Artemis Günebakanlı’dan Pearl Jam “Lightning Bolt” kritiği

Bayan Arıza tarafından 6 - Kasım - 2013 tarihinde yazıldı.

Söz konusu Pearl Jam olunca, 2009’da yazdığım Backspacer yazısının ilk cümlelerini aynen tekrar etmekte sakınca görmüyorum: “Her yeni Pearl Jam albümü, benim için bir sınav gibi. Hayatımda özel bir yere sahip olmaları, albümlerini değerlendirmemi zorlaştırıyor. Bir yandan heyecan, bir yandan hayal kırıklığına uğrama stresi. Yine de ‘Beğenmedim’ dememi engelleyecek kadar kör edici bir fanatiklik içinde değilim.”

Kariyerinde 23 yılı deviren Pearl Jam hala dünyanın en iyi konser gruplarından biri. Öyle ki, imkanım olsa turnelerini baştan sona izlerim. Bu gerçeği bir kenara koyalım. Ne var ki grubun 2000’lerde yayımladığı albümlerin verdiği hissiyat, konserlerin yanına yaklaşamıyor. Binaural ve Riot Act‘e torpil yapıp daha yukarıda konumlandırsam da 2006’daki Pearl Jam ve 2009’daki Backspacer’dan bugüne hiçbir iz kalmadı. Dört yıllık aradan sonra gelen Lightning Bolt, ilk single’ı Mind Your Manners ile dinleyiciyi yine saçma sapan bir hız tutkusuyla karşı karşıya bırakacağı düşüncesini uyandırmıştı. Korktuğum başıma gelmedi. Kısmen.

Albümü açan Getaway insanı havaya sokmakta zorlanmıyor. Peşinden gelen Mind Your Manners iyi bir punk şarkısı. İtirazım yok. Tipik ailenin belalarından bahsetme parçası My Father’s Son‘da sıkıntı ufak ufak kendini gösteriyor mu derken, Eddie Vedder‘dan uzun zamandır duymadığımız vahşilikte vokaller gönlümüzü alıyor.

Albümün ikinci single’ı Sirens, bence 4-5 yıl sonraki konserlerde albümden ziyaret edilen tek şarkı olacak. Mike McCready‘nin akıl durduran performansıyla insanı mest eden bir power balad. Sirens dinleyeni ne kadar yükseltiyorsa, albümün isim şarkısı Lightning Bolt da o kadar hızlı düşürüyor ve dinlenmeden geçilecek şarkı unvanını kimselere kaptırmıyor. Neyse ki inceden Vitalogy ve No Code tınılarına sahip Infallible ve Pendulum (bu ikili art arda albümün doruk noktasını oluşturuyor) durumu kurtarıyor. Eddie Vedder insanın yanılsamalarından, işte geldik gidiyoruz temasına geçiyor. Bu aralar konserlerinde açılış parçası yapıyorlar Pendulum’u. Albümde canlı izlemek isteyeceğim birkaç şarkıdan biri. Kimi eleştirilerde sözleri çok yavan bulunsa da müzikal yapısıyla insanın derinine nüfuz ediyor. Basit ve etkili.

Pendulum sonrası albüm yavaş yavaş inişe geçiyor. Swallowed Whole radyoda gün içinde duyup unutacağınız yüzlerce şarkıdan biri. Let The Records Play düpedüz sıkıcı. Vedder’ın iki yıl önce çıkan solo albümü Ukulele Songs‘da yer alan Sleeping By Myself, doğal olarak Into the Wild havası yayıyor. Yellow Moon, Vedder’ın derinlikli vokali, Boom Gaspar‘ın usul piyanosu ve yine McCready’nin gitarıyla grubun fabrika gibi üretebildiği iyi baladlardan. Kapanışı geleceğe dair umut barındıran, yaylılar ve back vokallerle insanı yumuşatan ve insana açık havaya çıkma isteği veren Future Days yapıyor.

Lightning Bolt, genele bakarsak kötü bir albüm değil. Standardın üstünde bir Amerikan rock albümü. Ancak Pearl Jam’den kimse standardın üstünde bir Amerikan rock albümü beklemiyor. Hiçbir zaman beklemedi. Yirmi küsur sene önce en tepeye yerleşti çıta ve aşağı inmedi, inmeyecek. Dolayısıyla bu radyo dostu, sıcak, dünyaya iyimser gözlerle bakan şarkıların heyecan uyandırmaması normal. Pearl Jam’den 15 dakikalık jam’ler ya da tamamen deneysel işler dinlemek benim için geleneksel, güvenli rock şarkıları dinlemekten daha tercih edilir. Lightning Bolt yine de son iki albüme kıyasla taze bir nefes gibi ve dinleyicisini hayatta tutmak için gerekli azami umudu barındırıyor. Pearl Jam korkutuyor ama öldürmüyor.