Bizim Büyük Çaresizliğimiz!

Bayan Arıza tarafından 9 - Mayıs - 2012 tarihinde yazıldı.

İyileşmesi için dua ediyordum. Ölümü beni çok çok üzdü. "Bizim Büyük Çaresizliğimiz" beni çok etkilemişti, filmi izledikten sonra hemen birkaç satır yazmış ve sizlerle web sitemde paylaşmıştım. Seyfi Teoman'dan çok umutluydum. Allah rahmet eylesin.

Milliyet'te O'nunla ilgili yayımlanan son haber şöyle:

Yeni nesil yönetmenlerin en parlak isimlerinden Seyfi Teoman dün akşam saatlerinde hayatını kaybetti. Türk sineması ise geleceğe dair en büyük ümitlerinden birini…

Dün, sessizce, öyle bir yıldız gibi kaydı seyfi Teoman. Yeni nesil yönetmenlerin en parlak isimlerindendi. Yapımcısı olduğu, arkadaşı Emin Alper’in ilk uzun metrajlı filmi “Tepenin Ardı”, İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü aldıktan iki gün sonra 16 Nisan’da geçirdiği trafik kazasında ağır yaralanmıştı. 21 gündür yaşam bsvaşı veriyordu. Sinema dünyası kazadan beri Teoman’ın başında Çapa’da onun iyileşmesini bekliyordu. Olmadı. Dün saat 5 sularında aramızdan ayrıldı.

‘Güney’in Duvar’ından etkilendim’

Teoman, 1977’de Kayseri’de doğdu. İlk kez sinemaya gittiğinde 11 yaşındaydı. Ama asıl merakı edebiyattı. Üniversitede, Boğaziçi Üniversitesi’nde İktisat okurken ilgisi edebiyattan sinemaya döndü: “Sinemaya ilgim İstanbul Film Festivali’ne gide gele başladı. Üniversitede edebiyatla daha çok ilgiliydim. Doğru düzgün bir şey yazmamama rağmen yazar olmak istiyordum. Yılmaz Güney’in ‘Duvar’ filmini izleyip çok etkilenmiştim. O zamanlar aklıma geldi. Üniversitede ders almaya başladım. Okulda film çektim. Montaj atölyesinde çalıştım. Üniversitenin son yıllarında kararımı vermiştim.”

Eğitimini Lodz’da tamamladı

Kararını verdikten sonra Alman kanalı ZDF televizyonu İstanbul ofisi için kamera asistanı ve sonra da televizyon reklamlarında yönetmen asistanı olarak çalıştı. Bir yıl boyunca Altyazı Sinema Dergisi’nin Kısa Metraj bölümünün editörlüğünü yaptı. Mithat Alam Film Merkezi’nde sinema bilgisini artıran, kendi deyimiyle ‘merkezin çocuğu’ olan Teoman, sinema eğitimini dünyanın en iyi sinema okullarından birinde Lodz’da bulunan, mezunları arasında Andrzej Wajda, Roman Polanski ve Krzysztof Kieslowski’nin de olduğu Polonya Ulusal Sinema Okulu’nda aldı. Ustaların okulunda dersleri takip edebilmek için Lehçe öğrendi. Burada iki yıl öğrenim gördükten sonra Türkiye’ye döndü. 2004’de Türkiye’de kısa metrajlı “Apartman”ı çekti. “Apartman”ı bir kısmını arkadaşlarının oluşturduğu küçük bir ekiple çekti, borcunu yıllarca ödedi: “Teknik ekip, üç dört kişi ve kameraman dışında hepsi benim yakın arkadaşlarım. Görüntü yönetmeni, ışık şefi, ışık asistanı, kamera asistanı ve oyuncular profesyonel. Oyunculardan Emin Alper de benim arkadaşım.”
O dönemde Mithat Alam Film Merkezi’nde verdiği bir söyleşide, “Uzun metrajlı sinema filmi yazıyorum. Kısa film çekmeyi düşünmüyorum, çünkü maliyeti çok yüksek, geri dönüşü yok. Bir noktaya kadar yardımcı olabilir. Ve fırsat bulabilirsem önümüzdeki beş sene içinde uzun metraj çekmeye çalışacağım.”

İlk uzun metrajlı filmi 2008’de

Gerçekten de aradan dört yıl geçtikten sonra 2008’de ilk uzun metrajlı filmi “Tatil Kitabı”nı çekmişti. Bu arada, Emin Alper’in “Tepenin Ardı”nın da yapımcılığını üstlenen ve yeni Türkiye sinemasının en önemli ve başarılı yapım şirketlerinden Bulut Film’in kurucu kadrosunda Yamaç Okur, Enis Köstepen ve Nadir Öperli ile birlikte yer aldı.

‘Tatil Kitabı’, Berlin Film Festivali’ne kabul edildi, Forum bölümünde izleyiciyle buluştu. Bu taşra hikayesi, ulusal ve uluslararası pek çok ödüle layık görüldü. Bu ödüllerden biri de, Teoman’ın “En çok önem verdiğim film etkinliği” dediği İstanbul Film Festivali’nin ulusal yarışmasından kazandığı Altın Lale’ydi. Türkiye sinemasına genç bir neslin geldiğinin habercisi olan film ve ödülün önemini filmin başrol oyuncularından Taner Birsel ödül töreninden sonra şu cümleyle ifade etmişti: “Seyfi, 30’larının başındaki yönetmenlerin önünü açtın!”

Altın Ayı için yarıştı

Seyfi Teoman’ın önünü ise hem ondan bir önceki nesil açmıştı ama Ömer Lütfi Akad ve Metin Erksan’la da önemli bir bağı olduğunu ifade ediyordu: “Bizim üst kuşak yönetmenlerimiz Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Tayfun Pirselimoğlu, Semih Kaplanoğlu, Yeşim Ustaoğlu, Reha Erdem’in bir öncülüğü var. Onlar bize cesaret verdiler. Bir yol açtılar bize. Şu an Türk sineması bu bahsettiğim yönetmenlerin filmleriyle biliniyor. Bir de her zaman Yeşilçam’dan etkilenmişimdir. Lütfi Akad ve Metin Erksan’ın açtığı yoldan ilerlemeye çalışıyorum. Kendimi öyle bir geleneğe bağlı hissediyorum ve Yeşilçam’ın nasıl bir fenomen olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.”
Ardından ikinci uzun metrajlı filmi “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” geldi. Başrollerini İlker Aksum ve Fatih Al’ın paylaştığı film, genç bir yönetmene yaşanabilecek en büyük gururlardan birini yaşattı: 2011’de 61. Berlin Film Festivali’nde ana yarışmada Altın Ayı için yarıştı. Film, aynı zamanda da, Teoman gibi sıkı edebiyat okurlarının gözdelerinden Barış Bıçakçı’nın aynı adlı romanın uyarlamasıydı. Teoman, romanı 2004’de okumuştu.

‘Küçük ama insani durumlar’

Dikkatli bir edebiyat takipçisinin yapacağı gibi romanın dilinde kendi sinema anlayışının izlerini görmüştü: “Genel olarak ben Barış’ın edebi tarzının karşılığını sinemada bulmaya çalışıyorum kendimce. Mümkün olduğunca sade bir şekilde küçük ama önemli insani durumları eksilterek ve laf kalabalığına girmeden, temelden bir yerden ele alarak kuruyor edebiyatı.”

Teoman’ın üzerinde çalıştığı üçüncü filmi ‘Evliya’, Batı Anadolu’da geçen bir salgın hastalığı konu alıyordu. ‘Bizim Büyük Çaresizliğimiz’, 2011’de Berlin’de yarışırken, ‘Evliya’ da Berlin Film Festivali Ortak Yapım Platformu’na (Berlinale Co-Production Market) seçilmişti.

‘Dürüst ve hesapsız olmak’

Ona göre sinemada tek bir kriter vardı; dürüst ve hesapsız olmak. “Yönetmen olarak bu işte saf kalmak istiyorsanız işinizi bir kariyer ve gişe hesabına dayandırmamanız lazım. Bir de önemli olan hep acemi olmaktır. Bir şeyde ustalaştığınız anda o zanaata dönüşür. En önemli şey eksilterek ve sade yapmak.”

Altyazı Dergisi’nin 100. özel sayısı için kaleme aldığı yazı, “Benim için sinemanın sanatının gücü ve büyüsü anlam dünyasının kapılarını aralayabilmesinde, insanlığa dair anlaşılması, tanımlanması zor, karmaşık durumları sezdirebilme yeteneğinde saklı” diyordu.

Yeni Sinema Hareketi’nin de içerisinde yer alan Teoman, heyecanlı, hızlı konuşan, hızlı düşünen, daha çok fazla çekecek filmi olan bir yönetmendi. Bizim de daha çekmesini dilediğimiz onlarca filmi vardı. Pek çok sinemacı, oyuncu, yapımcı, sinema yazarı dün arkadaşlarını kaybetti. Türk sineması ise geleceğe dair en büyük ümitlerinden birini…

Kaynak: Milliyet