Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “In the Name of the Father”

Bayan Arıza tarafından 24 - Mart - 2013 tarihinde yazıldı.

Hükümetler…

Dünyadaki bütün hükümetler hemen hemen masum insanları katletmekle yükümlüdürler.  Bulamadıkları suçluları masumların üzerine yıkıp bir yol ararlar.

Sisteme karşı bir tokattır “In the Name of the Father”. Demokrasi çirkinlikleri adı altında yapılan, politik düzmecelerle ırkçılığın sembolünü gösteren bir resmidir. Sistemin işleyişine dair birçok ipucu veren Baba-Oğul ilişkisini iyi inceleyen ve Baba’nın bir “İsa” rolünde oynadığı politik film olarak da değerlendirilebilir.

Hikâyeye gelecek olursak; 70’li yıllarda İngiliz hükümeti yeni bir yasa çıkarır ve bu yasanın çıkmasından 2 gün sonra suçlu-suçsuz herkesi sorgular.  Filmdeki kahramanlarımızdan biri Gerry’dir.  Gerry “savaşma seviş modunda” takılan hippi özentisi, çalışmayan hayırsız bir evlattır. Aynı zamanda Gerry hırsızlık yapmayı seven haylaz biri olmakla da göze batmaktadır.

Babası pislikten uzaklaşması için teyzesinin yanına gönderir, orada da pis işlere bulaşır bir fahişenin evini soyar. O yıllarda İngiltere’de eylemler olur, bomba üstüne bomba yağar. Hiç beklenmedik bir gelişme sonrası Gerry ve ailesi terör eylemlerine yataklık etmekle suçlanarak kodese atılmıştır.

Gerry’nin tek suçu yanlış zamanda yanlış yerde olmasıdır. Suçu hırsızlık olsa da o suçtan dolayı içeri atılmaz. Bu suçsuzluklar karşısında polis “ terör yasasından” yararlanarak kurban olarak Gerry’i seçmiştir. Bu da aynı zamanda Gerry için zor günlerin olacağının ifadesidir. Ailesi başta olmak üzere arkadaşları 30 yıla kadar cezayla çarptırırlar.

Her biri suçsuz olmasına rağmen devlet tehdit yoluyla suçlu olduklarını itiraf ettiriyorlar kendilerine, bu da devlet için eski bir yöntemdir. Kafalarına silah tutmalar, “babanı öldürürüm” tehditleri her biri için tehlikeli bir yol olmuştur.

Gerry hapiste çoğu şeyi yapıyor. İsyana kalkışıyor, uyuşturucu kullanıyor, kavga ediyor. Artık yoldan çıkmış bir vaziyette umudunu kaybetmiş derece. Babasına da düşkün aynı zamanda. Babası, Tanrı’ya inanan o daha doğrusu bu şeylerle pek ilgisi olmayan bir portre çiziyor filmde. Babasının ağzından annesini özlediği sözleri düşmüyor, bir de “umarım bu hapishanede ölmem” sözleri.

Devlet tarafından babası da b.k çukuruna gidiyor. Babasının tuttuğu avukat sayesinde Gerry orada çıkacağı günü bekliyor. Bütün deliller farklı bir yola çıkmaktadır bu defa. Ama bir gerçek vardı ki Gerry’nin bu düzmece hükümet sayesinde kodeste kaldığı zaman dilimi. Gerry özgürlüğünü alırken hükümet ve yetkililerine şöyle seslenmektedir:

“Ben suçsuz bir adamım! Ben yapmadığım bir şey için 15 yıl hapis yattım! Babam, yapmadığı bir şey için bir İngiliz hapishanesinde gözlerimin önünde öldü! Ve bu hükümet hâlâ onun suçlu olduğunu söylüyor! Onlara bir çift sözüm var babamın suçsuzluğu kanıtlanıncaya kadar, bu davadaki herkesin suçsuzluğu kanıtlanıncaya kadar, suçlu olanlar adalet önüne çıkarılıp cezalandırılıncaya kadar, babam adına ve gerçek uğruna mücadelemi sürdüreceğim!”.
(Gerry Conlon)

Hükümetlerin ne tür oyunlarla insanları kuklaya çevirdiğinin portesidir “In the Name of the Father”. Ayrıca Baba ve Oğul ilişkisine değinilmesi takdire şayan. Filmde arada Bob Dylan çalınması da güzel. İzlenilmesi önerilir.