Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: Barfly

Bayan Arıza tarafından 7 - Nisan - 2013 tarihinde yazıldı.

Henry Charles Bukowski adına birçok film çekildi. Kıyak filmler değildi aslına bakarsanız. İlk izlediğim Factotum’du, ikincisi de Barfly oldu. Factotum kitaba göre çok eksikti. Üçüncü sınıf işçi durumları, iş meseleri hakkında Chinaski’nin çarpık yaşamını ele alıyordu. Barfly’da isminden anlaşılacağı gibi bir bar kelebeğini ele alıyor.

Serseri, aylak biçimde gezen işşiz orta yaşlarda şiir, hikaye gibi şeyler yazan bir karakter var karşımızda. Chinaski’nin ta kendisi. Bu adam hep takıldığı bara her gün gelip parası olmadan içki içiyor, ara sıra da barmen diye takılan herifle akşamları sıkı kavga ediyor ve  çoğu zaman ağzı burnu kırık şekilde evin yolunu tutuyor.

Hikayeleri de takıldığı barda başlıyor. Diğer kahramanımız “Wanda” diye klas bir hatun. Klas ve harikulade bacaklara sahip, görünümüyle erkekleri kendine çeken bir tipleme. Kafası kırık, içmeyi seviyor. Tek yaptığı bu.  Chinaski gibi bir işi yok. Chinaski ile tanıştığı akşam Chinaski viski ısmarlıyor kendisine. Aynı zamanda Bu Chinaski’nin son parası. “İş yok, para yok, kira yok” sözleri de Chinaski’nin hayatının özeti. 

Wanda aynı zamanda yaşlı bir moruk üzerinden geçimini sağlıyor. İki herifi bir arada idare ediyor. Ama yaşlı moruğu film boyunca göremiyoruz. Telefonda konuştukları sahneden ibaret. Sahneler bu şekilde ilerliyor.

Sonra ortaya bir şirketin sahibi bir hatun çıkıyor. Chinaski’yi bulmak için her türlü yolu denemiş biri. Chinaski için dedektif bile tutmuş o derece. Sonrasında şirket olarak Chinaski’nin hikayelerini sevdiklerini, yayınlayacaklarını söylüyorlar. Bunun karşlılığında  Chinaski’nin cebine üç beş kuruş para giriyor.

Herkes Chinaski’nin neden iyi yaşam sürmediğinden, neden hep sarhoş olduğundan şikayetçi. Bu prodüktör hatunda da o sorun var. Hatunla yatıyorlar. Wanda’ya geri dönüyor sonrasında aynı Kadınlar kitabında Lydia’ya dönmesi gibi. Okuyanlara tekrardan hatırlatma gereği duydum. Takıldığı barda Wanda ile Tully bir bar kavgasına maruz kalıyorlar. Bu sahne gülümsetiyor seyirciyi.

Wanda işi kolayca hallediyor. Filmi özeti aslında çok kısa. Sefilce bir yaşam süren Henry Charles Bukowski’nin yaşamından izler taşıyor film. Alkol, kavga, kadınlar üzerinde daha etkili. Ama cinsellik yönünden film sınıfta kalıyor. Cinselliğe fazla değinilmemesi eksik kalan bir nokta.

Film üzerinde “Bukowski” karakteri için Sean Penn düşünülmesi klas hareket olsa da Sean Penn’in bu filmde oynamaması üzücü.

Barfly size kurallar koymaz, kafanız neyi isterse ayaklarınız nereye giderse onu yapmanızı sunar.  Ayrıca “Hollywood” kitabıyla da filmin bağlantısı olduğunu sinemaseverlere söylemekte yarar var. Ahım şahım Bukowski’yi anlatan bir film değil. Muhakkak daha iyileri çekilmiştir.

Ama izleyince ”Sean Penn daha mı iyi oynar?” düşüncesi akıllara gelmiyor değil.

"Bukowski: Born into this"i izlemeniz Bukowski’yi tanımak anlamında daha yararlı olur. Ama yine de izlememişseniz Barfly’ı izlemeniz de önerilir, ama yüksek beklentilere girmeyin.