ayrıca Al Pacino bu filmle "En İyi Oyuncu" ödülünü de almıştır.

"Hayatım boyunca bacakları değil elleri boynuma dolanan bir kadın aradım" cümlesiyle hafızalara kazınan filmde Al Pacino "Oyuncu nasıl olmalı?" sorusunu bize hem sorduruyor, hem de oyunculuğun dibine vuruyor. 

Filmin hikâyesi, bir kolej öğrencisi olan Charlie’nin “ruhunu satıp satmaması” üzerinde dönüyor. Charlie burslu bir öğrenci, kendi ortamını seviyor, çocuk yaşta biri. Okuduğu kolejde paraya ihtiyacı olduğu için bir iş buluyor. Albay Frank’a bakmak için  işe alınıyor. Albayla seyahate çıkıyor, onun çılgınlıklarına katılıyor, ukala tavırlarına katlanıyor, beraber içiyorlar, beraber dertlerini birbirlerine anlatıyorlar, tam bir dost mevzusu geçiyor aralarında.

Charlie ile çıktığı seyahatte Frank’in kadınları kokusundan tanıması Charlie’yi şaşırtıyor. “Cennetin anahtarı olarak kadınların bacaklarını görmesi, v.jina ve m.meler üzerine mevzuyu geliştirmesi” filmdeki klas sahnelerden biri.

Frank Slade, uçak sahnesinde yanına yaklaşan kadının hangi parfümü kullandığı, isminin ne olduğu, neleri sevdiklerini bilmektedir. Charlie  kadınlara uzak biridir. Frank, uçakta  Charlie’ye ders vermektedir.  Frank o esnada kadınların bacaklarından, göğüslerinden, dudaklarından bahsetmektedir ve repliklerden biri şudur:

“Dudaklar; senin dudaklarına değince sanki çölü geçtikten sonra içtiğin güzel bir şarabın ilk yudumuna benzer.”

“Kadınlar…Kim yaratmış onları, Tanrı lanet olası bir dahi olmalı. Saçlar…bukle dolu saçların arasına kafanı gömdüğün zaman sonsuza kadar orda kalabilirsin. Dudaklar…Dudaklarına değince çölü geçtikten sonra içtiğin şarabın ilk yudumuna benzer. M.meler…ooww..gözlerinin önündeki meme başları. ister büyük ister küçük olsunlar, deniz feneri gibidirler. Bacaklar…ister Antik Yunan heykelleri gibi ister tahta çubuklar gibi olsun, aralarında ne var? Cennetin anahtarı…”

Frank Slade’ın “Tango” sahnesinde döktürdüğü  sahne görülmeye değer. Bu dans karşısında seyirciler de büyülenmiştir. Frank, dans ettiği kadına yaklaştığında Onu kokusundan tanımıştır.

Frank, ölümü kafasından atamayan, çılgınlıktan kaçmayan kaçık herifin teki olmasını “Ferrari” sahnesinde bizlere göstermektedir. Yolda memurdan ceza yemesinden kıl payı kurtarmıştır kendini, yanındaki dostunu da bu kadar hızlı olduğu için korkutmuştur. Frank, ölümü kafasından atamayan kaçık bir herif olsa da Charlie’nin Frank’ın hayatına kattığı anlamla Frank’ın hayatı değişmiştir.

Charlie, Frank’a bakıcılık görevini tamamlamış, okula dönmüştür. Yapmadığı bir suçtan dolayı okulda mahkemenin karşısına çıkmaktadır. Veli olarak çok sevdiği dostu Frank gelmiştir. Liderlik ruhunu Al Pacino o sahnede bizlere göstermiştir. Salondaki herkes “Frank Slade”  konuşunca sessizliğe gömülmüş, saygı duruşuna geçmiştir.  Mahkeme salonunda Frank Slade’in konuşma yaptığı sahnede Frank, ruhunu satmayanlardan, sistemin kölesi olanlardan, arkadaşlarını ispiyonlamayanlardan dem vurmuştur.

Karanlıktan dolayı önünü göremeyen Frank Slade, Charlie ile birlikte hayatın güzelliklerini görmeye başlamıştır. Ukala, kendini beğenmiş, bencil bir herif olan Frank artık çocuklara sert davranmamaktadır. Bu tablo filmin sonu olmakla birlikte Frank Slade’ın ölmediğinin ve her şeyin iyiye gittiğinin resmidir.

Filmden Bazı Replikler:

* Eğer takım yenilirse, liderlik ruhu ölür; çünkü liderleri yaratanlar, nasıl liderler yarattıklarına asla dikkat etmiyorlar.” (Frank Slide)

* Tangoda hata olmaz. Hayat gibi değildir, basittir. Bu yüzden tango harikadır. (Frank Slide)

Filmin Artıları ve Bazı Tespitler:

v  Filmde bazı ayrıntıların da gözden kaçırılmaması gerekir.  Şükran günü yemeğine dostu Charlie ile katılması, yemekte sinirlerine hakim olamayıp gözlerinin dolması vb.,

v  Frank Slade’ın okulda  “Manifesto” okuyor gibi yaptığı konuşma ve okuldakilerin Frank Slade’ı alkışlıyor olması,

v  Uçak sahnesinde Charlie’ye ders vermesi,

v  En görülmeye değer sahnelerden biri “Kör bir adam nasıl tango dersi verir?” sorusunu izleyiciye göstermesi,

v  Al Pacino bu filmiyle oyunculuğun dibine vurmuştur, “Kör” bir adamı oynamasıyla bütün sinema severler tarafından alkışlanmıştır.

v  Film bize aynı zamanda “Bukowski” havası yaşatmıyor değil.