Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: Gran Torino

Bayan Arıza tarafından 20 - Aralık - 2012 tarihinde yazıldı.

Ölüm nedir? Son mudur? Başlangıç mıdır? Yoksa hayatımızın devam ettiğini düşünerek yaşadığımız döngüler mi? 70 küsür yaşını geçmiş Clint Eastwood "Gran Torino" filminde bunlara cevap veriyor. Bu yaşa rağmen iyi işler çıkaran hem yönetmen hem oyuncu görevini üstlenen kişiler fazla kalmadı. Kuşağının son adamlarından biri Clint Eastwood.

Gran Torino'da adeta oyunculuk dersi veren Clint Eastwood bu filmde huysuz bir ihtiyarı canlandırıyor. İnsanlar yaşlandıkça mı huysuz, kaprisli çekilmez olur yoksa doğuştan gelen şeyler midir, bunları filmi izleyince daha iyi anlayacaksınız. Filmde huysuz ihtiyarı canlandıran Walt Kowalski eski bir zanaatkardır. Her türlü tamirden anlamaktadır. Clint Eastwood’un filmde yarattığı karakter aslında kendi karakteridir.

Gran Torino için ömrünün 50 yılını vermiştir Walt. Clint Eastwood’un sinema tarihine verdiği emekleri karşılaştırdığımızda aynı yola çıkıyor.

Gran Torino bilmeyenler için 70’li yıllara damgasını vuran (1972-1976) yılları arasında üretilen Ford modelidir. Kaçık bir araba olduğunu düşünebilirsiniz daha önce görmediyseniz.

Huysuz ihtiyar film ilerledikçe gerçek karakterini gösteriyor. İlk başlarda huysuz, kendi kendine söylenen, insanlardan kaçan onlara kızan, ailesinden, çocuklarıyla iletişimi bozuk olan bir adamken sonrasında bir değişim yaşıyor. O sadece Ford fabrikasından emekli olmuş bir Kore gazisi. Kore’de öldürdüğü insanları aklından çıkaramamış bir adam.

Kiliseyle işi olmayan, ne zaman günah çıkardığını unutmuş, gördüğünü söyleyen, Peder’e karşı lafını esirgemeyen, sert üslubu olan, insanlara kızgın olan bir adamdan bahsediyoruz.

Olaylar, Thao isimli gencin kendi ırkının çetesine katılmak için Walt Kowalski’nin 72 model Gran Torino’sunu çalmaya yeltenmesiyle başlıyor, ama hiçbir şey istediği gibi gerçekleşmiyor. Sonrasında Thao, Walt Kowalski tarafından devamlı hırsız muamelesi görüyor. Walt her şeye nefret duyduğu gibi kendi ırkından olmayanlara da nefret duyuyor. Gran Torino’sundan başka sığınacak bir şeyi yok, Amerika kelimesini ağzından düşürmeyen bir adam aynı zamanda.

Garajında araba iyi şekilde durunca kendisi böyle kendini mutlu sayıyor. Kendisini hayata bağlayan sadece bu.

Ailesinden kopuk, toplumu hiçe sayan bir adamdan bahsediyoruz. Thao’nun başarısızlığına sinirlenen çete üyeleri Thao’ya ders vermek istiyor ama karşılarında Walt’ı gördüklerinde birden topukluyorlar. Sonrasında  Walt 'Hmong aileleri için' kahraman oluyor. Eve devamlı çiçekler geliyor Walt bundan ilk başta rahatsız olsa da…

Walt’ın bir aralar nefretle baktığı çekik gözlüler daha sonrasına Walt’a daha yakın gelmektedir, bu yakınlıktan sonra Walt gelen daveti geri çevirmez ve Hmong ailelerinin bir akşam yemeğine katılır. Akşam yemeğinde değişik isteklerde bulunulur.

Walt, Thao’nun evde tek takıldığını görünce "ne korkak bir herifsin" diyerek ufaklığı azarlıyor, diğer anlamda da adam etmeye başlıyor. Kendi ayaklarının üzerinde durması için bir işe sokuyor, Thao’yu kendisinin yanında bir süre eğitiyor. Gün geçtikçe Thao’ya daha çok güveniyor, daha çok bağlanıyor, dostu olarak kabul ediyor. Bu zamana kadar kimseye emanet etmediği Gran Torino’yu Thao’ya emanet ediyor.

Her şey bu kadar güzel giderken çete giriyor araya. Thao’yu aralarına almak isteyen çete Thao’nun ailesine rahat vermiyor. Thao için işler yolundayken çetenin karşılarına çıkması sonucu Thao hırpalanıyor, yanağında sigara söndürülüyor. Sonrasında Walt buna el atıyor, çete Thao’nun evini silahlarla tarıyor.

Walt bir şeyler yapmak istiyor, Thao bunun için Walt’ın kapısını çalıyor ve çok sabırsız davranıyor. Walt, Thao’ya kendi geleceğinin olmadığından, yaşam süresinin dolduğundan geberip gideceğinden bahsediyor ve yola çıkıyor. O yolda kendini ölüme hazırlıyor Walt.

Film geçmişten günümüze dair mesajlar veriyor. Aile arasındaki kopuk ilişkiler, ırklar ve kimlikler arasındaki çatışmalar, ölüm ile yaşam arasındaki farklar, sorular ve cevaplar hepsi filmin içinde.

Filmin artıları ve eksileri

– Toplumsal mesaj veriyor olması (Başta Irkçı olan Walt’ın sonrasında değişime uğraması, Amerika’yı devamlı sahiplenmesi ama diğer ırkları yok sayması-soğuk savaş dönemine dair mesajlar)

– Film bitiminde güzel bir sountrack ile devam etmesi

– Berber diyalogları

– Oyunculuklar vasatın altında, -Clint Eastwood hariç- daha iyisi olabilirdi.

Not: Clint Eastwood yaşı kemâle erdikçe daha farklı yapıtlar ortaya koyuyor. "En İyi 100 Film" arasına girecek bir film olmayabilir ama bu yaşına rağmen Clint’in iyi işler çıkardığının ispatıdır bu film.