Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Bir Sonbahar Hikâyesi”

Bayan Arıza tarafından 25 - Haziran - 2012 tarihinde yazıldı.

Sonbahar çoğu zaman hüznü, ayrılıkları hatırlatır, içinizde bir şeyler kalmıştır, her sonbahar geldiğinde insan kendini hüzne bırakır. Ve ondan kopamaz ve uzaklaşamaz. Bu oldukça zordur. Her ayrılık yeni bir aşk doğurur belki de ya da sonbaharın hatırlattıklarıdır bunlar.

Bir Sonbahar Hikâyesi adlı film 90’ların ilk yarısında bunalımlı film çekme ekolüne giren, hüznü aşkı ayrılığı, aldatmayı, 12 Eylül dönemine ait mesajlar veren, başrollerinde Zuhal Olcay, Kaan Girgin ve  Can Togay’ın  olduğu, Yavuz Özkan’ın yönetmenliğini yaptığı pek değeri bilinmeyen bir film. Aynı zamanda; evlilik, sadakat gibi kavramları bize sorgulatıyor.

Filmin konusu ise şu şekilde:

Mesleklerinde çok başarılı bir öğretmen ve iktisatçı bir adam. Klasik evliliklerde olduğu gibi aşkla bağlanırlar birbirlerine ve evlenirler. Sonrasında çocukları olur. Kadın daha çok politikayla ilgilidir, adam ise kapitalist bir  bireydir, gözünü başarı hırsı bürümüş, cinsel isteği kabarmış biridir, filmin bazı anlarında cinsel isteğini nasıl kabardığı da görülmektedir. Özellikle kadın daktilo başındayken kadını kucağını alması da bunu göstermektedir.

Filmin en önemli anlarından biri de, adamın karısını başka bir kadınla aldattığı kısımdır. Kadının eteğini sıyırır, kadın küfürler savurmaktadır, araba hareket halindeyken (kaza olmaması çok tuhaftır) seviştikleri andır. Sonrasında kadının "bas gaza, bas gaza" deyişi de enteresandır.

Amerikan etkisini vurgulamak için "olrayt olrayt şit" denmesi bir rivayete göre filmi izleyenler tarafından pek hoş karşılanmamıştır.

Filmde daha çok Can Togay ve Zuhal Olcay gözükmektedir, sonrasında Kaan Girgin de rol keser. Kaan Girgin, genç öğrenciyi oynamaktadır, başarılı öğretmene aşık olan, daha öncesinde ona şiirler yazan biridir. Kadının morali bozuk olduğu bir anda öğrenci yanına gelir, kadını teselli eder ve sonrasında kadın, kendini öğrencisinin kollarına bırakır öpüşürler, ama sonrasında pişmanlık duyup bunu yarıda keser ve öğrenci odadan kapıyı vurup çıkar.

Aynı zamanda filmde geçen "sende ben imkânsızlığı sevdim ama asla umutsuzluğu değil" repliği sinemaseverlerin beynine kazınmıştır.

Film; boşluk, umutsuzluk, yalnızlık kavramları arasında bizi hüzün dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Tavsiye ediyorum.

Yazan: Cem Kurtuluş