Ata’mızı Ziyaret (19 Mayıs 2011)

Bayan Arıza tarafından 23 - Mayıs - 2011 tarihinde yazıldı.

19 Mayıs'ta Ankara'da olup Atatürk'ü ziyaret etmeyi planlamıştık. Tren ve uçak biletlerimizi önceden aldık ve adeta gün sayıyorduk.

Ankara'ya hareket

18 Mayıs Çarşamba akşamı arkadaşlarımla buluştuk, güzel bir akşam yemeğinden sonra, son kontrollerimizi yaparak Haydarpaşa Garı'na doğru yola çıktık. Trenimiz Fatih Ekspresi 23.30'da hareket edecek ve sabah 07.30 gibi Ankara'ya varacaktı. 23.00'te Haydarpaşa'ya vardık, birkaç güzel fotoğraf çektik ve beklemeye başladık. Anonsu duyduktan sonra Fatih Ekspresi birinci vagonda yerimizi aldık. Toplam beş pullman almıştık, ikisi arka arkaya çift koltuk, bir tanesi de karşısında tek koltuk. Tabii ki tek koltuğu tercih ettim çünkü yolculuklarda uyuyamam; bu nedenle uyuyacak arkadaşlarımı rahatsız etmek istemedim.

Trenimiz tam saatinde hareket etti, İzmit, Bilecik, Bozüyük, Eskişehir, Polatlı, Sincan derken 567 km giderek 07.50'de trenden indik. Hiç uyumamak beni biraz sarstı, malum önümüzde çok hareketli bir gün vardı.

Anıtkabir'e doğru

Trenden indiğimiz gibi Anıtkabir'e doğru yürümeye başladık. Tam saygı duruşu sırasında Anıtkabir'e ulaştık ancak resmi tören olduğunu ve resmi törenler bittikten yani saat 11.00'den sonra Anıtkabir'in halka açılacağını öğrendik. Bu bizim için büyük bir hayâl kırıklığı oldu. Çünkü onca yol gelmiştik ve törenleri izlemek istiyorduk. Vakit nakitti. Bu nedenle hayıflanmak yerine Anıtkabir'den sonra yapacağımız planı öne aldık ve Atakule'ye gitmeye karar verdik.

Kuşbakışı Ankara

Bir süre Anıttepe'de yürüdükten ve birkaç bakanlığın önünden geçtikten sonra Kızılay yönüne giden bir minibüse atlayarak Atakule'nin önünde indik. Vardığımız zaman saat 09.45 idi ve kapı 10.00'da açılacaktı. Biraz bekledikten ve İzmir'den gelen bir grup arkadaşla sohbet ettikten sonra 125 metre yüksekliğindeki Atakule'ye çıkmak üzere ücretlerimizi ödedik ve asansöre bindik. Yukarı çıktığımızda güvenlik görevlisinin uyarısıyla karşılaştık: "Koyu renk camlarda çekim yapmayın". Malum Ankara başkentti ve her yer güvenlik nedeniyle korunuyordu, çoğu zaman yolda yürürken ve fotoğraf çekerken bile uyarı aldık. Koyu renkli camlar ve bildiğimiz o klasik camlarla kaplıydı yukarısı ve tüm Ankara -deyim yerindeyse- ayaklarımızın altındaydı.

Birkaç fotoğraf çektikten sonra aşağıya indik ve hedefimizi Kızılay olarak belirledik. Çünkü tiyoları almıştık, görmemiz gereken birkaç yer vardı.

Kızılay'a 1-2

Kızılay merkezde taksiden indik ve önce Güvenpark'a gittik, biraz oturup dinlendik. Oradan Sakarya Caddesi'ne geçtik, Hosta'da döner yedik (tavsiye üzerine). Oradan Selanik Caddesi'ne (ki en sevdiğim cadde oldu, tam benlik!) geçtik. Ankara'daki konser mekânlarını, barları çok merak ediyordum. Birçoğunu da gördüm, ferah yerlerdi.

Kocatepe Camii'ni gördük ve tam Tunalı Hilmi'nin girişinde asıl hedefimiz Anıtkabir olduğundan taksiye atladığımız gibi Anıtkabir'e geçtik. Bu kez Anıtkabir halka açılmıştı, insanlar otobüslerle gelmişti. Çok kalabalıktı.

Ve nihayet Anıtkabir'deyiz

Önce Ata'mızın mozolesinin olduğu bölümü ziyaret ettik, içimizi kaplayan hüzne engel olamadık. Her yer insandı ve herkes huşu içindeydi.

Mozolenin olduğu binada "Hitabet Kürsüsü" yer almaktaydı. Mermer kürsünün tören meydanı cephesi dairesel geometrik motiflerle süslü olup, ortasında Atatürk'ün "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" sözü yazılıydı. Kürsü Kenan Yontuç'un eseri.

Mozole ise 72x52x17 metre boyutlarında uzunca dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş olup, ön ve arka sekiz, yan cepheler ise 14.40 m yüksekliğinde on dört kolonatla çevrelenmiş. Mozole cephesinde, solda Atatürk'ün Türk gençliğine hitabesi, sağda ise Cumhuriyet'in kuruluşunun 10. yıldönümünde söylediği Onuncu Yıl Nutku yer almaktaydı. Harfler taş kabartma üzerine altın yaldızla yazılmıştı.

Mozoleden sonra çok merak ettiğim "Anıtkabir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi" ne geçtik, buraya "Panoramik Müze" de diyorlardı. Sıramızı aldık ve içeri girdik. İçeride fotoğraf ve kamera yasaktı. Burada Atatürk'ün kullandığı eşyalar ve kendisine hediye edilen armağanlar ve giysileri teşhir edilmekteydi. Ayrıca Atatürk'ün balmumundan yapılmış heykeli de çok etkileyiciydi. Müzede ayrıca Atatürk'ün madalya ve nişanları ile manevi evlatlarından A. Afet İnan, Rukiye Erkin, Sabiha Gökçen'in müzeye armağan ettikleri Atatürk'e ait eşyalar sergilenmekteydi.

Genelkurmay Başkanlığı tarafından yenilenen ve yeni bölümler eklenen bu müze "Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi" adını almış ve 26 Ağustos 2002 tarihinde (Büyük Taaruz'un 80. yıldönümünde) ziyarete açılmış. Yeni düzenleme ile Atatürk mozolesinin altındaki 3000 metrekarelik alan müzeye dahil edilmiş ki her köşesinin manevi değeri var. Cumhurbaşkanlarının gömülmesi için ayrılan ancak kullanılmayan tonozlu bölüm, Atatürk devrimlerinin anlatıldığı sergi alanlarına dönüştürülmüş. Yeni bölümler eklenmesi ile müze, Atatürk'e ait eşyaların sergilendiği bir mekân değil, Çanakkale Savaşı ile Kurtuluş Savaşı'nın canlandırıldığı bir müze haline gelmiş.

Bu müzeyi dolaşırken insanları da inceledim. Dedeleri ile gelen torunlar, anne ve babasını elini tutan minicik çocuklar, bizim gibi gençler, anneler, babalar, teyzeler, herkes ilgili bir şekilde müzeyi dolaşıyordu.

Çıkışa doğru Atatürk'ün okuduğu kitapların olduğu bölüme girdik. Burada kitapları camla kaplı kütüphanelere yerleştirmişler ve türlerine göre ayırmışlardı. Atatürk'ün kitap okurken aldığı notları da gördük.

En son kısım ise hediyelik eşyalar bölümüydü. Buradan elde edilen gelir Anıtkabir Müzesi'ne gidiyordu. Rozet, kupa, kol saati, kravat, poster, saat, magnet, kol düğmesi vb. gibi birkaç çeşit hediyelik eşya vardı. Ben "K.Atatürk" imzalı bir kol saati ile magnet aldım.

Tüm Anıtkabir gezisi boyunca gözyaşlarımıza hakim olamadık. Bazı insanların gelip burayı kesinlikle görmesi gerekiyor! Bu ülkenin nasıl ülke olduğunu, nasıl vatan olduğunu anlamaları gerekiyor!

Pek merak ettiğimiz aslanlı yoldan yürüyerek, yaklaşık dört saat geçirdiğimiz Anıtkabir'den yine huşu içinde ayrıldık.

Aslanlı Yol'da ziyaretçileri Atatürk'ün huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 metre uzunluğundaki yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 oğuz boyunu temsil eden 24 tane aslan heykeli bulunmakta. Atatürk'ün Türk ve Anadolu tarihine verdiği önem nedeniyle, Anadolu'da uygarlık kuran Hititler'in sanat üslubu ile yapılan aslan heykelleri kuvvet ve sükûneti temsil etmekte. Yol traverten taşları ile döşeli. Yolun sonunda Türk bayrağı ve Çankaya görünmekte. Buradaki heykeller ise Hüseyin Anka Özkan'ın eseridir.

Kızılay'da bir bira

Anıtkabir'den sonra sevgili arkadaşım, burçdaşım Gülden'le sözleştik ve Kızılay YKM'nin önünde buluştuk. Yol boyunca bize rehberlik ederek Selanik Caddesi üzerinde bir mekâna götürdü. Bahçeli, efil efil bir yerdi. Tüm gün çok yorulmuştuk, aslında hedefimizde Ulus ve Gençlik Parkı vardı ama bizde hal kalmamıştı. Kalan zamanımızı muhabbet ederek geçirdik; hem bu vesileyle görüşmüş olduk hem de yorgunluğumuzu attık.

Elveda Ankara

Maalesef Ankara'dan ayrılma zamanı gelmişti. Malum uçak 21.00'deydi ve haliyle 20.00'de Esenboğa Havaalanı'nda olmamız gerekiyordu ve saat de 19.00 olmuştu. Gülden sağolsun ayrılana dek rehberliğini sürdürdü, bir daha ki gelişimizde Beypazarı'na gideceğimize dair söz verdik birbirimize ve taksiye atladığımız gibi havaalanına doğru yollandık. Uçağımızı beklerken kritik yaptık çay eşliğinde.

Ankara yemyeşil bir şehir. Her yer düzenli, caddeler geniş, trafik yok. Orada konuştuğumuz taksiciler trafiğin sadece belli noktalarda sabah ve akşam olduğunu söylediler. Yani İstanbul'daki gibi yirmidört saat süren trafik çilesi yok. Ayrıca peyzaj yönünden de Ankara mükemmel. Şehirde trafik olmadığı için Ankara'da ulaşım kolay ve pratik. İnsanlar sade, gösterişsiz ve düzgünler. Tipik Anadolu insanı. İstanbul'daki gibi karışık bir insan profili yok. Ve en önemlisi de çok güvenli bir şehir.

Tek eksiği deniz. Orada yaşamak güzel olabilirdi ama denizi görmek istediğimde ne yapacağım? Parklardaki göller beni kesmez ki? 🙂 Ben deniz insanıyım. Doğduğumdan beri hep denize yakın yerlerde yaşadım, memleketim de deniz kıyısında. Dolayısıyla Ankara tüm albenisine rağmen yaşayabileceğim bir kent değil.

Sabiha Gökçen'e pike yapmak

21.00 gibi kalkan uçağımız süper bir uçuştan sonra 21.40'ta Sabiha Gökçen'e vardı. Acayip yorulmuştuk ama tüm yorgunluğumuza değmişti. Birbirimizle vedalaştıktan sonra evlere dağıldık, ertesi gün mesai vardı ve bir daha ki gezi için çalışıp para kazanmak gerekiyordu.

Yasemin Kanat (23 Mayıs 2011 Pazartesi)

Not: Tam anlamıyla doğru bilgi olması açısından Anıtkabir ile ilgili bazı bilgiler vikipedia'dan alınmıştır.